SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR

Dev bir kitap...

Kitaplığınızdaki en kalın kitap kaç sayfadır?

800, 1000, 1500, 2000...

Kıskandırmak için söylemiyorum ama... Bendenizde bir kitap var; tam 2785 sayfa...

Adı: “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e, Kadınlara Çocuklara ve Azınlıklara Karşı Ayrımcılık, Şiddet ve Sömürü”

Yazarı: Prof. Dr. Mehmet Semih Gemalmaz...

Kitap baştanbaşa bir bilgi hazinesi... Üzerinde pek çok dedikodu ve yalan üretilmiş konuları, sağlam kaynaklara dayanarak gerçeklerle buluşturuyor. Geçmişin karanlık köşelerini aydınlatıyor. Kamu Hukuku Profesörü Mehmet Semih Gemalmaz’ın bu alanlardaki bilgileri derleyip kitabı oluşturması 4 yılını almış... En küçük bir düzeltme yanlışı göremiyorsunuz kitapta.

Üst üste iki tuğla kalınlığındaki kitabı hazırlayan ve yayınlayan Homer Yayınevi sahibi Ayşen Boylu ile konuşuyoruz...

O da kitabın hazırlığı ve basımının iki yıl aldığını belirtiyor...

Fiyatı mı? İnanılmaz bir rakam.. Sadece 220 lira...

Bu kitabı bu fiyata satarak nasıl para kazandıklarını soruyoruz...

Hem Prof. Gemalmaz, hem Ayşen Hanım aynı yanıtı veriyor:

- Böyle bir kitaptan para kazanılmaz, böyle eserler de zaten para kazanmak için yazılmaz...

Kitabın ilk sayfasında yazarın şu notu gözümüze çarpıyor:

“Bu çalışma bilimsel yetkinliğini cömertçe paylaşarak yeni dünyalar keşfetmemizi yönlendiren ve yüreklendiren ödünsüz çalışma ve üretme disipliniyle ışığımız olan... Değerli hocam Sayın Prof. Dr. Ahmet Mumcu beye ithaf edilmiştir.”

Bu derya gibi kitaba emek verenleri yürekten kutluyoruz...

SÖZ

Refik Halid Karay’ın şu sözünü Ergenekon acısı içindeki masum insanlara gönderiyoruz:

“Bazı insanlara kızıyor, bazı insanlardan kötülük görüyorsan, günün birinde onların nasıl dize geldiğini ancak uzun yaşamakla görürsün. Hayatta en büyük intikam yaşamaktır. Ben yaşadım ve zamanın benimle uğraşmış olanlardan nasıl intikam aldığını gördüm...”

DAVA

Ergenekon davası başladıktan 12 yıl sonra tüm sanıkların beraatiyle sonuçlandı... Kısacası: Kumpas çöktü...

Ve geriye trajik anılar kaldı...

İlhan Selçuk’un gece yarısı yataktan kaldırılıp tutuklanışı... Türkan Saylan hocamızın evinin suçlular gibi aranışı... Toprağı kazınca şıp diye bulunan bombalar... Sahte kanıtlar... Yalancı tanıklar... Hapiste ölenler... Sakat kalanlar... Oğlu, kardeşi, abisi haksız yere tutuklandığı için kahrından ölen yaşlı insanlar... Ziyaret için yıllarca Silivri’ye taşınan acılı aileler... Parasız, yapayalnız kaldıkları yetmezmiş gibi çevrelerinden vatan haini muamelesi gören masumlar...

Demek hepsi kumpasmış! Ve ülkenin yurtsever insanlarına (araya bir miktar da fanatik katarak) düzenlenen bu saldırı demek sadece senaryo imiş. Yargı 12 yıl sonra anladı!

Bu süreçte acınası kimi durumlar mı?

Medyanın yüzde 80 oranında kumpasa inanmış gibi davranması...

İkinci cumhuriyetçi, PKK’cı, soldan dönme liberal, ABD ve AB iltisaklı “aydın”ların “Oh oh! Askeri vesayet sona eriyor” diye kumpasa (gerçeği görebildikleri halde) destek olması... Nicelerinin hapis korkusuyla susup oturması... Acı sahnelerdi...

Nice hayatlar çalındı, nice masum insan yıllarca manevi işkenceye tabi tutuldu... Niceleri ömür boyu acıya mahkûm edildi.

Bütün bunlar “pardon” diyerek geçiştirilecek mi?

Devlet ve hukuk...

Atatürk 1925 yılı 5 Kasım günü Ankara Hukuk Fakültesi’nin açılışında konuşuyor. Özetle diyor ki:

“Türkler 1453 yılında muazzam bir zaferle İstanbul’u fethetmiştir.

Askeri alanda bu zaferi kazanan Türkler hukukçuların direncini kıramamış, matbaayı getirebilmek için 300 yıl beklemişlerdir.”

