DiYARBAKIR LEZZETLERiNE MEFTUN OLDUM

Kendi değerlerini bilmeden, evrenseli yakalamaya çalışmak, beyhude bir çabadan öteye gitmiyor.

İki gerçeği açık açık ortaya koymak gerekiyor. Birincisi, tartışmasız evlerinde dünyanın en lezzetli yemeklerinin yapıldığı bir ülkeyiz. İkincisi ise gastronomi dünyasında hiçbir varlığımız, gücümüz ve bilinilirliğimiz

yok. Birbirine

zıt veya çelişkili gibi gelebilecek bu iki gerçeği en azından başlangıç düsturu olarak kabul edersek, çözüm bulmak daha kolay olabilir.

Suçlu aramaya da gerek olmadığını düşünüyorum. Nitekim Türk gastronomisinin dolaylı veya dolaysız unsuru olan hiç kimse masum

değil.

Genç şeflerimizin birçoğu kendi yemeklerimize burun kıvırıyor. Zaten anneleri, halaları, anneanneleri geleneksel olanları yapabiliyor. Bu düşünceden yola çıkan şeflerimizin büyük bir kısmı karnıyarık yapmayı öğrenmeden, sushi yapma derdine düşüyor.

Farklı kültürlerin yemeklerini bilmek tabii ki bir zenginlik ancak ana dilini doğru düzgün konuşmayı beceremeden yabancı dil öğrenmeye benziyor. O zaman da ne ana dilinizi ne de yabancı başka bir dili doğru düzgün konuşamıyorsunuz.

GURUR DUYDUM

Geçen hafta Diyarbakır sokaklarında dolaşırken ve yörenin yemeklerini tadarken ne kadar şanslı olduğumuz bir kere daha yüzümüze vuruluyordu.

Metro toptancı marketlerinin, Metro Kültür Yayınları kapsamında çıkardığı; Türk Mutfağı’nın geleneksel lezzet ve değerlerinin unutulmaması ve uluslararası platformlarda temsil edilmesi amacıyla hayata geçirdiği ‘Bayram Çöreği Diyarbakır Mutfağı’ kitabının izlerini takip ederken, zenginliğimizle gururlandım.

Bu güzel kitabın yazarı sevgili Nilhan Aras’ın Diyarbakır mutfağı dışında Çorum, Hitit ve Gaziantep mutfaklarını anlattığı üç ayrı kitabı daha var. Hepsi birbirinden önemli ve değerli.

MEFTUNE YEMEĞİ

Diyarbakır’ın en unutulmaz tatları ise meftunesi, kaburga dolması ve kadayıfı. Özellikle patlıcan veya kabaktan yapılan meftune, başlıbaşına bir gastronomi şahaseri.

Kuzu eti ve sebzelere sumak ekşisi ile lezzet verip, son noktayı sarımsak ile vurmak gastronomi dehası ve zenginliği gerektiyor.

Meftune belki yurt dışında adını duyduğumuz yemekler kadar havalı gelmeyebilir. İnanın lezzet olarak birçoğunu sulu dereye götürüp, susuz getirir.

Sadece genç şefler tarafından pazarlanmalı ve devletimizin tutarlı bir gastronomi politikası olmalı. Değerini tam olarak bilmediğimiz yüzlerce meftunemiz var. Birilerinden başlamak gerekiyor...