ORGAZM BEYİNDE Mİ?

22 Ağustos 2013

Her 4 kadından biri orgazm zorluğu çekiyor. Kadınların yüzde 5 ila 10’u hiçbir zaman orgazm olamıyor. Kadının orgazm olması oldukça önemli ve erkeklere hiçbir zararı yok

ABD’de Rutgers Üniversitesi’nde Psikolog Prof. Komisaruk ve arkadaşları, kadınların beyinlerinin orgazm öncesinde, sırasında ve sonrasındaki beyin hareketliliğini gösteren ilk animasyon filmini yaptılar. Fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme makinesinin içine bir kadının uzanmasını istediler. Yukarıdaki şekilde görüldüğü gibi, mastürbasyonla uyarım esnasında gönüllünün beyin aktivitesindeki artış ve değişimler kaydedildi. İlk aktivite, genital bölgeye dokunulmasıyla algı korteksinde oldu. Ardından duygular ve uzun süreli hafızayı içeren beyin yapılarının toplandığı yer olan “limbik” sistemde hareketlilik tespit edildi. Orgazma yaklaşıldıkça hareketlilik, beyincik ve ön korteks kısımlarına geçiş yaptı. Bunun sebebi, artan kas gerilimi. Orgazm sırasında ise, hareketlilik hipotalamusta doruğa çıktı. Hipotalamus, “oksitosin” adı verilen, mutluluk hissi yaratan ve uterusu daraltan bir hormon salgılanmasından sorumludur. Böylece orgazm sırasında bütün beyinde uyarılma yaşanır.

Keyif ve mutluluğun yolu
İnsanların beyin aktivitelerindeki değişikliği neredeyse aynı anda görebildiğimiz bu film sayesinde Komisaruk, “Orgazm olamayan bireylerin hangi evrede sorun yaşadığı tespit edilebilecek” diyor. Ona göre bu bir çeşit “neurobiofeedback”; yani “nörobiyogeribildirim”. Bu yöntem sayesinde kişilerin endişe, depresyon ve ağrı gibi durumların üstesinden gelebiliyor. Profesör Komisaruk, “Orgazm keyif ve mutluluk üretmenin bir yolu. Eğer mutluluk bölgelerini nasıl harekete geçirebileceğimizi öğrenirsek, pek çok sağlık sorununun da çözümüne ulaşabiliriz” diyor.

Tedavide yeni umut
34 yaşındaki kadın hastam, orgazm olamadığından, cinsel birliktelik sırasında aklına başka düşünceler geldiğinden yakınıyordu. Beyin elektrik akım kayıtlamasını yaptığımızda, limbik sistemin üst bölgesinde, elektrik akım geçiş düzensizliği ile yavaş beyin dalgalarında artış tespit ettik. Cinsel aktivite sırasında orgazm olmasını önleyen bu beyin dalgasını neurofeedback ile düzenlemesini, yani azaltmasını öğretince, orgazm olabildiğini öğrendik.
30 yaşındaki bir başka kadın hasta, birçok partner değiştirdiği halde orgazm olamadığını, hatta aşık olduğu kişiyle bu orgazmı tadamadan öleceğinden korktuğunu söylüyordu. Elektrik kayıtlamasında, iki beyne akımın eşit yayılmadığını gördük. Olasılıkla bu durum orgazmda tüm beynin uyarılmasına engeldi. Neurofeedback ile geçişleri düzenlemeyi öğrettiğimizde, orgazm sorununu çözmüş olduk.

Yazının devamı...

BEYNİN HASTALIĞI “ŞiZOFRENi”

19 Ağustos 2013

Biz doktorlar beynin bir rahatsızlığı olan şizofreniyle mücadele ederken, bu da olacak iş mi?