Atatürk’ün bu sözlerini Prof. Ahmet Mumcu’nun geçenlerde raflara çıkan “Türkler; Devlet ve Hukuk” (Turhan Kitabevi) adlı kitabından alıntıladık. Profesör Mumcu, kitabında, tarih boyunca Türklerin devlet ve hukuk serüvenini anlatıyor. Hukuk devletlere nasıl yön veriyor, Türklerin kurdukları devletler neden sürekli olamıyor? Kitapta bu sorulara yanıtlar buluyoruz...

TATİL

Tatil zamanı geldi
Okurlarımızın iznini rica ediyoruz...

Yazının devamı...

Ankara’da sıkıntı!

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş şu sırada en sıkıntılı belediye başkanı sayılabilir. Çünkü daha kolları sıvamadan önemli atamaları yapamaz oldu. Mansur Yavaş’ın belediye şirketlerinden Halk Ekmek’e yönetici ataması bilindiği gibi Çevre Bakanlığı’nın genelgesine takıldı. Konu mahkemeye intikal etti. Mahkeme süreci devam ederken iktidarın bu konuda bir yasa çıkaracağı ve şirket yöneticilerini atamanın yasayla belediye meclislerine bırakılacağı söyleniyor.

Bu arada... Mansur Yavaş, göreve gelmesinden bu yana 3 ay geçmesine karşın genel sekreterini de atayamadı. İçişleri Bakanlığı’nın ilk önerdiği isme onay vermediğini anımsatan Yavaş, arayışların sürdüğünü belirtiyor...

İstanbul’a yönelik uygulamanın ne olacağını bilmiyoruz, çünkü seçim yeni bitti...

Eğer her iki büyük kentte iktidarca “eli kolu bağlı belediyecilik” modeli uygulanacaksa... Bu kuşkusuz başkanları ve iki büyük kentin insanlarını sıkıntıya sokar.

Peki, bu modelin iktidara faydası olur mu? Herhalde seçimin ortaya koyduğu gerçekleri göz önüne alarak bu konuda doğru bir değerlendirme yapacaklardır.

AKDENİZ'DE BOĞULMAK!

Akdeniz’de boğulmaktan kurtardığı göçmenlerle yaklaşık 16 gün yanaşacak liman arayan Sea-Watch 3 yardım gemisi, sonunda kahraman kaptan Carola Rackete’nin cesur manevrasıyla Lampedusa limanına yanaştı. Kadın kaptan, kendisini önlemeye çalışan hücumbota çarptığı ve limana izinsiz girdiği için gözaltına alındı.

Geçen ocak ayında aynı şekilde 48 göçmeni taşıyan iki gemiye Malta, İtalya ve İspanya yanaşma izni vermemiş, gemiler haftalarca açık denizde beklemek zorunda kalmıştı.

Libya’nın petrolüne el koymak için bu ülkeyi karıştıran, iç savaş çıkaran, günlerce bombalayan ve Kaddafi’nin cesedini sokaklarda sürükleten Batı, şimdi de yuvalarını dağıttığı insanları Avrupa’ya sokmamak için öldüresiye mücadele veriyor.

İtalya ve İspanya başta olmak üzere AB ülkelerinin Akdeniz’de boğulan insanları kasten kurtarmadığı kulaktan kulağa dolaşıyor.

Avrupa kapitalizmi işte bu... Dünyaya bol bol uygarlık ve insanlık dersi verirler. Ama ucu kendi çıkarlarına dokunursa insanlık adına tüm bildiklerini unuturlar. Türkiye’nin 4 milyon mülteciyi barındırıyor olması da onları hiç mahcup
etmez... Etmiyor...

CİDDİYET

CHP’nin iktidar olmak için öncelikle bir parti programı oluşturması gerektiğini yazmıştık. Gazetede haber gördük. Genel Başkan Yardımcısı Fethi Açıkel koordinasyonunda 2008 yılı programının yenilenmesi için çalışmalar başlatılmış.

Batı’daki sosyal demokrat partiler iktidar programını masa başında hazırlamaz. İşe bölge kurultayları, meslek kurultayları düzenleyerek tabanın görüşü alınarak başlanır. Parti üyeleri her aşamada program hazırlığına katılır. Sendikalar, meslek kuruluşları, ilgili dernekler ve sivil toplum kuruluşlarının görüşleri alınır. Günler süren büyük kurultayda program tartışılır. Komisyonlar çalışır. Son metin de yine parti il- ilçe örgütleri ve sivil toplum kuruluşlarının görüşlerine sunularak üzerinde son düzeltmeler yapılır.

İktidar programını geniş katılımla hazırlamak gerekir.

KADEV

Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi diploma töreninde mezunlara diplomaları eşliğinde kırmızı kurdeleye bağlı şu not verildi:

“Ben Kadriye,

Bu kurdele benim belime 15 yaşındayken fikrim, duygularım sorulmadan bağlandı. Çevremde senin gibi mesleki sorumluluğuyla müdahale edebilecek, hakkımı savunabilecek, eğitimli bir insan yoktu. Başka çocuklar çocuk yaşta evlendirilmesin diye onlar için elinden geleni yap.

