Kırmızı Çoraplı şarap adamı

Kırmızı Çoraplı şarap adamı


Bu yazıyı yazıp yazmama konusunda tereddütlerim oldu. Hayatımı güzelleştiren bir kişiden bahsetmek istiyorum. Türk şarapçılığının çok şey borçlu olduğu Daniel O’Donnell’den



Ortağı olduğum Mimolett Restoran’ın ana sponsorlarından bir tanesi Kayra Şarapları. Daniel da Kayra Şarapları’nın üretim danışmanlığını yapan kişi. Bunu belirtmeden yazımı yazmak istemedim. Bu sebepten ötürü bu yazıyı yazmamak haksızlık olurdu.
Bu sonbaharda 39’uncu bağbozumunu yaptığını anlatıyordu gözlerinin içi parlayarak. Kaliforniya, ABD doğumlu iri yarı bu adam, dünyanın önde gelen şarap danışmanlarından. Yeni Zelenda’dan Arjantin’e kadar uzanan şarap coğrafyasında birçok üreticiye yardımcı oluyor. Türkiye’de ise girip çıkmadığı köy yok. Köylüler ile nasıl anlaştığını sorduğumda, çat pat konuştuğu Türkçe’yle bugüne kadar her seferinde derdini anlatmayı başardığını söyledi.
Türkiye’de bağ sahiplerinin kendisini çok sevmediğinden şakayla karışık dem vuruyordu. Sonuçta herkesin kolay para kazanmaya alıştığı ve kalitenin çok da önemli olmadığı bir düzen vardı geçmişte. Vizyonu olmayan insanlara kaliteyi artırmak için bağlardaki verimi düşürmek gerektiğini anlatmak ve statükoyu yıkmak hiç de kolay olmamış.

Ya uçuyor, ya dolaşıyor
Bugün ise şarap üretim tesislerinin başındaki birçok gencin yetiştirilmesinde önemli bir rol sahibi. Bağcıların daha kaliteli üzüm yetiştirmeleri neticesinde mahsüllerinden daha yüksek kazanç sağlamalarında da azımsanamayacak bir payı var. Benim için, beğenerek içtiğim iyi şarapları yapan adam Daniel, bilgisini ve enerjisini kimselerden esirgemeyen güzel insan.
Elazığ’da, Şarköy’de ve güneyde başbakandan bile daha popüler. Kendisini sokakta görüp selam vermeyen veya laf atmayan görmedim. Her şey bu kadar basit değil tabii Daniel için. Düzenli bir hayatı yok gibi. Altı ay kuzey, diğer altı ay da güney yarım kürede tutkuyla bağlı olduğu üzümlerin peşinde koşarken, onu takip edecek birisini bulması kolay değil. Ya uçuyor ya da köy köy bağları dolaşıyor. Yılda
300 günün üzerinde otel odalarında
kalıyor.
Başından geçen enteresan hikayeler de yok değil. Bir bağda, üzümlerini zorla satmak isteyen bir bağcının başına silah dayaması veya bazılarının Türkiye’deki ilk yıllarında kendisini bir ajan sanması gibi. Benim için en önemli hikayesi bundan birkaç ay önce vefat eden Elazığlı Şükrü Baran’la bir araya gelerek, kayalık yamaçlarda beraber yetiştirdikleri öküzgözü üzümleri ve bunlardan ürettikleri harikulade şaraplar. Dünyanın farklı uçlarından, ayrı kültürlerden gelen, aynı dili konuşamayan iki insanın yarattığı bir mucize.
Daniel’a bugüne kadar yaptığı en iyi şarabın hangisi olduğu sorulduğunda “Bugüne kadar en iyisini henüz yapmadım” diyor. Mütevazılığı ve bilgeliği ile çok sevdiğim kırmızı çorapları aramızda her zaman bir espri konusu olan bu çalışkan adamdan öğreneceğimiz çok şeyler olduğuna inanıyorum.


X Restoran
Hafta içinde yabancı misafirlerimle akşamüstü X Restoran’a gittim. Türkiye’nin en yetenekli ve tecrübeli şeflerinden biri Murat Karaduman’ın yeni sonbahar mönüsünden küçük küçük tatma şansımız oldu. Uzun bir süre Portekiz’deki iki Michelin yıldızlı bir lokantada çalışan Murat’ın görgü ve becerilerini takdir etmemek mümkün değil.
İstanbul’un güzel binalarından biri Deniz Palas’ın terasındaki bu restoranın harika manzarası var. Tüm eski İstanbul ve bunların Haliç’e yansıması ayaklarınızın altında. Restoran denilince akla ilk gelen ailelerden Özkancaların en son kuşağı, sevgili Umut’un da burada önemli emeği var.
Gelelim yemeklere... Venedik usulü işkembe çorbası, peynirle harmanlanmış ahtapot, füme deniz mahsülleri ve kuzu tandır enfesti. Bir de yemeklerimize eşlik eden Seyit Karagözoğlu’nun ürettiği Paşaeli şarabı. Bordeaux tarzı bir kupajı olan bu şarap, Türkiye’de türünün en iyilerinden. İstanbullu olarak gurur duyduğum gecelerden biriydi. Restoran ve şarapçılık adına ise asla enseyi karartmamamız gerektiğinin güzel bir işareti.