Monaco Grand Prix 2

Eklenme Tarihi31.05.2011 - 20:05-Güncellenme Tarihi31.05.2011 - 20:05

Büyük yarış gününe Vodafone Avrupa CEO’su Michel Combes ile başlıyoruz. “4 yıldır McLaren takımına sponsoruz, anlaşmayı yeniledik, 3 yıl daha sponsoruz” diyor. Dünyanın en iyi bilinen 10 markası arasında yer almalarında Formula 1 sponsorluğunun önemini anlatıyor. Şirket olarak Türkiye’den memnun olup olmadıklarını soruyoruz, Türkiye’de ekonominin ne kadar iyi gittiğinden başlıyor, Vodafone Türkiye’de   yüzde 30 büyüme olduğunu anlatıyor. Arkasından da ekliyor, “20 yıldır bu işi yapıyorum, böyle bir büyüme oranı ilk defa görüyorum.”
Bizden memnun olmayan yabancı yok zaten. Ekonomiden magazine, sonra da spora geçelim.
Kim Kardashian’dan   Richard Branson’a
 Combes ile konuşurken arka fonda elinde dev bir turuncu Birkin’le Kim Kardashian beliriyor. Billionaire Club’ın da sahibi olan Flavio Briatore de biraz ileride. Bu arada yarışı Prenses Beatrice’den Richard Branson’a birçok ünlü isim izliyor. Bir rivayete göre Brad Pitt ve George Clooney de izleyiciler arasında ama onları görmüyoruz, paddock’ta Daniel Craig’le avunuyoruz.

Bol aksiyonlu yarış
Yarışı izlemek kolay değil. Arabalar vızır vızır geçiyor, izlerken bile başınız dönüyor. Tabii gürültü de cabası. Kulaklıklar bile vız geliyor. Monaco Grand Prix 2011 en heyecanlı  yarışlardan biri oluyor. Massa  Ferrari’siyle kaza yapıyor, zirvedeyken bırakan ama sonra dayanamayıp geri dönen efsane pilot Schumacher’in aracı bozuluyor, yarış dışı kalıyor. En fenası da, tam da gözümüzün önünde  Petrov feci bir kaza yapıyor.  Arabadan çıkartılması çok uzun sürüyor. İşte bu aşamada iyi bir organizasyonun ne kadar önemli olduğunu bir kez daha görüyoruz.
Petrov’un kazasından önce favori pilotum Jenson Button ataktaydı. Alonso’ya yetişeceğini umuyordum, araya kaza girince, yarış 21 dakika durunca olmadı. Vodafone McLaren Mercedes pilotu Button üçüncülükle yetinmek zorunda kaldı. Bunda tabii Vettel’in pite sadece bir kez uğramasının da payı büyüktü, çünkü Button pite üç kez uğradı. Bu arada pitte ekibin lastikleri değiştirmesi, eksikleri tamamlaması hızlı çekim gibi. Onları bile takip edemiyorsunuz. Sanırım Formula 1’i televizyondan izlemek en iyisi.

Boy George çaldı,   Prens Albert eğlendi
Güçlü bağlantıları nedeniyle ‘Gökhafone’ diye takıldığımız  Gökhan Kimsesizcan prensin şirketi SBM’i (SBM, Monaco’da otel,  restoran, casino gibi aklınıza gelecek her şeyin sahibi) arıyor ve Monte  Carlo’nun en bilinen gece kulübü Jimmy’z’de masa yaptırıyor.
Önce Buddha Bar’a uğruyoruz. Buddha Bar bütün dünyada çoktan bitti ama Dubai ve Monaco’da hâlâ popüler. Bir de Amber Lounge. Yine de klasikten şaşmıyoruz, Jimmy’z’e geçiyoruz. Bizden biraz sonra Prens Albert ve nişanlısı eski yüzücü  Charlene Wittstock kulübe geliyor. Biliyorsunuz 2 Temmuz’da düğünleri var. Charlene Wittstock inanılmaz güzel, biraz Grace Kelly’yi de andırıyor. Pistte dans ediyor, kimse de yanına bile gidemiyor çünkü hiç göze batmayan ama çok etkili bir  koruma altında.
Bu gecenin büyük olayı, Jimmy’z’de Boy George çalıyor.  İlginç ama Boy George da hâlâ  buralarda popüler. 
Ertesi gün küçük bir St. Tropez turundan sonra havaalanındayız.  Kıvanç Tatlıtuğ ve futbolcu bakmaya giden Fatih Terim de burada. İnişe geçildiğinde bile Kıvanç Tatlıtuğ, Fatih Hoca’nın başında koyu  sohbette. Herkes Monaco Grand Prix’den dönüyor ama konu hiç değişmiyor. Tabii ki futbol. Şaşırıyor muyum? Hayır.

‘Her Şeye Rağmen’ devam ediyor
Son ayların en iyi dizisiydi. Günü değişti, saati değişti, dizi bitiyor söylentileri başladı. ATV önce yalanladı, sonra bakalım dedi. Derken birdenbire sezon finaliyle karşımıza çıktılar.
İlk defa bir TV dizisiyle ilgili bu kadar çok email alıyorum. Çünkü dizi daha başlamadan önce yazmaya başlamıştım Tomris Giritlioğlu ve Şükrü Avşar’ın son projesini. Biliyorsunuz, Tomris Giritlioğlu Tayland’da tanıştığım Can Nergis hakkında yazdıklarımı okuyup, köşemdeki fotoğrafını görüp Can’ı İstanbul’a getirdi ve ona dizideki Mehmet rolünü verdi.
Geçen gün Can’la bir kafede buluştuk, neler olduğunu konuşacaktık. Yan masalarda oturanlar onu rahat bırakmadı. İşin ilginci, kadınlar kadar erkekler de, çocuklar da onunla konuşmaya can atıyor.


Can aynı, hiç değişmemiş. Sadece bıyık ve sakal ona daha olgun bir görünüm vermiş. Nasıl yakışıklı, anlatamam. Hiç şımarmamış ki bu işlere girenler çok kolay şımarabiliyor. Herkesin sorusuna memnuniyetle cevap veriyor.
Bu arada ben esas soruyu soruyorum. “‘Her Şeye Rağmen’ gerçekten bitecek mi?” Bu kadar beğenilen ve konuşulan bir dizinin bitmesini bir izleyici olarak ben de istemiyorum. “Birkaç gün içinde belli olacak” diyor önce. Sonradan haber geliyor, ‘Her Şeye Rağmen’ devam ediyor. İki hafta sonra motor diyorlar, Cunda’da. Umarım bu son karar olur ve ani bir değişiklik olmaz. Tabii umarım ATV bu sefer ‘Her Şeye Rağmen’e hak ettiği günü ve saati verir.

Etiketler