Tekirdağ’da şizofreni hastası Ali Çelebi’nin, polis dayağı sonrası hayatını kaybetmesine Şizofreni Dernekleri Federasyonu tepki gösterdi. Başkan Doç. Dr. Haldun Soygür, bu ölüm karşısındaki sessizliğin, şizofreni hastalarının, ailelerin ve hekimlerin acısını artırdığını söyledi. Dernek olarak emniyet görevlilerini, ruhsal hastalığı olanları tanımaları ve nasıl davranmaları gerektiği konusunda eğitim almaya davet ettiler.
Bazı ülkelerde hastalığı aile içinde ilaçsız tedavi etmeye yönelik programlar varken, bizde polisin hastayı dayakla öldürmesi, “Acaba polisler psikiyatrik hastalıklarla ilgili ne kadar bilgi sahibi?” sorusunu akla getiriyor. Bu hastalarda kişiye zarar verileceği hezeyanları olabiliyor ve karşı tarafa direnç gösterebiliyorlar. İşitsel halüsinasyonlardan, özellikle davranışları hakkında yorum yapanlardan rahatsız olabiliyorlar.

Beynin olgunlaşma süreci bozuluyor
Şizofreninin, 15-22 yaşları arasında beynin olgunlaşma sürecinin bozulmasıyla ortaya çıktığı çalışmalarda görülüyor. Şekilde, Thompson ve arkadaşları yüksek fMRI teknolojisiyle normal ergenle karşılaştırıldığında, şizofreni başlayan yaşıtında beynin gri maddesindeki hücrelerin azaldığı (kırmızımsı renkler) gösterildi. Elektrofizyolojik çalışmalarda, olgunlaşmanın bozulmasının sonucu yavaş veya hızlı beyin dalgalarında artış gözlendi. Bu nedenle beyin bağlantıları olumsuz etkileniyor.

Yazının devamı...

MUCİT MÜSLÜMAN OLUR MU?

15 Ağustos 2013

AVM’leri, lüks araçları, geniş konutları ve sonsuz alışveriş seçeneklerini keşfeden meraklı beyinlerin gelişmesini destekleyici programlarımız olmalı

Bayramda Hürriyet Gazetesi’nde, İngiliz ateist, evrimci, biyolog ve yazar Dawkins’in paylaştığı, “Dünyadaki tüm Müslümanların aldığı Nobel ödülü sayısı Cambridge Üniversitesi bünyesindeki Trinity Koleji mensuplarının aldığından azdır. Gerçi onlar (Müslümanlar) da Orta Çağ’da harika şeyler yaptılar” tweet’inin büyük gürültü kopardığından bahsediliyordu. Devamında, “Cambridge Trinity Koleji ABD, İngiltere, Almanya ve Fransa dışında dünyadaki tüm ülkelerden daha fazla Nobel ödülüne sahip. Neden bir başka gruptan değil de Müslüman Nobellilerden bahsettim? Çünkü sık sık a) toplam sayıları b) bilimleri hakkında övünmeler duyuyoruz. Birçok insan ateistlerin kaç tane Nobel aldığını soruyor. Araştırmak gerek. Ben de bilmek isterim. Sanıyorum ki oranı çok yüksektir ve artmaktadır” diye ekliyordu.

Bakanın cevabı
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Twitter hesabından, “Irkçı yorumunuzla ilgili birkaç düşünce” diyerek Dawkins’e verdiği cevabında: “1-Evet, Müslüman dünyasının daha fazla demokrasiye, daha fazla açıklığa ve eğitime daha fazla odaklanmaya ihtiyacı var. 2-Nobel ödülleri Müslüman olmayan bir ülke tarafından veriliyor ve siyasi taraflılık, Avrupa merkezlilik konusunda bazı meşru kaygılar söz konusu. Son olarak Batı’nın ‘büyük oyun’u Müslüman dünyasını sürekli bir çatışma ortamında bırakmış bu da ilerlemeye engel olmuştur”
diye yazmış.
Bayram haftası, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın yaptığı konuşmada, “Bu ülke Müslüman bir ülke. Yüzde 99’u Müslüman. Tarihten gelen bir yapısı var. Türkiye’nin bulunduğu coğrafya çok zor bir bölge ve
Türkiye onun merkezinde bulunuyor. Şimdi Türkiye’nin konumu itibarıyla biz icat

Yazının devamı...

PROF. KÖKNEL’E CEVABEN

12 Ağustos 2013

Sevgili okurlar, gündem sebebiyle uzun zamandır veremediğim bir cevabı bugün köşemden vermek istiyorum. Zira doğru bilgilendirme son derece önemli

Nisan ayında sayın Defne Samyeli ile gerçekleştirdiğimiz röportajın Milliyet Pazar ekinde yayımlanmasının ardından Prof. Dr. Özcan Köknel, karşıt görüşte bulunarak düşüncelerini okur temsilcisi sayfasında paylaşmıştı.
Görüşleri tıp bilimiyle örtüşmediği gibi eksik inceleme ve araştırmaya dayalı. Köknel tarafından ileri sürüldüğü üzere; halkın ve hastaların yanlış bilgilendirilmesine sebep olan benim röportajım değil, aksine kendisi tarafından ileri sürülen asılsız ve bilimsel dayanağı olmayan iddialardır. Bu nedenle cevap niteliğindeki bu yazımı, köşemde herkesin okuyabileceği şekilde yayımlamam, kamu yararı açısından son derece önemli.
Prof. Dr. Özcan Köknel tarafından atıfta bulunulan Türk Psikiyatri Derneği’nin 2006 yılında yayımladığı bilimsel dayanaktan yoksun olan, ilana hala daha körü körüne bağlı kalarak, atıfta bulunan görüşlerinin gerçeği yansıtmadığıdır. Araştırılırsa, 2006 yılından, 2013’e kadar geçen 7 senede QEEG ile ilgili bin 54 tane daha yeni hakemli yayın eklendiği kolaylıkla görülebilir. Ayrıca QEEG ile ilgili hakemli dergilerde yayımlanmış 90 binden fazla makale var.

Çalışmalar bilimselliğini destekliyor
Nörometrik QEEG normatif veri tabanı bağımsız laboratuarlardan toplanan, hakemli makalelerde tıbbi literatürde yayımlanmış (örneğin, dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu, depresyon, kafa travması, inme ve geçici iskemik atak, marihuana suistimali, şizofreni ve demans) ve bu tekniğin kullanımıyla ilgili bulgular geniş çapta tekrarlanmıştır. Nörometrik, normatif veri yayınlamış tek QEEG teknolojisidir ve A.B.D. Gıda ve İlaç Dairesi (F.D.A) tarafından onaylıdır.

Yazının devamı...

ALZHEIMER’DA YENİ TEDAVİ UMUDU

8 Ağustos 2013

Kliniğimde gerçekleştirdiğim çalışmalarda hastalığın tedavisinde kullanılan bazı ilaçların beyin dalgalarını olumsuz etkilediğini gördüm. Neurofeedback yöntemiyse hastalarda olumlu sonuçlar verdi

Alzheimer hastalığının tedavisinde bilişsel gerilemenin, fonksiyonel ve davranışsal bozulmanın yavaşlatılması çok önemli. Tedavi edici müdahaleler arasında hem ilaçlı hem de ilaçsız yöntemler kullanılır. Bunlar, hastalığın ilerlemesini yavaşlatan ve hayat kalitesini artırmaya yönelik yöntemler. Halen, “demans”ın ilerlemesini yavaşlatabileceği düşünülen temel ilaç tedavisi, Donepezil. Ancak bu yavaşlama 1 yıl içerisinde en fazla 6 ay.
Kliniğimizde beyin dalgalarının kayıtlamasını yaptığımız bazı Alzheimer hastalarında ilaçların beyin dalgasını düzeltmediğini, aksine olumsuz yönde etkilediğini görüyoruz. Bu durum, kişiye özel tedaviler uygulanması gerekliliğini destekliyor. Neurofeedback (NF) çalışmaları, normal yaşlanan kişilerde ve demansta olumlu sonuçlar verince biz de hastalarımızda uyguladık.

Örnek vakalar
72 yaşındaki erkek hasta, iki senedir Alzheimer teşhisiyle Donezepil kullanıyordu. Hasta, ilacın dikkat, hafıza sorunlarını düzeltmediğini, hayattan zevk almadığını, gün içinde enerjisinin ve cinsel gücünün çok azaldığını söyledi. Beyin dalgalarına ilacın etkisinde NxLink nörometrik veri tabanıyla baktığımızda beyinde Alzheimer benzeri yavaş teta dalgalarının çok arttığını gördük. Kısa Durum Muayene Testi’nde (KDMT) 30 tam puan üzerinden 30 puan aldı. İlacını kestirip beyinden atılım süresi olan 30 günün sonrasında tekrar beyin dalgalarını kayıtladığımızda teta dalgalarının azaldığını gördük.
İyi gelmesi için verilen Donezepil ilacının beyni bu hastada çok yavaşlattığı ortadaydı. KDMT’ni tekrarladığımızda, aynı 30 puanı aldı. Yapılan NF ilaçsız tedavisiyle hasta çok daha iyi duruma geldi ve kendisinde Alzheimer hastalığı olmadığını öğrendi.

Yazının devamı...

ALZHEIMER TEŞHİS VE TEDAVİSİNDE YENİ TEKNOLOJİK YAKLAŞIMLAR

5 Ağustos 2013

“Anne ve babamız yaşlanıyor. Onlar da Alzheimer olabilir mi, ne yapacağız?” sorusunu çok sık duyuyoruz

Demans (bunama), bilişsel fonksiyonların kaybı olarak tanımlanmaktadır. Buna, düşüncede, hafızada, mantıkta, iletişimde, kişilik ve bilişsel hızda bozulma dahildir. Demansın en yaygın çeşitleri, alzheimer ve vasküler (birden fazla damar enfarktüsüne bağlı) demans hastalığıdır.
Alzheimer hastalığı, demansın en yaygın formudur. 65-74 yaş arasındaki yüzde 5 ve 85 yaş üstündeki yüzde 50 insanı etkileyen, beynin ilerleyen ve dejeneratif bir hastalığıdır. Alzheimer’ın bilinen tek bir nedeni yoktur; ancak birkaç faktör vardır ki, bunlar da hastalığın ortaya çıkmasında yüksek oranda etkilidir.
Apolipoprotein E varyasyonu, bu hastalığın oluşumuyla ilintili genetik bir faktördür. Kafa travması alzheimer’a neden olabilir. Hastalığın en belirgin özellikleri, beynin normal organizasyonunu ve fonksiyonunu bozan amiloid plaklar ve düğümlü nöronal liflerdir. Bunlar, önce beynin temporal lobunda, yani hafıza ve konuşmadan sorumlu alanda görünür. Aynı bölgelerde beynin elektrik akımında değişiklikler ve “teta” dediğimiz yavaş beyin dalgalarında artma, alpha-beta dalgalarında ve beynin bağlantılarında azalma olduğu görülür. Düşük seviyelerde eğitimin alzheimer’a olumsuz katkı sağladığı düşünülmektedir.

Doğru teşhis önemli
Tamamen demans olmadan, yani yaklaşık 12 yıl önce, beyinde elektrik akım değişiklikleri başlıyor. Beyin elektrik değişikliklerini incelemeye yarayan FDA onaylı QEEG ve nörometrik inceleme teknolojisi, yüzde 90’ın üstünde bir oranda ön teşhiste hekime yardımcı oluyor. Bu dönemde hastada depresyona benzer bazı bulgular olabilir. Hafıza testleri ve depresyon ölçeklerinde bakıldığında, depresyon ve demansın birbirleriyle örtüşen belirtiler verebildiğini görürüz. Bu da, iki hastalığı ayırmayı güçleştirebilir. Ancak, QEEG NxLink nörometrik analizi, depresyonla primer dejeneratif demansı yüzde 91.9-92.2 ve alzheimer ile vasküler demansı yüzde 95 gibi yüksek bir oranda ayrıştırabiliyor. Bu da doğru teşhisi bulup doğru tedaviye yönlenmemiz açısından çok önemlidir. Ayrıca, bu dönemde hastalığın ilerlemesini yavaşlatacak araştırmalara önem verilebilir.

Yazının devamı...