Rus ille de kırmızı der, Japon altını büyüteçle alır

Rus ille de kırmızı der, Japon altını büyüteçle alır





Yıl 1985. Sıcak, yapış yapış bir yaz sabahı. Kapalıçarşı'nın kimselerin bilmediği, sessiz, serin ve karanlık arka sokaklarında, esnafın hiç aşina olmadığı bir ses yankılanıyordu: Topuk tıkırtıları.
30'lu yaşlarının başında sarı saçlı, süslü püslü, birbirinden havalı iki kadın, 'ıslıklar' arasında hızlı hızlı yürüyordu. Kararlı ve mağrur adımları onları, yerin altına on basamakla inilen bir kuyum atölyesine götürdü.
İki kadının, cadde üzerindeki ışıltılı mağazasına gideceklerine, karanlık atölyesine gelmelerine şaşıran kuyumcu, "Bacım" dedi, "Hoşgeldiniz ama burada satış yapmıyoruz."
Kadınlar, kendilerinden emin bir şekilde konuya girdiler; "Beyefendi! Biz buraya mücevher satın almak için gelmedik. Sizi, Türkiye'nin ilk altın fuarına katılmaya davet etmeye geldik. Yani, kendinizi tanıtmak için büyük bir fırsatı ayağınıza getirdik."
Kuyumcunun şaşkınlığının yerini kahkahaları aldı; "Fuar mı? Fuar ha! Hem de siz düzenleyeceksiniz?.."

Evet, düzenlediler
Kadınlar saatlerce dil döktüler. Fuarların önemini, ekonomiyi, Avrupa'da bu işlerin nasıl yapıldığını anlattılar. Atölyeden çıkarlarken kuyumcu son sözünü söylemişti; "Ben Kapalıçarşı'nın en zengin kuyumcusuyum. Beni herkes tanır. Fuara vereceğim parayla, 10 bilezik daha yapar, para kazanırım."
Bu 'bozgun'dan sonra iki kadının ağlamaklı bir şekilde evine dönmesi beklenir değil mi?.. Dönmediler, 'Rota'yı bir başka kuyumcuya çevirdiler.
Çünkü, İda Gürel ve Şermin Çıpa'nın öyküsü de her gerçek girişimcininki gibi 'başarma azmi, kararlılık ve yılmamak' üzerine kurulmuştu.
Rotaforte, bu temeller üzerinde yükselerek, Türkiye'nin ilk ihtisas fuarcılık şirketi oldu ve 20 yıl sonra Türk altın sektörünün en iddialı fuarlarını düzenler hale geldi.

Kolejli iki kadın
Öykü şöyle başladı.
Kolej mezunu, birkaç yabancı dili çok iyi konuşan, girişken iki kadın farklı farklı firmalarda, işletme - ihracat gibi işlerle uğraşırken tanışıp, iş kurmaya karar verdiler. Ellerindeki kısıtlı sermaye ile ya batacak ya çıkacaklardı.
Yeni bir şey yapmalıydılar ama ne?
Fuarcılık sektörü Türkiye'ye yeni yeni geliyordu. Dönemin Başbakanı Turgut Özal, işadamlarıyla yaptığı sohbetlerde Türk ürünlerinin yurtdışındaki fuarlarda tanıtılmasını ısrarla vurguluyordu. Türkiye'de ise, iş yaptığı görülen bir fuarcılık şirketi yoktu. Düşündüler, taşındılar ve sonunda, Türkiye'ye özgü bir üründe uzmanlaşmaya karar verdiler.
Şirketlerini kurdular ve adını Latince Rota ve Forte kelimelerinden türettikleri 'Güçlü Rotamız' anlamına gelen Rotaforte koydular. Ellerinde valizleri, dünyadaki altın fuarlarını dolaşıp, işlerin nasıl yürüdüğünü öğrendiler.
Ve rotalarını altın piyasasının kalbi olan Kapalıçarşı'ya çevirdiler.

