TUTKULU VE LEZiZ BiR DENEYiM

Hollanda’da 1 Michelin Yıldızlı restoranı olan Hindistan asıllı ve nereden geldiğini hiç unutmamış şef Soenil Bahadoer’la birlikte yemek yapma imkanımız oldu
Bundan 10 gün öncesinde kendisinden bir e-mail aldım. Mailinde İstanbul’a tatile geleceğini ve mutfakta beraber çalışmaktan mutluluk duyacağını yazıyordu. Tanışmadığımız halde böyle bir teklifte bulunması doğrusu hoşuma gitti. Gerekli ayarlamaları yaptık ve çok küçük bir grup için beraber mutfağa girdik.
Soenil, Surinam’da doğmuş ve çocukluk yıllarında ailesiyle Hollanda’ya göç etmiş. Mutfakta en alt kademeden başlayıp şef olmuş. Sonrasında kendi restoranı ‘Lindehof’u açmış.
‘Lindehof’ Hollanda dilinde ‘ıhlamur ağacı’ demek... 40 kişilik kapasiteli restoranı öğlen ve akşam devamlı dolu... Bana, gelecek sene ikinci Michelin Yıldızı’nı almak için çok çalıştığını söyledi. Kendisini ve restoranını anlatan bir de yemek kitabı var.
Tek tutkusu yemek... Çalıştığımız tüm gün boyunca ağzından yemekten başka bir kelime çıkmadı. Disiplinli ve kendine has sistematik bir tarzı var. Çok fazla dinlenmediği belli, çünkü üç günlüğüne eşi ve arkadaşlarıyla İstanbul’a tatil için gelmiş olmasına rağmen günlerini başka bir ülkede, hiç tanımadığı insanlarla beraber sıcak bir mutfakta geçiriyor.. Yaşı 43... Pek göstermiyor. Asıl şaşırtıcı olan 26 yaşında bir oğlu ve 20 yaşlarında bir kızı olması... Oğlunu da aşçı olarak yetiştirmiş. Birçokları tarafından Hollanda’nın en başarılı şefi olarak gösteriliyor. Parası var... Oldukça tanınmış biri... Çok da yetenekli... Kimseye kanıtlayacak bir şeyi yok... Bir kişinin, hobisini işi haline getirebilmesi ve bunu yaparken bu derece büyük bir haz alması son derece keyifli tabii ki...

Yemekleri harikaydı
Gelelim yemeklerine... Tüm yemeklerinde Hint kökenini görmek mümkün. Aynı malzemeyi değişik biçimlerde işleyip farklı lezzetlerde aynı tabakta buluşturuyor. Örneğin; çok başarılı bir dil balığı tabağı hazırladı. Mönüdeki ismi şu şekildeydi: ‘Domates ve zeytin eşliğinde dil balığı’. Tabağında 6-7 şekilde hazırlanmış domates çeşidi vardı. Turşusu, konfiti, fırınlanmışı, marine edilmişi, köpüğü... Tabakta ayrıca zeytini kek ve ezme olarak kullanmıştı... Dil balığını da geleneksel hint baharatlarıyla hafiften aromalandırıp fırında pişirdi. Ortaya çıkan sonuç harikaydı. Bunun dışında benzer tekniklerle hazırladığı masala çorbası, hamachi, kuzu kolu ve mojitolu suflesi müthişti.
Soenil’e, kendi tarzını kendi kelimeleriyle nasıl tarif edebileceğini sorduğumda, nereden geldiğini hiç unutmadığını ve bunu yemeklerine de yansıttığını söyledi. Fakir ve göçmen bir ailenin çocuğu olduğunu ve sahip olduğu her şeyi yemek pişirerek kazandığını da ekledi.
Tanıdığım tüm başarılı şeflerin deli bir tarafı var... Tıpkı Soenil gibi... İşlerine o kadar derinden bağlılar ve yemek pişirmeye o kadar aşıklar ki, bunu herbiri farklı bir biçimde ortaya koyuyor. Bazıları agresiftir, bazıları asosyal, bazıları küfürbaz, bazıları alkolik... Ocağın başına geçtiğiniz anda, tüm dünya sıfırlanıyor. O sıfırlanan dünyaya geri dönmek birçoğu için oldukça zorlu oluyor.