Unutma, onların geleceği sana bağlı... KADEV”

NOT: 15 yaşında evlendirilmek bir yana... Biz Kayseri’nin ilçelerindeki okullarda 7-8 yaşlarında ana babaların anlaşmasıyla nişanlanan kız çocukları gördük, onlarla konuştuk. Kimi nişanlandırıldığı çocuğu tanımıyordu, kimisi tanıyor ama sevmiyordu. Ama hiçbiri büyüklerinin önünde buna itiraz edecek durumda değildi. İtiraz etseler de faydası yoktu.

AF

Yerel seçim sürecinde mahkûm affı konusu da sık sık gündeme geldi. Hep söylenir... Hapisteki insanlara yapılacak en büyük işkence af umudu vermek sonra yan çizmektir. Bu konu siyasi tartışmalara malzeme yapılmamalıdır...

Af deyince... Haldun Hürel’in “Eski İstanbul’a Yolculuk” adlı kitabından birkaç renkli satır...

Padişah Abdülhamit zaman zaman mahkûmları affedermiş. Resimlerine bakar, suratını beğenmediklerini “Bu meymenetsiz” diyerek af dışı bırakırmış. Suratı meymenetli olan kurtulurmuş...

Yazının devamı...

Necip Celal...

Viyana Müzik Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Ertuğrul Sevsay, olağanüstü bir çalışmayla ilk Türk tango bestecilerimizden Necip Celal Andel’in (1908-1957) yaşamı ve müziğini kapsayan iki ciltlik bir eser oluşturmuş. Necip Celal’in “Mazi, Özleyiş, Suna, Kimse Sevgimi Bilmez” gibi tangoları hâlâ hatırlanır, hâlâ çalınır, hâlâ duygulandırır...

Prof. Ertuğrul Sevsay:

- Bu eseri Necip Celal’in ailesinin lütfedip bana verdiği, ölümünden sonra ilk defa açılan 3000’den fazla görsel ve yazılı belge içeren arşivini inceleyerek oluşturdum, diyor... Oğlak Yayınları’ndan çıkan resimlerle bezenmiş kitabın birinci cildinde Necip Celal’in hayatı ve sanatı ile yaşadığı yılların İstanbul’u anlatılıyor. İkinci cildinde Andel tangolarının notaları, icrası, yorumu hakkında bilgiler veriliyor. Kitabın arkasında Andel’in bütün tangolarını içeren, Band O Neon orkestrası tarafından doldurulmuş bir CD yer alıyor.

Ve bir sürpriz... Necip Celal’in arşivinden hiç seslendirilmediği sanılan Fenerbahçe Marşı’nın notaları da çıkmış... Yakında ilk kez dinleyeceğiz.

Son derece özenle hazırlanıp basılmış bu kitap Cumhuriyet’in sembol isimlerinden Türkan Saylan’a ithaf ediliyor. Kutluyoruz Sayın Prof. Ertuğrul Sevsay’ı... Tangoları Türkiye’de yakın bir zamanda Band O Neon orkestrasından dinlemek için sabırsızlanıyoruz...

YARIŞ

Ahmet Davutoğlu yeni parti kuruluşu için Anadolu turuna çıkıyormuş... Ali Babacan AKP’den istifa edeceğini Cumhurbaşkanı’na bildirmiş, Abdullah Gül ile birlikte sonbaharda partiyi kuracakmış...

Acaba CHP’de de bir iktidar hazırlığı var mı?

Mesela halkın taleplerini almak için yerel kurultaylar, meslek kurultayları düzenlemek, sonrasında günler sürecek bir program kurultayı düzenleyerek iktidar programı hazırlamak CHP’nin gündeminde var mı?

Tavsiye...

AKP’nin ilk Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış, çarpıcı açıklamalar yaptı. 2012 yılında Suriye konusunda dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nu uyaran Yaşar Yakış ona Atatürk’ün dış politikadaki 5 tavsiyesini anımsatmış. Atatürk’ün 1934 yılında Dışişleri Müsteşarı Numan WMenemencioğlu’na verdiği tavsiyeler şöyle sıralanıyor:

. Birincisi, Rusya’yı kışkırtmayın…

. İkincisi, komşularımızın iç işlerine karışmayın.

. Üçüncüsü, Arap ülkelerindeki ihtilaflara taraf olmayın.

. Dördüncüsü, Batı ile iyi geçinin ama bunların emperyalist şeylerine alet olmayın.

. Beşincisi, sizden akıl sormadıkça siz kendinizden akıl veren olmayın.

Bakan Davutoğlu bu tavsiyelerle hiç ilgilenmemiş.

Bu tavsiyelere uyulsa bugünkü Suriye sıkıntıları yaşanır mıydı?

