Kış aylarının puslu günleri gelince, ince bir tembellik çöküyor insanın üzerine. Gezmek, kenti ve sunduklarını keşfetmek, nedense daha da bir zor geliyor pek çok kişiye... Şehr-i İstanbul’u keşif turlarının sayısı azalıyor ve müzeler sessizleşiyor. Yaz aylarında kum, deniz, güneş deyip, bayramları tatile çevirip, terk ettiğimiz İstanbul’la mesafeli ilişkinizi bir adım öteye taşımanın tam da zamanı esasında bu aylar...
Haydi gelin bu kış, şehr-i İstanbul’un gizli hazinelerini keşfe, Osmanlı’nın Cadde-i Kebir’i sanatın ve sanatçının her daim tercihi Beyoğlu’ndan başlayalım. Mesela Taksim’den başlayın yürümeye, keşfedin az bilinen ama tarihe iz düşmüş mekanları, bir göz atın sergilere ve dinletilere... Yorgun ayaklarınızı dinlendirirken bir kahve içimi gün sonunda, keyfini çıkarın yaptıklarınızın ve paylaşın dostlarınızla ölmsüzleştirdiğiniz anları...

Franz Liszt

Yakın dostu, ünlü şair Alphonse de Lamartine’nin araya girmesi sonucu Franz Liszt, bizzat Sultan Abdülmecid ve Sadrazam Mustafa Reşid Paşa’nın davetiyle, 8 Haziran 1847 yılında İstanbul’a gelir.
Beş hafta Beyoğlu’nda Galatasaray’dan Tünel’e inerken, sol tarafta bulunan, o zamanki adıyla Polonya, bugünkü Nuru Ziya Sokak’taki nota ve piyano ticaretiyle uğraşan meşhur Commendingerler’e ait ancak bir yangın sonucu tarih sahnesinden silinen 19 numaralı evde kalır. Yerine yapılan apartmanın cephesindeki plaket, bu ziyareti bizlere hatırlatıyor.

Oğuz Atay

Cezayir Sokağı’nın hemen üst başındaki dokuz numaranın ikinci katında yazar ‘Tutunamayanlar’ı Oğuz Atay... Burası aynı zamanda unutamadığı büyük aşkı Sevin Seydi’yle hayatı paylaştığı mekan. Geçtiğimiz yıl vefatının 42’nci yılında yıkılmaya başlanan binanın kapısına, bir tabela kondu tarihe not düşmek adına...

Agatha Christie

Takvimler 1926 yılını gösterirken, Şark Ekspresi ile İstanbul’a gelir ünlü yazar. Hem treni hem de Pera Palas Oteli’ni işleten Cook şirketinin kayıtlarına göre, Pera Palas’ın 411 numaralı odasında kalır. Ama bir rivayete göre de Pera Palas değil; Tokatlıyan Otel’dir kaldığı yer.

Adam Mickiewicz

Daha 21 yaşındayken kaleme aldığı ‘Atalar Destanı’ başta olmak üzere, farklı eserleri dünya klasikleri arasında yer alan Polonyalı özgürlük şairi Adam Mickiewicz, ülkesinin özgürlüğü için çalışırken,1855’te geldiği İstanbul’da göçer gider bu dünyadan...
Son aylarını geçirdiği Tatalı Badem Sokak’taki, ölümünün 100’üncü yılında müzeye dönüştürülen ev, sanatseverleri bekler her daim...

Nisuaz Pastanesi

1930-1950’ler boyunca Abidin Dino, Arif Dino, Ahmet Hamdi Tanpınar, Sabahattin Ali ve daha pek çoğunun buluşma noktasıdır, 1967’de cadde-i kebiri bir yangınla terk eden mekan. “Neredeydi?” derseniz, Ayhan Işık Sokağı’nın girişindeki Garanti Bankası’nın yerindeydi.

Baylan Pastanesi

1923’te meşhur Ses Tiyatrosu’nun yanındaki Luvr Apartmanı’nda Loryan adıyla açılır. 1967’de Baylan adıyla kapanana kadar Behçet Necatigil, Onat Kutlar, Cemal Süreya, Peyami Safa, Edip Cansever, Erdal Öz, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Sait Faik ve daha pek çok ismi ağırlar.

Cumhuriyet

19’uncu yüzyıl sonunda açar kapılarını, 1923’te Cumhuriyet adını alır ve hâlâ birbirinden değerli sanatçıları ve İstanbullular’ı ağırlamaya devam eder Balıkpazarı’nda... Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün de masasının olduğu, Atilla İlhan, Orhan Veli, Cihat Burak ve pek çok sanatçını uğrak yeri olan mekan, sanatın da içindedir her daim.

Ve bugünkü mekan: Kıraathane

İstanbul’un ilk Edebiyat Evi’in kapısı, edebiyatın kapsadığı her şeye açık. Sergiler, edebiyat, felsefe, ekonomi, mimarlık, sinema, gastronomi konuşmaları, şiir geceleri, atölyeler, film gösterimleri, kitap okumaları ve İstanbul sohbetleri. Hepsi kâr dağıtmayan, bütün kazancını kültürel faaliyetlere yatıran
İstanbul Edebiyat Evi’nde...
Edebiyat Evi’nin gönüllüsü Sevgili Ayşe Cemal, geçtiğimiz mart ayında da giriş katında sanatseverlerin buluşma noktası olan Önce Kahve’yi açtı.
Kerem Görsev, Demet Akbağ, Şahika Tekand ve birbirinden önemli pek çok ismi, bu yıl farklı etkinliklerde ağırlayacak Edebiyat Evi’nin programına,
kiraathane.com.tr’den ulaşabilirsiniz.