'Erkek egemen piyasa'
Hedefleri, yüzlerce hatta binlerce yıllık bir tarihe sahip olan ama geleneksel metodlarla işleyen altın sektörünü, bir 'business' haline getirmekti.
İşe başladıkları ilk yıllarda çok büyük zorluklarla, engellerle karşılaştılar.
İda Gürel şöyle anlatıyor:
"Kapalıçarşı, erkek egemen bir piyasaydı. Kendine has kuralları, gelenekleri vardı. İki kadının, kapılarını çalıp fuarcılıktan bahsetmesini anlayamıyorlardı."
Fuara davet edilen kuyumcuların tepkileri garipti. Kimi, 'Ne kadar para alacağız?' diye soruyor, kimi 'Ürünlerimi sergilersem, başka firmalar gelip kopyalar, taklit edilirim' diye endişeleniyor, kimi katılım bedelini 'altın' olarak ödemek istiyordu.

Sadece 38 kuyumcu katıldı
Yaklaşık 2 bin kuyumcuyu tek tek, yılmadan dolaştılar. Sonunda başardılar. 1986 yılında Türkiye'nin ilk altın fuarını, Yıldız Sarayı Silahtarhane'de 38 firmanın katılımıyla ile açtılar.
Fuar mütevaziydi ama sektördeki etkisi büyük oldu. Bir sonraki yıl için rezervasyonlar yağmaya başladı.
İda ve Şermin Hanım'ın yeni hedefleri ise, bu sektörü yurtdışına tanıtmaktı. Henüz zanaat düzeyinde olan, markalaşmayan altın sektörünün gerçek potansiyelini ortaya çıkarmaktı.
Gözlerini altın işleme ve ihracatında dünya lideri olan İtalya'ya çevirdiler. Bu alanda teknolojik makina ve ekipmanlar üreten firmaları Türkiye'ye davet edip, Türk kuyumcularıyla tanıştırdılar.
Kafilelerce Türk kuyumcusunu, başta İtalya'da olmak üzere dünyanın çeşitli ülkelerinde düzenlenen fuarlara götürdüler. Şermin Çıpa şöyle anlatıyor; "Sektörü büyütmek adına çok çaba sarfettik. Maddi bir karşılık beklemeden işadamlarını, yurtdışına götürdük. Vizelerini aldık, rehberlik yaptık. Hemen her fuarda, milyonlarca dolarlık iş bağlantılarını yapmalarını sağladık."
Hedef yerini buldu. 1994 yılında dünyanın en büyük altın fuarı, İtalya'daki Vicenza - Oro, ilk kez bir Türk pavyonuna ev sahipliği yaptı.
İtalya'yı, Dubai, Bombay, Londra, Atina, Prag gibi şehirlerdeki fuarlar takip etti. Türk altın sektörü, bugün dünyadaki her ciddi fuarda temsil edilir hale geldi. Rotaforte, geçtiğimiz yıl toplam 180 firmayı 12 ülkede düzenlenen fuarlara taşıdı.

Şimdi 600 firma bekleniyor
Turgut Özal'ın 1989 yılında altın ithalatını serbest bırakması, sektörün önünü açtı. Türkiye yıllık 100 tonla, İtalya'dan sonra dünyanın en büyük altın ihracatçısı haline geldi. Sektör, onlarca büyük marka çıkardı. İşlenmiş altın ihracatı 1.5 milyar doları aştı.
İda ve Şermin Hanım, 1986'dan bu yana altın fuarını düzenliyorlar. Fuara talep, kriz, savaş demeden her yıl katlanarak artıyor.
Bu yıl 25 - 28 Mart tarihleri arasında İstanbul'da 19'uncusu düzenlenecek Uluslararası Mücevher, Takı, Gümüş, Saat ve Malzemeleri Fuarı'na 600'ü aşkın şirket katılacak. Türkiye ve 61 ülkeden 40 bine yakın ziyaretçi bekleniyor.
İda ve Şermin Hanım, Türkiye'nin altın sektöründe artık önemli bir marka olduğunu, aralarında Royal Chains, Bel-Oro, Zales gibi dünyanın en büyük altın alıcılarının Türkiye'ye geleceğini belirtiyorlar.

