O bir bilişim şirketinin tepesinde bir kadın yönetici. Hayatının merkezinde ise seyahat etmek var. Motorlo, tekneyle, dağda...

Dünyanın en büyük çip üreticisi Intel’in, Ortadoğu, Afrika ve Türkiye sorumlusu Ayşegül İldeniz, yaşam alışkanlıklarıyla farklı bir yönetici portresi çiziyor

Intel’in Avrupa Yönetim Kurulu üyesi İldeniz, aynı zamanda TÜSİAD üyesi. Yılın yarısından fazlasını, sorumlu olduğu 67 ülke ve daha fazlasını dolaşarak geçiren İldeniz’in, nederedeyse her ülkede arkadaşı var

Intel'in ofisinde buluştuğumuz Ayşegül İldeniz’le hem geleceğin teknolojisini hem de ortak ilgi alanlarımız motosiklet ve arkeolojiyi konuştuk

TEKNOLOJiNiN  EVLiYA ÇELEBi’Si


İş temponuzu merak ediyorum.

Zamanımın çoğunu seyahat ederek geçiriyorum; bir hafta yollardayım, bir hafta değilim. Bu yıl bir proje için Afrika’ya çok gittim ama Ortadoğu, Kuzey Afrika, her yere gidiyorum. Intel Avrupa Yönetim Kurulu üyesi de olduğum için Avrupa’ya da çok seyahat ediyorum. Merkezimiz ABD’ye de sık gidiyorum. İş dışında da birçok sorumluluklarım var. Kadınlar ve teknolojiyle ilgili bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Bu yüzden çok seyahat etmem gerekiyor.
İşin kötüsü gittiğim yerlerin çok uzak olması. 1-2 saatlik yollara değil, 8-12 saatlik yollara gidiyorum. Ama alıştım bu tempoya. Hayatımın bir parçası oldu. Teknoloji sayesinde hayatımın akışı aksamıyor. Facebook’a bakabiliyorum, arkadaşlarımla sohbet edebiliyorum, işimi gayet güzel yapabiliyorum. Dünyanın neresinde olursam olayım, internete bağlıyım. Bu kadar seyahat etmeme rağmen, hayatımı 10 yıl önce düşünemeyeceğim kalitede sürdürebiliyorum.

Teknoloji hayatınızı kolaylaştırıyor.

Çok hobisi, çok dostu olan bir insanım. İş dışında da yaptığım çok şey var, onlara da zaman ayırıyorum. Yaptığım seyahatleri bu hobilerimin etrafına da kurgulayabiliyorum. Geçenlerde Peru’ya gittim, iş için ABD’deydim. Oradan atlayıp Lima’ya, oradan da Machu Picchu’ya gittim. Özel zevklerimi, işlerime de dahil etmeye çalışıyorum. Dünyanın her yerinde dostlarım var; onlarla buluşuyorum.

Türkiye’nin Intel için önemi nedir?

14 yıldır Türkiye pazarındayız ve çok farklı projeler yaptık. En büyük projemiz World Ahead programımızdı. Türkiye’yi pilot yapıp, dünyaya tanıttık. Şimdi Türkiye’deki akıllı tahtaların içinde de Intel çipleri var. Dünyada yapılmamış bir şeydi bu. Türkiye’nin bilişim üretimi konusunda, bölgemizdeki ülkelerden iki adım önde olduğunu düşünüyorum. Türkiye’de çok daha iyi mühendisler var.
Sorumluluk alanımızdaki 67 ülke arasında en büyük pazar Türkiye. Dünyada gelişmekte olan pazarlarda ilk sekizde. Türkiye’nin esprisi, bilişimi en hızlı adapte eden ülkelerden biri olması. Bizdeki kullanımın sofistikasyonuna baktığımızda kullanım açısından Batılı ülkelerin önündeyiz. Mesela en sofistike yazılımları yaşlılar da, gençler de günlük olarak kullanıyor. Devletimiz de diğer ülkelerden iki adım önde. Sistemleri, altyapıları internete geçti. İnsanlarımız da teknolojiden korkmuyor. Her zaman Türkiye’yi rol model görüyorum. Projeleri önce burada başlatıyorum; yürüyüp yürümeyeceğini Türkiye sayesinde anlayabiliyorum.

Anlattıklarınızdan yola çıkarak, Türkiye bilişimde dünyada ilk 20’de diyebilir miyiz?

İnovasyon konusunda 60’lı sıralarda. Bir istatistiğe göreyse 40’lı sıralarda. Rekabetçilik endeksinde de 42’nci sıradayız. Bilişimde 40’lı sıralardayız. Hak ettiğimiz yer değil. Ama ilerledik. 10 yıl önce 50-60’lı sıralardayken, 40’ıncı sıraya kadar geldik. Bizim gibi gayrısafi milli hasılası büyük olan bir ülkenin daha ön sıralarda olması gerekir. Yani bilişimi adapte eden, kullanan, üreten bir ülke olmalıyız.

İnternet kullanımının çok yüksek olması bir işaret değil mi?

