AVRUPA’DA CAZ VAKTi

8 Temmuz 2019

Geçtiğimiz hafta “Temmuzda müziğe doyacağız” diyerek, ülkemizdeki müzik festivallerini yazmıştık.
Bu hafta da Avrupa’daki önemli müzik festivallerine bir göz attık. Her ne kadar caz ağırlıkta gözükse de, son yıllarda neredeyse tüm caz festivalleri sadece klasik cazla sınırlı kalmayıp, herkesin hoşuna giden tınılar bulduğu organizasyonlar haline geldi. Böyle olunca da ziyaretçi sayıları da arttı doğal olarak... İşte temmuz ayında müziğin peşinde olanlar için seçtiklerimiz.<#comment><#comment>

Danimarka
Avrupa’nın en iyilerinden kabul edilen festival her yıl 100’den fazla mekanda bin 200’ün üzerinde konsere ev sahipliği yapıyor. Kopenhag’ın 1950’lerden itibaren Avrupa’nın önemli caz merkezlerinden biri haline gelmesinin arkasında, Dexter Gordon, Stan Getz, Ben Webster, Stuff Smith, Ed Thigpen, Thad Jones ve Kenny Drew gibi önemli cazcıların bu şehre yerleşmeleri var. Alex Riel, Niels-Henning, Orsted Pedersen ve Palle Mikkelborg gibi Danimarkalı caz sanatçılarının çıkışı da bu döneme denk geliyor.
1964’te başlayıp, 1979’da kurumsallaşan festival, her yıl temmuzun ilk cuma günü başlayıp 10 gün sürüyor. Bu yıl ise 5-14 Temmuz tarihleri arasında, Marcus Miller, Gladys Knight, Joshua Redman ve Eliane Elias gibi sanatçıları konuk edecek festivalde, Avant-garde, Bebop, Hardbop, Blues, Free Jazz, Funk, Soul, Fusion, Swing kısaca her zevke uygun bir şeyler bulmak mümkün.
Kuzey Avrupa’nın en popüler şehirleri arasında yer alan Kopenhag’a kadar gitmişken,

Yazının devamı...

Mahşerin Yedi Kilisesi’nin üçüncüsü Pergamon

18 Haziran 2019

Geçtiğimiz haftalarda Efes ve Smyrna’yı anlatmıştık. Sıra geldi Aziz Yuhanna’nın Patmos’ta sürgündeyken gördüğü vizyonları takiben yazdığı mektup-lardan üçüncüsünün adresi olan, Pergamon, yani Bergama’ya... <#comment><#comment>
Büyük ve önemli bir kenttir Pergamon o yıllarda... Büyük İskender’in ölümünden sonra komutanlarından Lysimakhos,
M.Ö. 301’de kenti ele geçirir, hazinesini, Bergama Komutanı olarak atadığı Philetairos’un eder. O da bu hazineyi kullanarak, Pergamon Krallığıı’nı kurar. Kent, dünyanın önemli kültür ve sanat merkezlerinden biri olarak İskenderiye ile rekabet eder . Son kral Attolos ise vasiyetiyle Roma’ya bırakır burayı...
Adı nereden gelir?
İki farklı inanış var. İlki Helenler’den çok daha önce bu bölgede yaşayan Pelasglar ve Luviler’in kent için ‘Parg-a-uma’ adını kullandığı ve bu adın zaman içinde önce Pergamon sonra da Bergama’ya dönüştüğü. Bu isimdeki ‘Perg’, ‘burç, kale’ anlamına gelirken, ‘uma’ ise ‘halk’ anlamına gelmekte. Özetle ‘Parg-a-uma’, ‘kale halkı, kalede yaşayan’ demek.
Diğeriyse Pergamos’un Yunanistan’dan Anadolu’ya gelerek, şehri ele geçirdiği ve kendi adını verdiğidir. “Kimdir bu Pergamos?” derseniz, mitolojiye göre, Achilleus‘un torunu olup babası Achilleus’un oğlu Neoptolemos, annesi ise Dromakhe’dir.

Yazının devamı...

İSTANBUL’UN BAYRAM HEDİYESİ

11 Haziran 2019

Son beş yıldır Avrupa ve denizaşırı ülke vatandaşlarının tamamen siyasi nedenlerden dolayı tatillerinde Türkiye’yi tercih etmemeleri ve onların yerini Orta ve Uzak Doğulu turistlerin almasıyla yabancı ziyaretçi profili değişti. Böylece kültür turlarının yerini ucuz alışveriş almış, müzeleri öksüzleşmiş, Osmanlı-Türk mutfağının seçkin örneklerin sunan lokantalar yerlerini, tavuk döner satan büfelere, Türk musikisinden tınılar yayılan nezih kafeler de yerlerini birer birer ortalığı dumana boğan nargile kafelere bırakmıştı. İstanbul’un limanı sessizleşmiş, tarihi çarsıları pek bir sakinleşmiş, Nuruosmaniye Caddesi’ndeki halıcılar ve kuyumcular kapanmış, tarih boyu uygarlık ve kültür merkezi, iki dünya imparatorluğunun başkenti olmuş Şehr-i İstanbul da hiç hak etmediği bu duruma isyan eder hale gelmişti...<#comment><#comment>
Kruvaziyer turizmi
2019’un ilk aylarında Türkiye’de kruvaziyer turizmi denince akla ilk gelen seyahat acentalarından olan ITS’in yöneticilerinden değerli dostum Mert Dağoğlu ile bir kahve içimi sohbet ettik. Bize katılan ITS Yönetim Kurulu Başkanı Onur Dağoğlu da uzun zamandan bu yana yurt dışında yaptıkları çalışmaların sonuç verdiğini, ilk olarak dünyanın sayılı kruvaziyer firmalarından Regent Cruise‘ın İstanbul’u yeniden rotasına dahil ettiği müjdesini vermişti.
Ve sonunda o beklenen gemi geçtiğimiz hafta bayramın ikinci günü, bir bayram hediyesi gibi İstanbul limanına yanaştı ve geçimini turizmden sağlayan herkese moral oldu.
Deniz Ticareti Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre,
2015’te 305 kruvaziyer gemisiyle yaklaşık 100 bin turist geldiği İstanbul’a, gerek batı ülkelerinin Türkiye’ye dönük politikaları, gerekse Galataport projesi nedeniyle Karaköy limanının devre dışı kalmasından dolayı, 2016’da
46 gemiyle 10 bin turist, 2017’deyse dört gemiyle 300 turist gelirken, 2018’de gelen giden olmadı.