ASKER

Askerlik yasasıyla ile ilgili avukat Erdem Akyüz’ün notlarından ikisini buraya iliştirelim:

- Meclis TV’de de görüldüğü üzere yasanın görüşmelerinde, Meclis’te en ön sıranın arkasından itibaren bütün sıralar tamamen boştur. Yasa, gerekli incelemeler yapılmadan ve yeterli çoğunluk olmadan kabul edilmiştir.

- Türkiye’nin sınırlarının bu kadar tehlikelerle dolu olduğu ve savaş seslerinin yükseldiği bir dönemde bu yasanın bütün partilerden önemli bir itiraz olmaksızın kabul edilmiş olması üzerinde düşünülmesi gereken bir sorundur.

PISA

Son LGS sınavlarında öğrenciler yine en çok matematikten başarısız oldu. 80 dakikalık süreye karşın öğrenciler matematik sorularının yüzde 40’ını boş bıraktılar. Matematikte 72 bin öğrenci sıfır çekti...

İlköğretim çağındaki çocukların akademik performansını ölçen OECD’nin geliştirdiği PISA adı verilen bir sistem var. PISA 15 yaşındaki gençlerde fen, matematik ve okuma becerilerini ölçüyor. Biz bir türlü ilk 40 ülke arasında yer alamıyoruz.

Nedir temel eğitimdeki bu müzmin başarısızlığın sebepleri? Bunu araştırmak yerine hâlâ matematik dersi zorunlu mu olsun seçmeli mi, tartışmasındayız...

Yazının devamı...

Ne malın var?

Ekrem İmamoğlu seçimden önce söz verdiği gibi kendisinin, eşinin ve babasının mal varlığını açıkladı. Müteahhit aileye ait uzun liste üzerinde laf jimnastiği gecikmedi:

“Çok laf yalansız çok mal haramsız olmaz.”

Eğer fakir bir mal varlığı açıklasaydı bu defa:

“Kendine hayrı olmayan adamın bize ne hayrı olacak?” denecekti.

Bildirimde belirtilen mal mülk yasal yollardan edinilmiş mi? Vergisi ödenmiş mi? Önemli olan bunlardır. İmamoğlu görevi bitirirken de mal varlığını açıklamalı, görev sırasındaki edinimlerini kamuoyu görmelidir.

Bu açıklama örnek olmalı. Türkiye’de bütün belediye başkanları hem görev öncesi hem görev sonrası mal bildiriminde bulunmalıdır. Vakit geç değil. Mevcut belediye başkanları göreve başlayalı henüz 3 ay oldu. Her biri eşleri ve yakınlarının mal varlığını kamuoyuna hemen açıklayabilir. Halk, başkanlara yönelik böyle bir talepte bulunmalıdır.

BAL

Almanya’nın Ankara Büyükelçisi Martin Erdmann, kendisiyle yapılan röportajda elçilik bahçesinde arı yetiştirdiğini saf bal ürettiğini anlatıyor. Haberi duyanlar Almanların üretici enerjisini övüyor...

Twitter’da bu habere not düşen Davut Kavranoğlu diyor ki:

“Bizim Berlin Büyükelçiliği-mizde de yıllardır arıcılık yapılıyor ve üretilen bal misafirlere ikram ediliyor. En son Berlin ziyaretimizde bize de ikram etmişlerdi. Bu işi de daha önce orada çalışan büyükelçilik görevlisi Rizeli bir hemşehrim başlatmış. Yani bu işin patenti bizde...”

DİGİ

Digitürk’te film kanalları var... Geceleri insanlar ekran başına oturup bu kanallarda yabancı film izliyor.

Gösterilen filmlerin tamamına yakını Amerikan yapımı, ikinci üçüncü sınıf filmler. Sürekli vurdu, kırdı, cinayet, uyuşturucu bağımlılığı, manyaklık izliyoruz.

Bu filmler kimler tarafından, hangi kriterlere göre seçiliyor?

Seçenlerin kültür düzeyi nedir?

Bu tür filmlerle ülkede nasıl bir kültür oluşturulmak isteniyor.

Bilmiyoruz...

Sadece şunu söyleyebiliriz...

Bu filmler çağdaş bir ülkenin kültürüne hizmet eder cinsten değildir.

HİDAYETE ERMEK...

ABD’deki İslamilik Vakfı her yıl çeşitli ülkelerin ne ölçüde İslamiyet’e uygun yaşadığına ilişkin değerlendirme yapıyor. 2018 yılındaki sıralamada birinciliği Yeni Zelanda aldı. Hiçbir Müslüman ülke ilk 40’a giremedi... Bir ülke, hukuk, siyasi haklar, insan hakları, uluslararası ilişkiler bakımından İslami kriterlerle ne kadar uyumluluk gösteriyor, ne kadar “İslami” yaşıyor? Çalışmada bu kriterler esas alınıyor.

Sözün burasında Cemal Kutay’ın “47 GÜN... Sultan Abdülaziz’in Avrupa Günlüğü” adlı kitabındaki satırlar aklımıza geliyor.

