Kahvaltı dediğin bi gevrek, bi peynir, bi de çay!

Biz çocukken köyümüzde böyle kahvaltılar yoktu!

Tütün işçisiydi, üreticisiydi benim ailem.

Sabah çok erken kalkarlardı. Gün ağarmadan tarlaya gider, tütün kırarlardı. Eh işte, çocuk aklımızla biz de yardım ederdik.

Sabahları kahvaltı yapılırdı elbet.

Tarhanaydı kahvaltımız.

Annem herkesten önce kalkar, elleriyle kardığı tarhanaya yine o güzel elleriyle lezzet katar, koca bi tavaya doğranmış bayat ekmeklerin üzerine döküp koyardı sofraya...

Dedem de kendi kurduğu lahana turşusundan koyardı tarhananın yanına. Sıcak sıcak, burcu burcu, annem kokan tarhanaydı bizim kahvaltımız.
Sonra anavatan Türkiye’ye göç ettik.

Salçayla tanışmam 1977 mesela... Salça, sabah kahvaltıda da yenirdi, öğlen sokakta oyun arasında da. Sucuk bu kadar çeşitli değildi. Hindilisi, tavuklusu, soslusu, boyalısı, falanlısı filanlısı yoktu! Sucuk, sucuktu. O kadar.

Şehir hayatı köyden iyi gelmişti ilk bikaç sene, yok yok epey bi sene iyi gelmişti hepimize.

Her şey elimizin altındaydı. 04.00’te değil 07.30-08.00’de kalkmak iyiydi. Sonra çalışmadan geçirilen günlerin olması iyiydi. Tatil vardı yani.
Şehre göç ettiğimizde tarhana yine vardı kahvaltıda. Sadece peynir, zeytin eklenmişti sofraya. Yani ne köyde ne de şehirde öyle 10 çeşit peynir, 20 çeşit reçel, bilmem kaç çeşit zeytin olmazdı kahvaltı soframızda.

Rahmetli anacığım da bilmem kaç çeşit reçeli hayatında yapmadı. Çilek, ayva reçeli, bazen de kabak.

Evde bi kahve, bi çay, azıcık zeytin, peynir, varsa domatesle yaptık kahvaltılarımızı.

İşyerinde de bi poğaça, 2 boyoz, bi yumurta, bi gevrek oldu çoğunlukla.

Kahvaltı dediğin bi gevrek, bi peynir, bi de çay


İşin rengi değişti!

Ne olduysa 2000’li yıllarda oldu galiba. Köy kahvaltısı, serpme kahvaltı diye bi şeyler icat edildi. Aslında ilk zamanlar iyiydi de. Ama sonra işin rengi değişti. Kahvaltı vermeyen restoran kalmadı. 5 peynirli, 20 reçelli, organik sucuklu, köy tereyağlı... Say say bitmez. Hiçbir köylünün yapmadığı köy kahvaltısına kıyamet paralar istenir oldu. El emeği göz nurudur, özel üründür, organiktir dedik; verdik bu paraları. Sonra iş çığırından çıktı. Organik olmayan, köy kahvaltısı vermeyen yer kalmadı. Amaa ne zaman köy kahvaltılarının reçelleri, peynirleri marketlerden alınır oldu, mertlik bozuldu. İşini doğru dürüst yapan insanlar kendilerini anlattıkça, uyanıklar market reçellerine pötikareli kumaşlar bağlayıp çıktılar müşterinin karşısına.

Çöpe gitmesin!

Ve gelinen son nokta! Artık birçok yerde size sunulan kahvaltı ürünleri maalesef anlatıldığı gibi değil. Elbette bunların yenmez şeyler olduğunu söylemiyorum. Ama dürüst bir ticaret de değil bu yapılan.

Daha da kötüsü, neredeyse bir balıkçıda ödenen paralara gidilen bu kahvaltıların sonunda masaya gelenlerin çoğunun çöpe gitmesi! Halbuki kahvaltı dediğin bi gevrektir, az da peynir. Yanında bi çay da oldu mu, değmeyin keyfimize. Elin yabancısında da bundan farklı değil. Bi kahve, bi kruvasan. İşte bu kadar! Kahvaltı işi bizde biraz abartılı sanıyorum. Çokça da israf!

Kahvaltı dediğin bi gevrek, bi peynir, bi de çay


Demem o ki; her yediğiniz doğal olmayabilir. Bi de köylerde her sabah 40 çeşit reçelle kahvaltı edilmiyor. Haberiniz olsun...

Not: Gerçekten el emeği göz nuru ürünler yapıp müşterilerine sunanlar alınmasın.

Özlemişiz gazinolu günleri!

16-17 yaşlarındayım. Dayım, zamanın eğlence ilanlarını yapan bir reklam ajansında çalışıyor. Ben de onunla birlikteyim. Yazları ona yardım ediyorum. Biraz eski zamanlar yani. Kadifekale’de, Kale gazinosu pek popüler. Atilla Kaya, Arif Susam hep orda çıkıyor. Arada reklam ücreti tahsili için gidiyorum gazinolara. Kredi kartı, internetten ödeme yok o zamanlar. Akşam, ilk masalar hesabı ödedikten sonra ödeniyor reklam parası. Arif Susam’ı, Atilla Kaya’yı, Ferdi Özbeğen’i izlerken pipetle içilen gazozun keyfine doyum olmadığı yıllar...

Geçen hafta arkadaşlarımla birlikte Fuar Kübana’da ‘Modern Zamanlar Gazinosu’na gittik. İçeriye girer girmez, siyah beyaz televizyonlar karşıladı bizi. Sonra da eski günlerdeki gibi sahne etrafına kurulu masalar. Bi ara durup baktım etrafıma. Şık şık giyinmiş hanımlar, beyler gördüm. Sonra büyük bir nezaketle onlara masalarına kadar eşlik eden, geceye dair bilgi veren garsonlar...

Kahvaltı dediğin bi gevrek, bi peynir, bi de çay


Masamıza oturur oturmaz, gecenin atmosferine kaptırdık kendimizi. Kadehler sadece sahnedekilere değil; eskilere, eski zamanlara da kalktı. Eski günler film şeridinden kurtulmuş, canlı canlı önümüze gelmişti. Fasıl, hokkabaz, dansöz...

Neler yoktu ki! Gecenin finalini Rubato yaparken bulunduğum yerden şöyle bi baktım insanlara. Ne kadar da özleyen varmış eski günleri, eski zamanları, gazino kültürünü. İyi ki gelmişiz dedim. Modern Zamanlar Gazinosu devam edecek mi bilmiyorum, ama düşünüp gerçekleştirenleri tebrik ediyorum...