İŞTE BUNLAR HEP DENEYİM

10 yıla yakın süredir özellikle lüks perakende ve iletişim sektöründe yer alan biri olarak, ‘mağaza deneyimi’, ‘beş duyu mağazacılık’ ve ‘interaktif mağaza deneyimi’ başta
olmak üzere birçok konseptin teorik ve pratik aşamalarında yer aldım.

Bir profesyonel ve konuda eğitim veren biri olarak, deneyimin, çalışanın sırtına binen yükle odaklı olduğu noktalarda sistemin patladığını; sadece ürüne odaklı
olduğu noktada, toplamada ‘sıfır’, çarpmada ‘bir’ etkisi gösterdiğini gördüm.

İŞTE BUNLAR HEP DENEYİM

Diyelim ki dünyanın en pahalı şehrinde, en lüks mağazalardan birine gireceksiniz. Burada dünyada sadece beş adet üretilen bir ürün satıldığını da biliyorsunuz.
Mağazanın kendine özel parfümü olduğunu, iç mimarisinin tüketiciyi alışverişe yönlendirecek şekilde düzenlendiğini, çalan müziğin markanın ruhuna çok uygun olduğunu söylememe gerek bile yok.

Bu ambiyansın büyüsüne, hayalini kurduğunuz ürünün tüm çekiciliğiyle size sunulduğu anı ekliyorum. Her şey harika. Ama birden servis veren personelin, bir kelimesi ve bir bakışı bunu bozabiliyor.

Bambaşka bir dünya

Bu kadar detaya neden girdim? Meslek hastalığı olarak, gittiğim her yerde bir eksik bulan bendeniz, sonunda ne kadar kötü gözle bakıp, açık aramaya çalışsam da harika bir alışveriş deneyimi yaşadığım bir yer buldum: Wepublic.

İŞTE BUNLAR HEP DENEYİM

Akmerkez’in ana kapısının olduğu caddeden geçerken, binanın tam ortasında turuncu kocaman girişi gözünden kaçıran kimse yoktur herhalde.

Bu kapıdan içeri girdiğinizde, sizi bambaşka bir dünya karşılıyor. Dört kata yayılan ama duvarları olmayan, yani her katından Akmerkez’e rahatlıkla geçilebilen, sizi mağazada geçirdiğiniz her anda özgür hissettiren yapıda, isteyenlerin elini kolunu sallayarak gelip çalışabileceği, toplantı ve hatta goy goy yapabilecekleri alanlar yer alıyor.

Orta alt markalardan, lüks markalara uzanan, ama DNA’sında rahatlık ve yaratıcılık olan güncel markaların ve tasarımcıların ürünlerine yer veren mağazada, bir sürü de sürpriz var.

Mesela, mağaza dekorunda kullanılan ve daha önce Zeki Müren’e ait olan bir halı, Pera Palace Hotel’de kullanılmış kapılar, her kasanın kendine has bir konsepti olması. Ben çiçekçi konseptli kasayı beğendim.

Ayaklarım yerden kesildi

Para, müşteri, satış… Tüm bu kavramlar burada kafanızdan uçup gidiyor. Ama benim uçuş anım şu an Türkiye’nin en büyük ayakkabı reyonu olan dördüncü kata çıkınca gerçekleşti.

Bu kat ayaklarımı yerden kestiği için, aşağıya merdivenlerle değil, mağazanın içinde bulunan tüp tünelden kayarak indim. Hatta tüneli görünce o kadar heyecanlandım ki, kaymak için bekleyen küçük kızlar bana acıyarak sıralarını verdiler.Geri döneceğim. Neden mi? Dördüncü katta bana ‘Uzak Ufuklar’ filmindeki Paradiso Perdido’yu hatırlatan kafede bir kahve içmek ve tasarladığım bir görseli mağazada gözüme kestirdiğim bir tişörte bastırmak için.

Evet, yanlış duymadınız! Burada ister hazır, ister kendi yapımınız tasarımları, aldığınız herhangi bir giyim ürününün üzerine bastırabiliyorsunuz.

Bu arada mağazada o kadar eğlendim, nerede olduğumu o kadar unuttum, her şey o kadar oyun gibi geldi, çalışanlar da mekanda takılan arkadaşlar gibiydi ki, bu eğlencenin içinde topladığım ürünleri kasa gibi olmayan kasada ödeme anı çatınca gerçek bir alışveriş yaptığım dank etti.İşte bunlar hep deneyim dostum!