Avrupa gezisine çıkan ilk padişah olan Abdülaziz’in yurda dönüşünden sonra seyahate katılan zevat, Sadrazam Ali Paşa’nın konağında geziyi değerlendirmektedir. Seyahate katılanlardan Ömer Faiz Efendi söze çarpıcı bir cümleyle girer:

- Paşa Hazretleri, bu memleketlerden her şeyi alalım hatta Müslümanlığı bile alalım...

Herkes şaşkın şaşkın bakarken Ömer Faiz Efendi devam eder:

- Evet paşa hazretleri, evet efendimiz, Müslümanlığı dahi bu memleketlerden alalım çünkü onlar ilim, irfan, medeniyet, çalışkanlık, adalet, müsavatları (eşitlik) ile Müslümanlığın asıl emirlerini Hıristiyan oldukları halde tatbik ediyorlar, yani bilmeden hidayete mazhar olmuşlar.

Bu konuşmaların geçtiği sene 1867... Yani bundan 152 yıl öncesi...

Yazının devamı...

Herkes kazandı...

Türkiye kazandı, herkes kazandı...

Ne mutlu bize, çatışmasız, olaysız, pürüzsüz bir seçimi geride bıraktık...

Binali Yıldırım’ın sayım bitmeden yaptığı açıklamayla Ekrem İmamoğlu’na teşekkür etmesi, seçim öncesindeki “Onu çalıştırmazlar” söylentilerini “Ona destek olacağız” sözleriyle kırıma uğratması günün ilk güzel haberiydi.

Türkiye bu seçimle pek çok şey kazandı...

Halk sandıkta yönetimleri değiştirebileceğini gördü. Yarına ilişkin güven kazandı.

Türkiye sıradan bir Ortadoğu ülkesi olmadığını göstererek dünyanın gözünde prestij kazandı.

Milleti ayrımsız kucaklayan üslupla birlikte toplumsal barış kazandı.

Bu sonuçla halkı birleştirici, kaynaştırıcı siyaset tarzı kazandı

Kaybetmiş görünenler de kazandı.

Cumhuriyet ve demokrasi kazandı...

Çağdaş siyasetin yolu açıldı...
Bu yoldan yürünürse çağdaş dünyayla yarışan bir Türkiye’nin yurttaşları oluruz. Bize yakışan gelecek budur...

Umudumuz ve dileğimiz bu yöndedir...

ÖFKE

Tartışmalarda kavgalar neden çıkar?

Ünlü filozof Schopenhauer, sebebini şöyle anlatır:

“Tartışmanın taraflarının herhalde bilgi birikimi bakımından olduğu kadar zekâ ve yetenek bakımından da birbirinin olabildiğince dengi olması gerekir.

Eğer birinin bilgi eksiği varsa diğerinin ortaya koyduğu tez ve kanıtlara karşılık veremeyecektir. Eğer zekâ ve kavrayış bakımından da yetersiz ise çok geçmeden içinde uyanacak olan öfke ve hiddet nöbetleri onu tartışmada her türlü çirkin hile ve bahaneye başvurmaya hatta bayağılaşmaya kadar götürecektir. “

Tartışmalara birbirinin dengi ve edepli kişiler çağırın, yoksa kavga gürültü kaçınılmaz olur.

POLİS

İstanbul’un adı üzerinde yine tartışma çıktı. Şehrin adı “İslambol”dan gelir diyenler oldu. Sonunda doğruya varıldı; İstanbul’un adı Yunanca “istin polis” yani “şehre doğru” deyiminden evrilerek oluşmuştur.

Çok genç yaşta kaybettiğimiz dil uzmanı Suat Yakup Baydur (1912- 1953) bu konuda ek bilgiler verir. Örneğin ona göre bizim Bolu kentinin adı da “polis”ten bozmadır. Dahası... Gelibolu, Safranbolu, Hayrabolu, İnebolu gibi ilçelerin sonundaki “bolu” eki de yine “polis”ten gelmedir. Onun tespiti budur...

ENİS

Geçen hafta sonu aramızdan ayrılan ünlü tiyatro sanatçısı Enis Fosforoğlu’nu (71) dün dostları ve sevenleriyle birlikte Moda Camii’nden sonsuzluğa uğurladık.

Yakın dostları Enis’in sıkıntılı günler yaşadığını anlattılar

Sıkıntıları çoğunlukla mesleğinden uzak kalmasıyla ilgiliydi...

Namusuyla yaşadı, sanat çıtasını hiç aşağı düşürmedi, ardında tertemiz ve onurlu bir ad bırakarak ayrıldı aramızdan...

Saygıyla...

100

Atatürk Samsun’a çıktıktan sonra ilk büyük mesajı 22 Haziran 1919’da Amasya Tamimi (genelgesi) ile verir.

Cumhuriyet ve demokrasinin temeli sayılan bu genelgenin ışığı tek cümlede parlamaktadır.

“Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.”

Amasya Genelgesi’nin tam 100. yılındayız...

