Kırk yıllık hatırı var

“Zengin Mutfağı”, Vasıf Öngören’in söyleyeceği sözü mizahla harmanlayan incelikli kalemine bir kez daha saygı duymak ve Şener Şen’i sahnede izleme ayrıcalığına erişmek için kaçırılmaz bir fırsat

Yıl 1970. 15-16 Haziran. Ülke, Cumhuriyet tarihinde görülmüş en büyük işçi hareketiyle sarsılmakta. İstanbul’un Anadolu yakasında, Ankara Asfaltı üzerindeki fabrikalardan başlayan yürüyüşe katılım yüz bini geçmiş durumda.

Biz neredeyiz? Zengin iş adamı Kerim Bey’in köşkünün mutfağında. Hayatının neredeyse tamamını burada geçirmiş, o mutfağı kendi küçük krallığı zanneden emektar aşçı Lütfü Usta’dan dinliyoruz olan biteni. Aslında henüz Lütfü Usta’nın da haberi yok dışarda yerin yerinden oynadığından. Onun tek derdi patronlar neden hâlâ eve dönmedi, kendisine akşama ne pişireceğini söylemediler, nasıl yetiştirecek o şimdi akşam yemeğini? Dilinde de sürekli bildiği en büyük isyan cümlesi: “Aşçıysak eşek değiliz ya?!”

Kırk yıllık hatırı var

Bir de genç kız var mutfakta çalışan, Lütfü Usta’nın elinde büyümüş, onu baba bilmiş. Onun da derdi başka: O gün nişanı var ve damat adayı gecikmiş. Ya nişanlanamazsa, ya saadetine bir mani çıkarsa?

Biri patronların, öteki nişanlanacağı delikanlı Selim’in yolunu gözlerken şoför Seyfi’nin abisi Ahmet geliyor ve mutfağa bomba gibi düşüyor sokaktaki işçi ayaklanması. Olmaz denilen olmuş, şehir yangın yerine dönmüş, aşçıbaşının “Benim patronum, Pehlivan Lütfü’nün patron işçilerden korkup kaçacak ha? Aklınıza turp suyu sıkayım” diye övündüğü Kerim Bey ailesini alıp Avrupa’ya gitmiş.

Güvendiği dağlara kar yağan Lütfü Usta’nın ne yapacağını bilemez hallerine radyodan gelen ‘sıkıyönetim’ haberi derman oluyor, olaylar ‘bastırılıyor’, Selim geliyor, nişan mutfakta takılıyor, patronlar eve dönüyor. Gelgelelim o günden sonra artık hiçbir şey aynı olmuyor. Ne köşkte, ne mutfakta.

Saf delikanlının dönüşümü

Bütün emeli evlenip kendi mutfağının kadını olmak olan tatlı genç kız dişinden tırnağından artırdığı her kuruşu nişanlısının eline tutuştururken, kendi verdiği “Seni bu zengin mutfağından kurtaracağım” sözünün altında ezilen meteliksiz üniversite öğrencisi Selim, ödül uğruna aranan bir işçiyi polise ihbar ediyor. Ve bu bilinçsiz hareketi, onun geri dönüşsüz değişiminin ilk adımı oluyor. Muhbirliği nedeniyle öldürüleceğinden korkan Selim’e “Bizim böyle delikanlılara ihtiyacımız var” diyen patron Kerim bey sahip çıkıyor ve biz o ürkek, nişanlısına bahçeden kopardığı çiçeği getiren saf âşık çocuğun “Ya bizdensindir ya da canın cehenneme. Tek ölçü budur” diyen bir mafya tetikçisi bozuntusuna dönüşmesini izliyoruz. Ve en sonunda değişme sırası Lütfü Usta’ya geliyor.