İyi bir şey ama interneti iş süreçlerimize dahil etmiyoruz. Bu yolla verimliliğimizi artırmıyoruz. Kobilerimiz yeterince internet kullanmıyor. Ürünlerini bu yolla dünyaya pazarlamıyorlar. Üretim ve altyapı konusunda da eksiğimiz var. Bilişimi o süreçlere dahil etmiyoruz. Yoksa son kullanıcı muhteşem.

TEKNOLOJiNiN  EVLiYA ÇELEBi’Si

İldeniz, Balkanlar, İtalya ve Türkiye’nin büyük kısmını motosikletle gezmiş.

TEKNOLOJiNiN  EVLiYA ÇELEBi’Si

Başarılı bilişimci, iş programına hobilerini de dahil ediyor, yılın büyük bölümünde dünyayı geziyor.

HER ŞEY AKILLI OLACAK

10 yıl sonra nasıl bir teknoloji öngörüyorsunuz?

Her şey akıllı olacak. Muhabbet ederken elimizi koyduğumuz masa da, duvar da akıllı olacak. Duvarla televizyonun bir farkı olmayacak.
Intel olarak bundan sonraki en büyük adımın, insanın duyularıyla etkileşime giren akıllı aletler olacağını düşünüyoruz. Sadece konuşma değil, göz hareketlerini de algılayan. Sağlık üzerine de vücudumuzun duyularını harekete geçirebilecek, aynı zamanda da bütün istatistiklerimizi, kan ölçümümüzü, basıncımızı takip edebilecek bilişim aletleri yapmaya çalışıyoruz. Teorik olarak bilim buna izin veriyor ve bunun 10 yıl içinde hayata geçebileceğine inanıyorum.

‘ARKEOLOJi TUTKUM’

Boş zamanlarınızı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Benim hayatım gezmek. Motorla da olur, tekneyle de... Kaptanım, denize de açılıyorum, dağlarda ‘four wheel drive’ yapıyorum. En büyük tutkumsa arkeoloji ve tarih. Anadolumuzun Milattan Önce 2000-800 yılları arası dönemiyle, Hititler’le ilgileniyorum, onları okuyorum. Zamanında antik diller üzerine de çalıştım. Çatalca’ya kazılara gittim, üst üste iki yıl. Arkeoloji benim kalbimin bir parçası. Bana “Bilişimci olmasan ne olurdun?” diye sorsaydınız, “Arkeolog olmak isterdim” derdim size.

Türkiye arkeologların el üstünde tutulması gereken bir ülke değil mi?

Her köşesinin açık müze olarak sergilenmesi gerekiyor. Ulusal bir arkeoloji politikamızı ve tarihimizi işleyemememiz beni sinirlendiriyor. Niye hep yabancılara bırakmak zorunda kalıyoruz. Onların fonlarına, onların entelektüel, akademik bilgilerine ihtiyaç duyuyoruz. Bu beni çok üzüyor. Ulus olarak bu işi kucaklamalıyız.

TEKNOLOJiNiN  EVLiYA ÇELEBi’Si

İldeniz, Ugandalı öğrencilerle...

‘HiÇBiR ŞEY MOTOSiKLETiN YERiNi ALAMAZ’

Motosikletiniz var mı?

Ufak bir model; KTM Duke 200.

İstanbul için gayet uygun.

Arkadaşlarımla uzun yolculuklar da yaptım. Balkanlara, İtalya’ya gittim. Türkiye’nin çoğu yerini gezdim.

Motosikletle gezmek nasıl bir his? Ben biliyorum ama...

Adrenalin! Motosiklet hastalıklı bir tutku. Bir kere bulaştığınız zaman bırakmanız mümkün değil. Benim hayat stilim de öyle. Adrenalini teknede de alabiliyorum ama hiç bir şey motosikletin yerini alamaz. Hız duygusu, doğanın kokusunu içinize çekebilmeniz... Yolda kendi başınıza, nereye gideceğinize karar verebilmeniz çok güzel.

Kendinizi geliştiriyorsunuz.

Evet. En keyiflisi de bu. Motor üzerindeyken başka hiç bir şey düşünemiyorsunuz. Bizim gibi beyinsel yorgunluk yaşayan üst düzey yöneticiler, yazarlar, gazeteciler, yani beyni çok çalışan insanlar için motosikletin her şeyi sıfırlama fonksiyonu süper. Motosiklet üzerinde 2 saat, sanki 10 gün tatil yapmışsınız hissi veriyor.

Emeklilik hayaliniz de yoktur...

Evet yok. Hobilerim, işim, hayatım. 67 ülkede çalışıyorum ama 60’tan fazla ülkede dostum var. Onlarla yiyoruz, dünya sorunlarını konuşuyoruz. Arap Baharı’nda, 1 ay Mısır’daydım. Çünkü devrim olurken, elemanlarımı yalnız bırakamazdım. O tarihi yaşamaya başladığınızda kopmak istemiyorsunuz. İşimi bu zenginlik için yapıyorum zaten.

FOTOĞRAFLAR: OZAN GÜZELCE