Gizli anayasa ve Türkiye'nin arka yüzü

Gizli anayasa ve Türkiye'nin arka yüzü

       BUGÜNÜN en dikkat çekici konusu; Ankara'da elden ele dolaşan bir yeni Anayasa taslağı.
       Otoriter bir devlet düzeni öngördüğü, hatta yasamanın bazı yetkilerini yürütmenin başına verdiği iddia edilen bir taslak.
       Bir yanda Türkiye, hükümetini ararken bir yanda bazıları perde arkasında rejimi değiştirecek hazırlıklar yapıyor.
       * * *
       TÜRKİYE'de bir görünen Türkiye var, bir de görünmeyen. Sade vatandaş görüneni gerçek sanıyor.
       Örneğin yıllardır sade vatandaş çetelerden, mafyadan haberdar mıydı?
       Adliyenin, polisin, hükümetin, devletin her şeye hakim olduğunu sanarak vatandaş rahat rahat uyurken bir de baktı ki olaylara başkaları hakimmiş.
       Bankalar bile o görünmeyen Türkiye'de el değiştiriyor. Rüşvetler, ortaklıklar gırla gidiyormuş.
       Bazı memurlar, polisler maaşa bağlanmış, onların arasında da yasa dışı menfaat, paylaşım kavgası varmış.
       Siyasette de durum bu.
       Sözlerle niyetlerin, görünenle perde arkasındakilerin farkı var.
       * * *
       BİR yanda Yalım Erez hükümeti kurma çabasını sürdürüyor.
       Bu çabayı vatandaş heyecanla izliyor.
       Öte yandan "Onun kabinesi bile hazır. İsim listesi cebinde, bu çaba bir gösteri" diyenler var.
       Demirel, 10 Ocak'a kadar Erez hükümet kuramazsa ben "geçici seçim hükümeti kurmayacağım, Anayasa'nın bana verdiği yetkiyi kullanacağım" diyor.
       Bu, bazıları tarafından demokratik bir jest olarak algılanıyor.
       Ama diğer bazıları bunu Demirel'in bir planı olarak da yorumlayabiliyor:
     "Böylece Demirel hem 18 Nisan tarihli seçim kararını iptal edilir halde tutmak istiyor.
       Hem de 'geçici seçim hükümeti' olduğu takdirde FP'nin Meclis'teki sandalye sayısına paralel çoklukta bakana sahip olmasını önlemek istiyor."
       Bu ikinci yoruma inanmak güç de olsa bu görüşte olanlar var.
       Yani biraz aklı eren, Türkiye'de her işin bir görünen, bir de görünmeyen yüzü olduğuna artık inanıyor.
       Bu da toplumda güven bunalımı yaratıyor.
       Ecevit; Baykal'a ve Kutan'a güvenmiyor.
       Çiller; Demirel'e ve Yılmaz'a güvenmiyor.
       Yılmaz; Çiller'e ve Baykal'a güvenmiyor.
       Baykal; Ecevit'e ve Yılmaz'a güvenmiyor.
       Kutan; 28 Şubat'a güvenmiyor.
       Bu güven bunalımı tepeden tabana herkesi kapsıyor, her kesime yayılıyor.
       Hükümetin kurulmasını bile engelliyor.
       Erez, liderlerle "uzlaşma" arıyor. Kuracağını hesapladığı hükümetin ismini de öyle koymuş.
       Oysa Çiller'in dünkü buluşmada, ev sahibi olmasına rağmen, Erez'e hakaret anlamına da gelebilen davranışı; bizdeki "uzlaşma" kültürü eksiğinin ve güven bunalımının tezahürü değil mi?
       * * *
       SONUÇTA; siyasetin büyük kitleler için umut olmaktan çıkması noktasına geliniyor.
       Siyaset artık insanımıza umut vermiyor.
       Öyle olmasaydı 28 Şubat bu derece tutar mıydı?
       Siyasetin orkestra şeflerinin nerede hata yaptıklarını bulup onarmaları gerekiyor.
       Güven tazelemeleri gerekiyor.
       Kabahati başkalarında aramaktan vazgeçmeleri gerekiyor.
       Şeffaflığa ve doğruluğa dönmeleri gerekiyor.
       Gördüğümüzle görmediğimizin arasındaki farkı kaldırmaları gerekiyor.




Yazara E-Posta: d.heper@milliyet.com.tr