Vasıf Öngören’in 1970’li yıllarda yazdığı “Zengin Mutfağı” insanın özüne dair çok sağlam sorularıyla her izlenişinde farklı dozlarda da olsa aynı etkiyi bırakan bir metin: İnsan kime hizmet ettiğini düşünmeli. Kimlerden olduğunu, kimlerden olmadığını, ayrıca “biz”in kim, “onlar”ın kim olduğunu ve oyunda Ahmet’in dediği gibi faşizmin ölçüsünün ne olduğunu.

Kırk yıllık hatırı var

Eskimeyen bir dil

Ayrıca Öngören öyle doğal bir halk dili tutturmuş ki oyunu yazarken, bir kelimesini değiştirmeden kırk yıl sonra oynayabilirsin. Nitekim, Şener Şen de öyle yapmış, 1978 yılında İstanbul Şehir Tiyatroları’nda oynadığı “Zengin Mutfağı”nı kelimesine bile dokunmadan 2018’de sahnelemeye ve oynamaya karar vermiş. On yıldan fazla ara verdiği sahnelere dönmek için eski dostu Lütfü Usta’nın iyi bir seçim olacağını düşünmüş ki bence de çok isabet etmiş. Hem bu efsane karakteri Şener Şen’den canlı canlı izleme şansı bulamamış genç kuşaklar açısından, hem de 1988’de Başar Sabuncu yönetiminde sinemada da oynadığı, avucunun içi gibi bildiği bir karaktere yeni bir yorum getirmenin heyecanı açısından.

DasDas’ın Ataşehir Metropol İstanbul’daki yeni mekânının açılış oyunu olarak seyirciyle buluşan “Zengin Mutfağı”nda Doğu Akal ile reji koltuğunu da paylaşıyor Şener Şen. Böylece metne ve karaktere dair sorumluluğunu ikiye katlıyor ve şunu söylemek gerekir ki son derece klasik bir reji anlayışıyla sahnelenen oyunda Lütfü Usta karakterinin tadını çıkarıyor. Adeta “Hababam Sınıfı”ndan “Eşkıya”ya kalbimizde yer etmiş Şener Şen karakterlerinin bir görünüp bir kaybolduğu, bildiğimiz ve bilmediğimiz bütün Şener Şen’lerin bir bütünü gibi Lütfü Usta. İzlemesi büyük keyif.

Pırıl pırıl genç ekip

Şener Şen’in altmış kadar oyuncu içinden bizzat seçtiği pırıl pırıl bir genç oyuncu ekibi eşlik ediyor ustaya oyunda. Ben ilk oyunu izleme şansı yakaladım, hafif bir tutukluktan söz edebilirim ama eminim ilerledikçe daha açılacak, rollerine ve Şener Şen’in karşısında oynama haline alışacaklardır. Genç kızı oynayan yetenekli oyuncu Gizem Ergün’ün inanılmaz bir ışığı, insanın gözünü alan bir cazibesi var sahnede. Şoför Seyfi olarak küçük bir rolde görsek de Uğur Arda Başkan doğallığıyla akılda kalıyor.

Vasıf Öngören’in söyleyeceği sözü mizahla harmanlayan incelikli kalemine bir kez daha saygı duymak, iyi niyet ve heyecanları gözlerinden okunan, insanın içini ısıtan genç bir ekiple tanışmak ve elbette Şener Şen’i sahnede izleme ayrıcalığına erişmek için kaçırılmaz bir fırsat “Zengin Mutfağı”. Bir de dedim ya, her devirde döne döne sorulması gereken soruları var.

“ZENGİN MUTFAĞI” DASDAS

Yazan: Vasıf Öngören / Yöneten: Şener Şen Doğu Akal / Yardımcı yönetmen: Defne Kayalar / Dekor tasarımı: Barış Dinçel / Işık tasarımı: Cem Yılmazer / Kostüm tasarımı: Başak Özdoğan / Oynayanlar: Şener Şen, Gizem Ergün, Onay Kaya, Kutay Sandıkçı, Uğur Arda Başkan