Önce imaj, sonra yine imaj

Bir kadın entelektüelin görüşü naklediliyor."...Türkiye için Osmanlı idare tarzı iyi olur... Türkiye halifeliğe dönsün, kazanır..."Ben bu sözü, dışımızdakilerin çoğunun Türkiyeye karşı oluşuna çare diye söylenmiş bir söz, bir görüş olarak algıladım.Halifeliği canlandırmanın üzerinde durmak abes ama Türkiye karşıtlığı önemli bir gerçek.Bunu, 17 Aralık zirvesi nedeniyle tüm Avrupada estirilen aleyhteki havadan ve Türkiye sevmez grupların çığlıklarından bir kez daha anladık.Herhalde Avrupadaki bu aleyhtarlık genellikle kaynağını tarihten alıyor. İstanbula sahip olan, Viyanaya varan Türkten hem korkuluyor, hem de ona karşı kin besleniyor. Bu insanların ne modern, çağdaş Türkiyeyi görmüşlükleri var, ne de daldıkları korku ve kin rüyasından uyanma arzuları. Onlar ileri Türkiyenin temsilcileri olarak ancak 1964te Avrupaya akan birinci kuşak vasıfsız işçilerimizi tüm Türkiyenin modeli olarak kabul ediyor.Zirveden sonra yapılan yabancı karikatürlere internette bakıyorum, Türk diye çizilenleri ben tanımıyorum.Peki gerçek ve çağdaş Türkiye geniş kitlelere nasıl tanıtılacak?Bu azınlığın elinden "barbar Türkler" silahı nasıl alınacak, propagandaları nasıl boşa çıkarılacak?Üstelik yalnız Avrupada değil Ortadoğuda, Arap ülkelerinde de benzer durum var.***ÇOK yakınım bir genç kız bir Arap ülkesinde çalışıyor. Oradakiler zihinlerindeki Türk imajıyla bu genç Türk kızını bağdaştıramadıklarını söylüyorlar. Onların belleklerindeki Türk başka türlü. Bugünkü çağdaş, modern ama yüzde 99u Müslüman Türkiyeyi tanımıyorlar. Onların çoğu dedelerinden, babalarından öğrendikleri Osmanlı yönetimini kötüleme, ona karşı olma geleneğine katılmakla yetiniyorlar. Tabii bazıları için, Müslüman Türkiyenin aldığı büyük mesafeyi çekememe içgüdüsü de rol oynuyor.17 Aralıkın arifesinde Kaddafinin saçmalamasını hatırlayın:"Türkiye ABye alınırsa Bin Ladinin Truva atı olur."Bu modern Türkiyeye duyulan kıskançlığın hezeyan haline gelmesi değilse nedir?***AVRUPAda da, Arap ülkelerinde de, bu tip maksatlı, art niyetli kişiler, gruplar, siyasi merkezler Türkiyeyi bilmeyen, Türkiyeyi görmemiş geniş kitleleri etkiliyor.Peki ne yapmalı?Yapılacak olan, Türkiyeyi tanıtma kampanyalarına yeni bir anlayışla hız vermektir. İmaj bombardımanıdır.Sıradan Avrupalının ve Arap ülkeleri vatandaşlarının kafasında oluşturulan suni Türk imajı yerine gerçek Türkiye ve Türk vatandaşlarını yerleştirmektir. TVde Cafe Plazayı izliyorum. Petrol İşverenleri Sendikası (PUİS) Onursal Başkanı İsmail Aytemiz, "Petrolde 2005te rekabet geliyor, fiyatlar düşecek" diyor.Oysa cep telefonunda bugün rekabet var. Ama OECDnin saptamasına göre dünyada cep telefonunda en pahalı üçüncü ülke Türkiye.Yani? Yanisi şu: Türkiyede rekabet ortamı bile tüketicinin lehine çalışmıyor. Bu ne biçim rekabet? UNAKITAN Eleştirirken samimiysek, hakkını teslim etmede de dürüst olmalıyız.Başbakandan söz ediyorum.Tayyip Erdoğanın güzel iki çıkışı oldu.Biri Maliye Bakanına, yurtdışına çıkış harcı konusunda.Yurtdışına gidenler 70 milyon lira harç ödemekten şikâyetçi değillerdi. Bu parayı veremeyecek kişilerin zaten yurtdışında ne işi var? Üstelik bir bölümünün ödemesini herhalde çalıştıkları müesseseler yapıyor.Asgari ücretten alınan vergiyi kaldıramayan Maliye Bakanı Unakıtanın varlıklıya olan bu ilgisi, herhalde "vergide adalet" gereği olamazdı.İşte Başbakanın olumlu çıkışı sonucu şimdi bu hatadan dönülecek ve çıkış harçlarından toplanan 70 trilyon lira eskisi gibi, dar gelirlilere konut için harcanacak.Başbakanın İstanbul için ümit veren ikinci çıkışı da şöyleydi: "Oy kaybedin, İstanbulu kaybetmeyin..."Uygulamayı izleyeceğiz... Bakan kimden yana? MANKENDEN Ananın babanın yanında sigara içmemek, büyüklerin yanında ayak ayak üstüne atmamak, birçokları için tarih oldu.Jinekoloğa, üroloğa dert anlatırken yüzü kızaranlar da herhalde azaldı.Bir zamanlar, özel hayatlar ortalara dökülüp saçılmazdı.İyi mi oldu, kötü mü oldu bilemem ama mahrem kalmadı, ayıp da kayboldu. İkisi ortasını bulmak bile güç.TVde magazin programlarından birinde bir manken kızımız, biyoloji dersindeymiş gibi pek tabii anlatıyor:"ABDde sokakta bir genç adamla tanıştım. Aylardır beraberiz. Bana, Evlenelim dedi. Anneme anlattım. Kızım, oğlan sünnetli mi, diye sordu. Hayır, anneciğim, sünnetli değil, dedim..."Acaba annesi "sünnetsizle olmaz" mı, dedi. Yoksa oğlan sünnete mi razı oldu?Manken kız herhalde devamını anlatmayı başka bir TV programına bıraktı...70 milyonun önünde, ne muhabbet değil mi!.. dheper@milliyet.com.tr Sünnet muhabbeti