"Kadın varolduğu sürece altın da varolacak" Rotaforte'nin iki ortağı Şermin Çıpa ve İda Güler'in altını uzmanlık alanı olarak seçmelerinin nedeni bu inançları. Altının modasının hiçbirzaman geçmeyeceği kanısındalar. Onlara göre altın sosyolojik bir olay ve ülkeden ülkeye değişen tercihleri şöyle anlatıyorlar.

Rusya ve eski Doğu Bloku ülkeleri
14 ayar, kırmızı renkli altın seviyorlar. Erkekler de en az kadınlar kadar iyi bir altın tüketicisi. Bol zincirli, baklava desenli, gösterişli tasarımları istiyorlar. İri yüzükler, boyna birkaç kez dolanan kordonlar favorileri.

Avrupa ülkeleri
Zarif ve sade modelleri seviyorlar. Renkli, minik, yarı kıymetli taşlarla bezeli gösterişsiz takıları tercih ediyorlar. 18 ayar, yeşile çalan sarı altın ve beyaz altına ilgi gösteriyorlar.

Amerika Birleşik Devletleri
ABD'nin doğusu ile batısı farklı. Doğusunda, hafif, sade takılar talep ediliyor. Petrolcülerin hakim olduğu batısında ise gösterişli, ağır altın takılar tercih ediliyor. Etnik tasarımlı takılar burada çok moda.

İngiltere
İşçi sınıfı geleneği takı tercihlerine de yansımış. İngilizlerde öncelik eğlence ve kültürde. Paraları artarsa, en son seçenek olarak takı alıyorlar. 9 ayar, ucuz altından yapılan takıları kullanıyorlar.

Arap ülkeleri
Ağır, kıymetli taşlarla bezeli pahalı takılardan vazgeçemezler. Gösterişli olması çok önemli. Tasarım ikinci planda, pahalı olması neredeyse tek kıstas.

Japonya
En üst kalite işçilik arayan tek millet. Altın almaya büyüteçle giderler. Takının üzerinde en küçük bir çizik ya da çapak bile görseler hemen vazgeçerler.
Kaliteye olan düşkünlükleri nedeniyle, dünyanın en pahalı mücevhercilerinden alışveriş yaparlar. Küçük taşlı, sade tasarımları severler.



BUSINESS


KRİZİN VAKTİ SAATİ GELMİŞTİ YA DA HİÇ GİTMEMİŞTİ
Aşk istedim kriz çıktı
'Kur politikasını içime sinderemedim ama, IMF'ye direnecek halimiz yoktu'
Çinli kadın, İzmirli Hipokrat'ın malzemesi ile boyunu uzatıyor
Kapalıçarşı'nın Altın Kızları
Fazla aşk müşteri usandırır
'Maaşları ödeyebilir miyiz kuşkusu vardı'
Bir haber ajansı nasıl kurtulur?
Her ilişki 'müşteri ilişkisi'ne dönüşürse etik ortadan kalkar
SSK prim ödemesinden Hazine'ye ciddi yük geldi
İngiliz, 'asaletini' tatile götürmüyor
Bir kriz yıldönümünün düşündürdükleri
Türk şirketlerine 500 milyon dolar yabancı fon buldu
Sizin oranın nesi meşhur?
Moghadam'ın acemiliği, Unakıtan'ın vergi oyunu
Tel Aviv'de bir saat
Kalaşnikof'tan patent davası
İlk satışı yapınca Fındıklı'dan Şişli'ye kadar koşarak gitti
Ünlüye sponsor ol, imaj yap

15 Eylül 2019 Magazin Bülteni15 Eylül 2019 Magazin Bülteni

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber