Nişantaşı’nda bu hafta herkesi heyecan-landıran bir yer açıldı. Evet bildiniz, İzzet Çapa’nın City’s’in üst katında dört gözle beklediğimiz Mahalle’si artık hayatımızda

Geçen akşam Mahalle’de bir tura çıktım. Neyse ki City’s’in sinema asansörüyle AVM’de fıldır fıldır dönmeden doğrudan Mahalle’ye çıkabiliyorsunuz. Güvenlikten geçer geçmez Paşabahçe’nin envai çeşit ürününe takılıyorsunuz. “Bugün alışveriş yok, sadece yemeğe geldik” diye düşünürken ve kendinizi buna ikna etmeye çalışırken bu sefer de karşınıza Alessi çıkıyor. Yine bir şeyler almamak için kendinizi zor tutuyorsunuz. Derken organik ürünler satan Green Spot’ta buluyorsunuz kendinizi. Eee, organik ürünler sağlığa faydalı. Bu durumda artık kendinizi tutmak giderek daha da zorlaşıyor. Bir şey alacağınız yoksa da daha fazla dayanamayıp alıyorsunuz.
Mahalle’de en büyük sorun yemeğe gideceğiniz yeri seçmek. Biz üç kişi gidiyoruz, benim tercihim Sosa’dan yana. Sağlıklı yemeklerine, salatalarına bayıldığım Sosa sonunda mahallemize geldiği için çok mutluyum. İtiraf etmeliyim, kalbimse Hoca’nın Yeri’nde. Türkbükü’nden yıllardır tanıdığım Reyhan’ın yerinde mantı, çiğ börek, gözlemeye dadanmamak için yine kendimi zor tutuyorum. Neyse ki arkadaşlarımın tercihi Günaydın’dan yana. Kırmızı et meraklısı olmadığım için en hafif burada yemek mümkün oluyor benim için. Ama tam karşıdaki Cremeria Milano hâlâ bir tuzak gibi duruyor. Bitter çikolatalı dondurmaya hayır demem mümkün değil, korkarım. Neyse ki yemek uzuyor, kalktığımızda Cremeria Milano kapanmak üzere.
Geceyi mümkün olduğu kadar az hasarla atlatıyorum ama bu, bundan sonra da böyle devam edebilirim demek değil. İzzet Çapa ve Çapamarka ekibi yine müthiş bir iş çıkardı. Balıkev’den Kaşıbeyaz’a, Haremlique’ten Godiva’ya, Namlı’dan Wagamama’ya sevdiğimiz birçok markayı bir araya getirdi. Dünyada benzer örnekler çok ama Türkiye’de bu, ilk defa yapılıyor. Nişantaşı’nda 2012-2013 kışının en büyük heyecanı belli ki Mahalle olacak.
Mahalle’de tek sorun, yemek kokularının birbirine karışması. Eminim, çok yakında iyi bir havalandırma sistemiyle bu sorunu da çözerler. Yoksa benim gibi oburların işi zor, burada her kokuyu takip ede ede kapıdan sığamayacak hale gelmek mümkün. Hâlâ gitmediyseniz çok şey kaçırıyorsunuz. Beni dinleyin, bütün programları iptal edin, ilk iş bir Mahalle turuna çıkın.

SONUNDA MAHALLE’YE KAVUŞTUK

ALAIN DELON’UN DICE KAYEK BEBEĞi

Uzaktan bakınca bile bir Dice Kayek tasarımını hemen fark ediyorsunuz. Zaten iyi bir tasarımcının işi hemen ayırt edilebilir olmalı. En çok beğendiğim Türk moda tasarımcısı Ece Ege. Neyse ki artık Dice Kayek koleksiyonlarını İstanbul’da da bulabiliyoruz. Dice Kayek’in yanı sıra Machka’da da Ece Ege imzasını ve tarzını görüyoruz.
Dice Kayek, UNICEF’le birlikte Sudanlı çocuklar için yapılan bir yardım projesine katıldı. Şimdiye kadar 1.5 milyon euro’nun toplandığı bu projede Dice Kayek, Gucci, Prada, Chanel, Dior gibi markalarla birlikte yer aldı. Topkapı Sarayı mücevherlerinden ilham alınarak tasarlanan Dice Kayek bebeği ‘Lumiere’ (ışık), tam 2000 adet Swarovski kristalle işlenmiş bir haute couture elbise giyiyor. Boşuna, projenin tanıtımında da Dice Kayek bebeği kullanılmadı.
Sergi sonrasında Paris’te Petit Palais’de yapılan açık artırmada Dice Kayek bebeğini tam 13 bin euro’ya Alain Delon satın aldı. Hem açık artırmanın en yüksek fiyatla satılan bebeği oldu, hem Alain Delon gibi bir efsane aldı, hem de UNICEF’in kampanyasına önemli bir katkıda bulunuldu. Bravo Dice Kayek’e!