Vicdanlar rahat mı?

Vicdanlar rahat mı?

Vicdanlar rahat mı?



19 Aralık Salı sabahı erken saatlerde, güvenlik güçleri, açlık grevleri ve ölüm oruçlarının sürdüğü 20 cezaevine operasyon düzenledi. Operasyonlar sonunda ikisi güvenlik görevlisi olmak üzere toplam 26 kişi öldü, yüzlerce kişi yaralandı.
Yoğun operasyonlar zinciri, görevi yerine getirmenin güçlükleri açısından basının bir kez daha ağır bir sınavdan geçmesine neden oldu: Pek az olgu toplumu bu kadar germiş, öfkeyi kabartmış, kutuplaştırmıştı.
Şiddeti bir siyaset biçimi olarak benimsemiş yasadışı örgütlerin üye ve yandaşları ile devletin güvenlik güçlerini trajik bir hesaplaşmaya götüren gelişmeler zincirinin ortaya koyduğu tabloda pek çok boyut vardı:
Cezaevi reformu, F tipi tartışmaları, acılı analar, direnişi destekleyen aileler, tıbbi müdahalenin meşruiyetine ilişkin soru işaretleri, operasyonun hukuksallığı, kaba kuvvet.
Ve iddialar, söylentiler, suçlamalar...
20 Aralık tarihli Milliyet, Sahte Oruç Kanlı İftar manşetiyle çıktı. Manşeti, İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ın açıklamaları belirlemişti. Bir başka başlıkta, mahkumların örgüt liderlerinden gelen talimatla kendilerini yaktığı, 18 kişinin can verdiği aktarılıyordu. O gün olaylara dört sayfa ayrılmıştı. Bir küçük haberde, "gazetecilerin müdahaleleri uzaktan izleyebildiği" belirtiliyordu.

21 Aralık tarihli Milliyet’te Hayat Güzeldir manşeti, "Hayata Dönüş" adının verildiği opearasyonda güvenlik güçlerinin sloganlarına atıfta bulunuyordu. Spotta, jandarmanın, "..komutanları Hulusi Sayın’ı öldüren örgüt mensubunu bile sağ ele geçirmek için özel çaba harcadığı" vurgulanıyordu. İç sayfada, Bayrampaşa’dan yanıklarla kurtulan hükümlü Birsen Kars’ın "altı kadını diri diri yaktılar" ifadesi "Arkadaşlarını Suçladı: ‘Bizi Yaktılar’ şeklinde başlığa yansımıştı. Milliyet bir sayfayı tümüyle ölüm oruçlarının "sahteliği" üzerindeki haberlere ayırmıştı.
22 Aralık tarihli Milliyet’in manşeti, örgüt militanlarının psikolojisiyle ilgiliydi: Ölüm Robotları.
23 Aralık tarihli Milliyet ise, kendisini yakan bir kadın hükümlünün görüntülerinin yarattığı dehşeti manşete taşımıştı: Canlı Meşale. İç sayfalarda operasyonlar ardından cezaevlerinin hali ayrıntılarla veriliyordu.
Milliyet’e 23 okurdan değişik üslup ve dozlarda eleştiri geldi.
Eleştirilerin tümü, haberin ruhuna ilişkin iki temel ilkeye işaret etmekte:
Tarafsızlık ve denge.
Alptekin Şimşek, Milliyet’e sert eleştirilerini sebepleriyle anlatıyor:
"Operasyonu ve sonuçlarını tartışacağınız yerde, mahkumların oruç tutup tutmadığını tartıştığınız için; kadın hükümlünün "altı kadını diri diri yaktılar" sözünü, "arkadaşlarını suçladı" şeklinde bir "özel" yorumla verdiğiniz için; avucunuza konan bir ses bandını, hiç araştırmadan, gerçekmiş gibi kabul ettiğiniz için sizi protesto ediyorum."
Taylan A. yazıyor:
"Milliyet’in 20 ve 21 Aralık tarihli sayılarında yer alan, cezaevlerine yapılan müdahaleyle ilgili olarak atılan manşetlerin ve yapılan yorumların hepsi tarafsızlıktan ve etikten uzaktır. Gazetecinin en önemli sorumluluğu, tarafsızlık ve birkaç kaynağa doğrulatılmış bilgileri yayınlamak değil mi? Yayınlanan haberler yalnızca İçişleri ve Adalet bakanlarının ağzından verildi. Mahkumların ölüm orucu tutmadığı iddia edilirken, TTB ve bazı aydınların bunu yalanlayan beyanları var. Bunlar gözardı edildi."
"Ailece yıllardan beri bu gazeteyi okuruz. Soruyorum: Sadece resmi ağızlardan çıkan, çoğu birbiriyle çelişkili olan açıklamalarla haber yapmak doğru mudur? Her açıklamanın araştırılmadan verilmemesi gerekmez mi? Medyada bir umut ışığı olarak sarılıp durduğum bu gazetenin ötekilerden farkı olmayışı beni inanın çok üzüyor."
Ali Al yazıyor:
"Ölüm oruçlarının yalan olduğuna ilişkin yapılan haberler üzüntü verici. Oysa bunu anlamak için kolay bir yol vardı. Örneğin arabulucuk yapmaya çalışan gazetecilere sorulabilirdi. Oral Çalışlar’ın iddialar üzerine değerlendirmesi alınabilirdi. Sanırım niyetiniz haber değil, propaganda. Milliyet’e hiç yakıştıramadım."
Güçsüzlerin sesi nerede?
Vildan Köprülü’nün telefon mesajı:
"Ben sıradan bir vatandaşım. Türkiye’nin en büyük belası olarak da terörü görürüm. Bu tip örgütlerin eline düşmüş çocuklara acır, onları kullananları lanetlerim. Ama bakın, ben insan hayatının bu kadar sıfırlandığı bir ülkede hiç değilse vicdanı azıcık sızlayan bir basın istiyorum. Bazı yazarlarınız "esas olan insan hayatıdır" diye yazmıyor mu? O halde, ‘filancanın katilini bile canlı ele geçirmeye çaba harcandı..’ ne demektir? Neden bu kadar taraflı haber verdiğinize bakarken, insan hayatının hiçe sayıldığını görüyorum. Milliyet’i sürekli okuyan biri olarak, hukuk mücadelesinde ne kadar duyarlı olduğunuzu bilirim. O halde, hukuk ve insanlık adına neden sorgulamıyorsunuz? Bu ülkede sadece güçlü olanların mı sesi çıkacak? Bu acılı günlerde sizin iyi bir imtihan vermediğinizi düşünüyorum. Sizi insaf ve ölçüye davet ediyorum."
Ayhan Ergün, Ali Karatoprak, Salim Akkaya, Veli Gürbaşlar, Hadiye Fidan ve ismini bırakmayan diğer bazı okurlar da benzer eleştirileri yöneltmişler.
Milliyet Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Yılmaz yanıtlıyor:
"Bu operasyon bir gazeteci için izlenmesi en zor operasyon. Çünkü cezaevlerinin içinde oluyor. Gazeteci en çok iki kilometre yakına gelebilmiş. Kaçınılmaz olarak bilgiler resmi kaynaklardan geliyor. Bunların karşısında da terör örgütlerinin açıklamaları var. Onların güvenilirlikleri de çok meçhul.
"Terörle Mücadele Yasası bu konuda çok açık. Bu açıklamaları yayımlamak suç. Milliyet yasalara uymak zorunda."