Yazının devamı...

RAMAZAN BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN!

4 Haziran 2019

Kuşadası’nda gün kavuşurken, oturdum bir kez daha bayram yazısı yazmak için her zamanki köşeme... Zarife Hanım uzaktan kuyruğunu yalarken beni seyrediyor. “Ne yazalım bu hafta?” diye sordum, “Bana ne soruyorsun?” gibilerinden bir bakıp, kuyruğunu yalamaya devam etti. Baktım Zarife Hanım’dan hayır yok, ustalar neler yazmış vakti zamanında diye dolaşırken, arşivin tozları arasında 1 Birinciteşrin 1942 tarihinde, yani 1 Ekim 1942’de, Şeker Bayramı’na 11 gün kala yazılmış ‘Eski Şeker Bayramı Arefelerinde’ başlıklı köşe yazısına denk geldim, eski İstanbul’un gündelik hayatını anlatan, <#comment><#comment>
İstanbul aşığı 1952’te kaybettiğimiz köşe yazarı Sermet Muhtar Alus’un...
Ve kendisini rahmetle anarak bu bayram günü konuk eyledim yazısından bölümleri, unutulmasın o eski güzel adetler, heyecanlar diye…

Eski Şeker Bayramı Arefelerinde
Eski Şeker Bayramı arefelerinde, Ramazan’ın 20’sinden sonra büyük konaklarda, konak yavrularında, küçük evlerde bayram hazırlıkları başlardı. Kupa arabası hazırlandı mı hanımefendi sağa, gelin varsa sola geçip, kerime ile kâhya kadın karşılarında, haremağası veya başağa arabacının yanında, Beyoğlu Bahçekapı, Sultan Hamamı, Kapalı Çarşıyı devre çıkarlar, kesenin ağzını açarlardı.
En evvel kendilerine tazelere, saten dö liyon, Bengalin, Fay nevinden ipekli fistanlıklar, kayınvalide, valide, teyze hanımefendiler gibi yaşlılara lahuraki elbiselikler, Çin şalı hırkalıklar, kâhya kadına, kırk yıllık taya ve sütnineye, baş kalfaya kaşmerdikoz entarilikler...

Yazının devamı...

MAHŞERiN YEDİ KİLİSESİ’NİN İKİNCİSİ SMYRNA

28 Mayıs 2019

İsa’nın en genç ve sevdiği havarilerinden Aziz Yuhanna’nın, Patmos’ta sürgündeyken gördüğü vizyonları yazdığı mektuplardan ikincisinin adresi, Smyrna yani bugünkü adıyla, İzmir’di. <#comment><#comment>
İlk mektubun adresi Efes’in yaklaşık 60 km. kuzeyindeki bu zengin liman kenti, Asya’nın tacı, süsü veya mücevheri olarak bilinirdi. Aelius Aristeides’in ‘Smyrna’ya Ağıt’ında dediği gibi,
“Hangi Barbar, Smyrna’nın cazibesi ve ihtişamıyla, uysallaşıp dizginlenemez?
Duyduğunda içi ısınmayan, duyduğunda yüreği hoplamayan
biri var mıdır?”
Kybele’ye, Zeus’a, Afrodit’e ve diğer tanrı ile tanrıçalara yapılmış tapınaklarla süslenmiş Smyrna’da her yıl oyunlar düzenlenir, kütüphanesi, muhteşem tiyatrosu ve korunaklı büyük limanıyla diğer şehirleri gölgesinde bırakırdı. Bilim konusunda da iddialıdır şehir. Şair Homeros, filozoflar Anaksagoras, Arkesilaos, tarihçi Ephoros, hekim Galen ve daha pek çoğunun yolu Smyrna’dan geçer. Herodotos ise İzmir’in bulunduğu coğrafya için, “Dünyanın en güzel iklimi İonia’dadır” der.
5 bin kusur yıllık tarihe sahip bir şehir İzmir ve adıyla ilgili tüm hikayeler tek bir ortak noktada buluşuyor. O da tarih boyunca her daim Smyrna adıyla anıldı. Homeros’a göre adı, Kıbrıs Kralı Kinyras’ın kızı Smyrna’dan, bir başka efsaneye göre ise Amazon Kraliçesi Smyrna’dan gelmekteymiş.

Yazının devamı...