AZRA

TV’de bir açık oturumda Abdullah Öcalan’ın mektubundan laf açılınca, yazar Azra Kohen açtı ağzını, yumdu gözünü, dedi ki:

“Siz gerçekten benim önümde Öcalan’ı mı tartışıyorsunuz? Ben burada bir teröristin lafını konuşmak istemiyorum. Terörist olarak alıp hapse koyduğumuz bir adamı bu kadar yüceltmeyelim” dedi ve masadan kalktı... Tebrikler Azra Hanım...

Yazının devamı...

Polisiye tedbirler!

CHP’nin seçim görevlileri pazar günü alacakları tedbirleri anlatıyor:

. Seçim öncesi çalışmaya sabah 05’te başlayacağız. Önce okulların içi gezilecek, okulun hiçbir köşesinde önceden hazırlanmış oy pusulası bulunmadığından emin olacağız.

. Her okulda bir kat görevlisi ve avukat bulunacak.

. Sandıkta görevlilerimiz sıkıştığı anda avukatlarımıza başvuracak.

. Her pusulanın mühürlenmesini sağlayacak, dışarıdan pusula girmesini önleyeceğiz.

. Oyların konulduğu torbalar kapatılıp mühürlendikten sonra sandık kurulu başkanına bir üyemiz arabaya kadar eşlik edecek, okulun içerisinde hiçbir yere uğramadığından emin olacak.

. Oyları ilçe seçim kuruluna götürecek araba aranacak, araç içinde başka bir torba olmadığından emin olacağız. Aracın yolda bir yere sapmadığından emin olmak için arabalarımızla izleyeceğiz.

. İlçe seçim kurullarında 10’ar görevlimiz olacak... Bunlardan 2’si arabayı kapıda karşılayacak. Oylar ilçede genelde spor salonlarında toplanıyor. Salonun birden fazla girişi olabilir. Oy torbalarının gireceği kapının dışındaki girişlerde de diğer arkadaşlarımız bekleyecek ki buralardan farklı şekilde girişler olmasın, başka oy pusulaları taşınmasın.

CHP’nin tedbir paketi böyle başlıyor, sayfalarca sürüyor...

Acaba transfer mi?

Uluslararası İlişkiler uzmanı Prof. Ömer Kürkçüoğlu dostumuz mesaj geçmiş...

Der ki:

- Türkiye, 1945’teki Sovyet tehdidinin etkisiyle NATO’ya girdi. Şimdi ise ABD’nin olumsuz etkisine karşı Rusya ile yakınlaşıyoruz. Rusya’yla yakınlaşma nedeniyle NATO’yla ilişkiler geriliyor. Bakın zaman nasıl zıtlıklar doğuruyor. Yine de NATO’yla ilişkileri korumakta yarar var. Türkiye NATO’dan ayrılacak olursa, büyük olasılıkla Kıbrıs Rum Yönetimi NATO’ya alınır ve Yunanistan Türkiye karşısında daha da cesaret bulur. Hatta, İsrail’in NATO’ya alınmasına giden yol bile açılabilir.

NOT: Bazıları Ankara’nın S-400 ısrarını ‘Türkiye askeri blok değiştiriyor’, diye yorumluyor. Alkışlıyor. İyi de bu geçiş böyle olmaz. Yıllarca süren hazırlık gerektirir. Hazırlıksız bir girişim bizi iki arada bir derede bırakır.

SAYIM

Seçimde Maltepe ilçe seçim kurulunda üye olarak görev alacak bir avukatla konuşuyoruz...

- Sizce bu seçimde kural dışı oyunlar olabilir mi?

- Ben böyle bir şey beklemiyorum... Çünkü her sandıkta partilerin temsilcisi bulunacak. Oyları sayacağız, tutanakları tutacağız, oy torbalarını ilçe seçim kuruluna yollayacağız... Ben 31 Mart’ta aynı kurulda görevliydim. Hiçbir aksaklık olmadı...

- Bu defa sandık başında stres daha fazla olacak gibi...

- O kuşkusuz... Belki geçersiz oyların sayımında sandık üyeleri arasında tartışma olabilir. Oy geçerli mi, geçersiz mi tartışması yaşanabilir. Bu yüzden vatandaşların mührü doğru basması gerek. Mühür doğru basılırsa sayımda başka sorun çıkacağını sanmıyorum.

MODA

Arapçadan olduğu gibi İngilizce ve Fransızcadan da kafamıza göre sözcükler türetmekteyiz...

Örneğin “moderatör” sözcüğü İngilizce ve Fransızcada kolaylaştırıcı, yatıştırıcı, ılımlılaştırıcı anlamındadır.

Bir tartışmayı yöneten kişi için de kullanılıyor.

Ancak bazılarımız bu sözcüğün genel anlamda “yönetici” için kullanıldığını sanıyor.

Her türlü “yönetim” anlamında “moderasyon” sözcüğünü kullanıyor.

Şirket moderasyonu, diyene bile rastlanıyor.

Kendi dilini zenginleştirmek yerine dışarıdan sözcük ithal edip uydurma kolaycılığı insanı böyle madara ediyor.

(Fatih Kilislioğlu’na teşekkürle...)

JAPON

Hafta sonunda bir Japon diplomatla sohbet ediyorduk...

Bir ara:

- Türkiye’deki göreviniz ne zaman bitiyor, diye sorduk...

- Bilmiyorum, dedi..

- Neden? Belli bir görev süreniz yok mu?

- Hayır yok... Her an tayin emri gelebilir.

- Türk diplomatın içeride ve dışarıda kaç yıl görev yapacağı bellidir.

- Bizde belli değil, bazen bir yıl olur, bazen yıllarca görevde kalırsınız...

Böyle belirsizlikler sadece bizde olur sanıyorduk. Japonlarda da varmış...

Yazının devamı...

En sıcak temmuz

Yunanistan’da seçime 3 hafta kala Başbakan Çipras pek de yabancımız olmayan bir manevra yaptı... Önce Savunma Komitesi’ni olağanüstü toplantıya çağırdı. Ardından yaptığı açıklamada AB’yi Türkiye’ye karşı yaptırım uygulamaya çağıracaklarını bildirdi. Doğu Akdeniz’de Yunanistan, Güney Kıbrıs, İsrail, Mısır ittifakı giderek güçleniyor. ABD ve AB bu ittifakı açıkça destekliyor. Cesaret bulan Kıbrıs Rumları, Türk kıta sahanlığında petrol sondajı yapan Fatih gemisinin mürettebatı hakkında tutuklama kararı çıkardı. PKK Güneydoğu’da saldırıları sürdürüyor. Suriye’de rejim güçleri İdlib’de gözlem noktalarına saldırıyor. ABD S-400 baskısını artırıyor. Washington bizi sadece F-35 programından çıkarmayı değil, askeri ve ekonomik ambargo uygulamayı da planlıyor. Bunaltıcı sıcaklar başlıyor.

MAL

Moderatör İsmail Küçükkaya programa katılan iki adaya mal bildiriminde bulunma konusundaki düşüncelerini sordu. İki aday da teoride olumlu konuştular. Pratikte bu sözlerini ne kadar tutacaklarını zaman gösterecek.

CHP’li emektar siyasetçi Kemal Anadol bu yılın başında CHP’ye bir çağrı yaparak, belediye başkan adaylarının kendileri ve yakınlarının mal bildirimini zorunlu tutmasını önermişti. CHP’den ses çıkmadı. Tabii bu ilkeyi yalnızca CHP’nin uygulaması yetmez. Bütün partiler katılmalı. Adaylar yıllar içindeki kazançlarını, ödedikleri vergileri vs. eğer sorulursa açıklayabilmeli. Siyasi ahlak bunu gerektirir...

KEYİF

Bir köşe yazarı Arapça kelime kullanmaya özenmiş... Saniye farkıyla olup biten olayı anlatmak için araya “saniyen” sözcüğünü sıkıştırmış. Saniye Arapça ikinci demek.. Saniyen “ikinci olarak” anlamında... Dakika - saniye ile ilgisi yok.

Bir başka meslektaş “yakinen” sözcüğünü “yakınlığı” anlatmak
için kullanıyor.

Bu sözcüğün de yakınlık-uzaklık ile ilgisi yok

Yakinen, arapça “kesin olarak” anlamında kullanılır.

Ve çok yapılan bir hata...

Keyfiyet’i “keyfilik” anlamında kullanmak...

Keyfiyet “durum” anlamındadır.

Keyfilik ise kuralsızlık,başına buyrukluk,yasa dışılık...

Anlamını bilmediğimiz sözcükleri kullanmayalım...

GARSON

Kabataş’ta yol kenarında Sebil Kafe diye bir kafeye oturduk. Kendimize bir çay söyledik. O arada yaşlıca garsonla biraz sohbet ettik. 58 yaşında olup adı Mehmet Ata imiş. Ne kadar zamandır orada çalıştığını sorduk...

- Ben 35 yıldır burada çalışıyorum, demez mi?

Patronu Hasan Özkan sebili Vakıflar’dan kiralamış. 35 yıldır birlikte çalışıyorlarmış. Halinden memnunmuş.

Kafe ve Restoranlarda garsonlar üç beş ayda bir değişirken...

Bir garsonun
35 yıldır aynı kafede çalışması doğrusu bize şaşırtıcı geldi.

Kutladık hem patronu hem garsonunu...

EKSİK

İstanbul Başkan adaylarının tartışmasında ne eksik kaldı derseniz...

Trafik, su, hava kirliliği, yeşil alan, ulaşım, dikey yapılaşma gibi konular üzerinde daha fazla konuşulmalıydı.

Projeler ve finansmanı daha fazla tartışılmalıydı.

Yazının devamı...

Hediyelik görüşler

Neden turiste yönelik hediyelik eşya sektörünü geliştiremiyoruz?

Son yazımıza gelen okur mesajlarından bazılarını paylaşalım:

- Ben ABD’de yaşıyorum, geçenlerde eşimle Demre Noel Baba Kilisesi’ndeydik. Öncelikle vizyon yok. Oranın biraz reklamı yapılsa, sırf Noel ağacına takılan süs bile satsalar yeter. Onun yerine uyduruk nazar boncuğu var. O da Çin malı.

- Çok varlıklı bir arkadaşım geldi, alacak bir şey bulamadık. Çin malı kopya çantalar, ayakkabılar, kopya giysiler. Özgün olmamız lazım. İtalya’ya gidin, küçük bir köyde özgün çanta yapan, resim satan yerler bulursunuz.

- Bence en büyük sorun esnafın turisti yolunacak kaz gibi görmesi. İkincisi, her sarışına “Nataşa” muamelesi yapıp asılması.

- Araplar hediyelik eşya almıyor, başka da turist kalmadı memlekette.

- Hediyelik eşyayı bırakalım, zeytinyağı, sabun gibi şeyleri de pazarlayamıyoruz.

- Yıllarca sahte, taklit 3 kuruşluk ürünleri 100 kuruşa sattık ve yolunacak kaz gözüyle baktık, olacağı buydu!

- Turist otelde öyle bir kısır döngüye giriyor ki dışarı çıkıp para bırakacak zamanı olmuyor. 7’de kahvaltı, 10 çayı, 12’de öğle yemeği, 3 - 5 arası meyve ya da mangal servisi, 7’ de akşam yemeği, sonra 9’da animasyon ve uyku...

Ne ara dışarı çıkıp alışveriş yapacaklar?

KARNELER GELİRKEN!

Okullar tatile girdi. Öğrenciler karne aldı.

Acaba geçtiğimiz yıl boyunca ne öğrendiler? Aldıkları bilgiler onları hayata hazırlamakta yeterli olacak mı?

OECD tarafından düzenlenen kısaca PISA denilen bir araştırma var. PISA çalışması, 15 yaş grubu öğrencilerin matematik, fen bilimleri ve okuma becerilerini ne dereceye kadar geliştirdiklerini ve hayatta bu bilgi ve becerileri kullanabilme yeteneğini ölçüyor.

Son olarak 72 ülkede yapılan testin sonuçlarında Türk öğrenciler okuduğunu anlamada 50. sırada yer alırken matematikte 49, fende ise 52. oldular.

Aslında zafiyet sistemde. Durmadan sistem değiştiriyoruz. Ama bir türlü çağa ayak uyduramıyoruz. Kırık not alan çocuklar değil. Uygulanan sistemler...

SİGARA

Sigara tekellerinde oyun çoktur.

Sigara ve Sağlık Ulusal Komitesi Başkanı Prof. Sinan Adıyaman gönderdiği mesajda uyarıda bulunuyor:

“3 Temmuz 2019 tarihinde İstanbul’da ‘Smoke-Free İstanbul Diyalogları’ adı altında bir toplantı planlanmış olduğunu öğrenmiş bulunmaktayız. Toplantıyı düzenleyecek olan vakıf, ünlü bir sigara şirketinden 12 yıl boyunca, yılda 80 milyon dolarlık bir teminatla finanse edilmiştir. Üyelerimizin adı geçen toplantıya katılmamaları için bilgilendirmenizi rica ederiz.”

FAİZ

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), piyasayı canlandırmak amacıyla iki önemli karar aldı. Önce kredi kartlarında taksit sayısını artırdı, ardından asgari ödeme tutarını düşürdü.

Bu iki karar piyasalardaki durgunluğa çare olabilecek mi? Ticaretle uğraşan bir dostumuz diyor ki:

“Bence BDDK bir karar daha almalı, kredi kartlarının yüzde 2.65 olan aylık gecikme faiz tavan oranını ciddi şekilde düşürmelidir. Yıllığı yüzde 32’yi bulan bu oran çok yüksektir. Eğer bu oran düşürülmezse diğer önlemlerin etkisi çok sınırlı olur.”

DOST!

ABD’nin PKK’nın Suriye kolu YPG’nin omurgasını oluşturduğu DSG’ye 200 TIR ağır silah ve zırhlı araç daha gönderdiği haber verildi. Belli ki... ABD ile sorunlar S-400’leri almaktan vazgeçmemiz halinde de çözümlenmeyecek. ABD Kuzey Suriye’de YPG’yi silahlandırmaya devam ediyor. Doğu Akdeniz’de İsrail-Güney Kıbrıs-Yunanistan ekseninde kurulan ittifakları desteklediğini açıkça beyan ediyor. ABD’li sözcüler son günlerde Türkiye’nin Kıbrıs’ta işgalci olduğunu açıkça söylemeye de başladılar. Öncelikle ABD’yi dost - düşman tanımlaması içinde yeni bir yere oturtmak zorundayız. Böyle müttefik olur mu?

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.