"Mahkum aile ve yakınlarından gelen açıklamalar da yanlış çıktı sonradan. Bence Milliyet onları dinlememekle doğru yaptı. Bunları dinlemeyişimizin bir nedeni, bizlerin geçmişte yaşadığı siyasi tecrübeyle de bağlantılı. Bu örgütler nasıl işliyor biliyoruz."
"Ama operasyonun şeffaf olmadığı da ortada. Sadece tek kaynaktan yansıtıldığı eleştirisi doğru. Ama buna rağmen yeterince aydınlatıcı olabildik, kanımca.
"Şunu eklemek gerek: Bizim gazetenin yorumcularının yorumları biraz daha sorgulayıcı olabilirdi. İnsan haklarının korunması konusuna biraz daha iyi eğilebilirdik. İnsan hakları ve cezaevi güvenliğinin çelişkili olmadığını vurgulayabilirdik. Ama, genelde, gazeteci olarak vicdanım rahat."
Yorum: Güçlü bir tartışma ve eylem dalgasının ardından gelen sarsıcı bir durum ile karşı karşıyayız. Gazeteci, böyle bir durumda nasıl bir rol üstlenir? Asıl soru bu. Tarafsızlık ve denge, temel mesleki kabullere dayanır. Ne kadar rahatsızlık verici olursa olsun, gerçeği her yönüyle aktarmak bir görev. Aynı şekilde, her zaman kamuouyunu yanıltıcı, yönlendirici unsurlar içeren "resmi" bilgileri sorgulamak; "resmi" olmayan bilgi, iddia ve görüşlerle bunları dengelemek de aynı ölçüde önemli.
Okur, sadece tek tarafa ait olduğunu bildiği veya anladığı bilgilerden kuşku duyar. Gazeteci, kaynakların bilgisinden kuşku duyduğu durumlarda, yanıt alamadığı soruları açıkça kamuouyuyla paylaşır. Yanıt talep eder. Soruların izini ısrarla sürer.
Önemli olan bir nokta da "insan hayatına ait temel değerlere" sahip çıkılmasıdır. Toplumun vicdanını temsil eden basın, ayrım yapmadan insan haklarını gözetir. Milliyet, bu haberlerde resmi bilgiye aşırı yaslanmış, haberle muhabir arasındaki "uzak mesafeyi" okura tam yansıtmamış, "eleştirel" görevini yerine getirmede eksiklikler sergilemiştir.






18 Kasım 2019 Magazin Bülteni18 Kasım 2019 Magazin Bülteni

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber