Çok güzel insanlarla çalıştım ben, güzel şeyler öğrendim...

Annem çok çıkmazdı dışarı. Sağlığından ötürü yalnız gidemezdi bi yere. Denizi pek istemezdi, ama göl kenarı, akarsu severdi. Kıyısında pikniğe bayılırdı. Ömrü tarlada, tütün fabrikasında, evde çalışmakla geçti desem yeridir yani. Dışarıda bi pideciye, köfteciye gitmek, onun için çok keyifli şeylerdi. Düşünüyorum da, hayattayken annem için ne az şey yapmışım. Son kez, hastanede yattığı sürece ona bakmışım. Daha doğrusu bakmaya çalışmışım. Bi de dışarıya yemeğe götürmüşüm. Onun yaptıklarının yanında esamesi okunmaz yani!

Bunları neden anlatıyorum biliyor musunuz? Annem köfteyi çok severdi. Hele memleket işi kebapçeye bayılırdı. Her yıl Sarnıç’ta düzenlenen göçmen panayırından kebapçe isterdi. Kebapçeyi, zemzem edasıyla yerdi. Benim de köfteye sevdalanmam o yüzden sanıyorum.

Çok güzel insanlarla çalıştım ben, güzel şeyler öğrendim...

İki komşu esnaf

Hafta başında Buca’ya gittik bi dostumla. Öğle yemeği için yer ararken NATO civarından geçerken, uzun zamandır gitmediğim Bergama Köftecisi geldi aklımıza. Hiç tereddütsüz soluğu orada aldık.

Kapıdan içeri girerken annemi hatırladım. Onu da getirirdim buraya. Öyle mutlu olurdu ki, teşekkür ede ede bitiremezdi. İşte bu yüzden anlattım size annemi.

Ben kaç senedir geliyorum bilmem ama Bergama Köftecisi’nin tarihi epey eski. Ta 1980 yılından beri de, kendine has köftelerini müşterilerine sunuyor. Aslında uzun zamandır burayı yazmayı düşünüyordum. Fakat bi türlü dükkân sahipleri ile sohbet etme fırsatı bulamadığımdan, ayrıca internette, gazetelerde pek yer almak istememelerinden yazamamıştım. Bu kez hiç böyle bir düşüncem olmamasına rağmen, şahane iki insanla tanışıp aynı şahanelikte bir de sohbet yapma fırsatı buldum. Hatta restoran içinde çekim bile yaptım! Önemli bi şey bu. Çünkü, bu dükkân kendi kurallarıyla çalışan, çekim yapılmasına pek sıcak bakılmayan bi yer. E hal böyle olunca da merak uyandırıyor elbette.

Bergama Köftecisi, 1980 yılında iki komşu esnaf tarafından kurulmuş. Bergamalı köfteci Mehmet Türkyılmaz ile manav Reşat Alpaut... Köfteleri yapan Mehmet Usta Bergamalı olduğundan, dükkânın adını da Bergama Köftecisi koymuşlar.

Ortak olmadan önce komşu iki esnafmış Mehmet amca ve Reşat abi. Fakat işleri bi dönem kötü gitmiş. Ha bugün ha yarın diye toparlamaya çalışmışlar. Olmamış. İşler iyi giderken yanlarında olan en yakınlarını, işler kötüleşince arkalarında görememişler. Sonra iki komşu, kalan son güçlerini birleştirme kararı almışlar ve Bergama Köftecisi’ni kurmuşlar. Köfteyi, işi de köftecilik olan Mehmet Amca, diğer işleri de Reşat Abi üstlenmiş.

Hap gibi

Dile kolay, tam 39 yıldır sürdürüyorlar ortaklıklarını. Arkadaşımla yemeğin bitiminde, her daim kasada duran Reşat Abi’ye hesap öderken laf atmamızla başladı sohbet. Uzun zaman önce bi gün, yine aynı arkadaşımla, Bergama Köftecisi’ne gidiyoruz. Ha bu banka, ha şu banka derken para çekemeden köftecinin önüne kadar geldik. “Dur abi, ben şurdan para çekip geleyim” diye söylenirken, yanımızda biri (Reşat Abi) belirdi. “Bırakın siz parayı da hadi köfte bitmeden köftenizi yiyin; para kolay, olmasa da olur” diyerek bizi resmen arkamızdan itip dükkâna soktu. Pek hoşumuza gitmişti bu tavrı ustanın. İşte bu hikâyeyi Reşat Abi’ye anlatırken “Biliyorum ben sizi, ama şunu bilin bu durum size özel değil, tüm müşterilerimiz için geçerlidir” dedi ve sohbet başladı.

Biz Reşat Abi’yle konuşurken yavaş hareketlerle Mehmet Abi geldi yanımıza. Karşıdan biraz aksi gibi, ifadesiz bir yüzü var Mehmet Usta’nın. Ama muhabbete başlayınca bambaşka biri abi. Hayata dair o kadar güzel ve net tespitleri var ki... Hap gibi, al yut ve yaşamaya devam et. O derece...

Çok güzel insanlarla çalıştım ben, güzel şeyler öğrendim...

Sağır olacaksın

“Mehmet Abi, zor diimi ortaklık... İnsan en yakınına tahammül edemiyor...” diyorum. Yapıştırıyor hemen cevabı “Diil evlat... Her şeyi, herkesi duymayacaksın, sağır olacaksın. O zaman her şey kolay” diyor. Reşat Abi de bi kulağı bizde, arada sohbete ortak olarak müşterilerle ilgilenmeye devam ediyor.

Sohbet sürerken soruyorum: “Senin köftenin sırrı nedir Mehmet Ustam?”

Ben, içine şunu koyduk, bunu koyduk, etim şöyle güzel, böyle güzel cevabı beklerken... Mehmet Usta’nın cevabı yine şaşırtıyor. Diyor ki, “Biir, çok güzel insanlarla çalıştım ben, güzel şeyler öğrendim. İkii, çalıştığım yerlerde herkesin duasını aldım. Üüç, benim aklımda ve içimde hiç kötülük yok! Bi de kimsenin işine karışmam, işime de karıştırmam.” Alıyorum yine cevabımı. E daha ne olsun be ustam...

Köfteye gelince... Ustanın köftesi yağsız ve bol baharatlı. Sadesi, kaşarlısı ve acılısı var. Ama şu kadarını söyleyeyim, kesinlikle kendine has, lezzetli ve akılda kalan bir köfte. Köfte de, çalışanlar da her daim istikrarlı. Izgarada çalışan ustalardan biri 20, diğeri de 25 yıldır çalışıyorlar mesela Bergama Köftecisi’nde.

Mehmet Abi’nin muhabbetinden kopmak zor! Köftesi gibi sohbeti de nevi şahsına münhasır.

Artık dükkândan ayrılma vakti. Reşat Abi ve Mehmet Usta’ya teşekkür edip ayrılıyoruz, kapıya doğru yöneliyoruz. Tam kapıdan çıkarken dönüp ardıma bakıyorum. Gözüm, annemle yemek yediğimiz masaya takılıyor. Parmak uçlarımda yükselip masanın tam olarak görünmeyen yerine de göz gezdiriyorum, belki annem ordadır diye. Ama yok!

Arkadaşıma, “Usta be gelelim arada buraya, bak kesin annem de geliyordur bizimle, yoksa ben neden dönüp bakayım ardıma, onunla oturduğumuz masaya, di mi?”

Reşat Abi, Mehmet Usta iyi ki varsınız, iyi ki açmışsınız bu dükkânı. Kim bilir daha kimlerin anıları var Bergama Köftecisi’nde. Elleriniz dert görmesin. Sağ olun, var olun...