Afet değil, enkaz yönetimi

Bu illerde ve İstanbul'da binleri bulan sayıda ev ve işyeri kullanılamaz hale geldi. Bazı evler çöktü...Her felaketten sonra olduğu gibi bu sel felaketinden sonra da uzmanlar ve yetkililer televizyonlara çıkıp neler yapılması gerektiğini anlattılar.Türkiye felaketler karşısında ilkel bir görünüm veriyor. Afet yönetimi uzmanlar tarafından teorik olarak çok iyi izah ediliyor ama uygulamada, afeti değil, afetten sonra enkaz kaldırmayı yönettiğimiz görülüyor. Şiddetli yağışların yol açtığı sel felaketi, Diyarbakır, Şanlıurfa, Batman illerinde 40 civarında vatandaşımızın yaşamını yitirmesine yol açtı. Afet yönetimi tehlikeyi tahmin etmek ve erken uyarıdan başlayarak etkilerini en aza indirmek demektir. Amaç, afeti can kaybı olmadan en az maddi hasarla atlatabilmektir. Bunun için gerekli önlemleri almaktır.Oysa, Türkiye'de böyle bir afet yönetimi söz konusu değil.Bu gerçek, depremde, yangında, selde, bayram trafiğinde verilen yüzlerce can kaybıyla defalarca ortaya çıktı.Uzmanların afetten sonraki analizleri, yetkililerin yine afetten sonra geçmişten gelen hataları sıramaları sorunu çözmüyor.Türkiye, afet önlemiyor, enkaz kaldırıyor.İhmal ve sorumsuzluk "Afet, ne yapalım!" anlayışıyla, "kader" gibi sunuluyor. Afet yönetimi Meteorolojik bilgiler afete işaret ettiğinde yerel yöneticilerimiz hemen kameranın karşısına geçip "afet merkezi"nden görüntü vermeye başlıyorlar. Bu "imaj çalışması" ne yazık ki can kayıplarını engellemiyor. İşin garibi, afet merkezini de sel basıyor! İmaj çalışması Afetlerin büyük can kayıplarına yol açması, temel sorunların olduğu gibi bırakılmış olmasından kaynaklanıyor.Basit oy hesaplarından başlayıp eğitime, toplumsal bilince kadar uzanan "umursamazlık" garip vatandaşın canına mal oluyor.Son felaketten sonra uzmanlar can kayıplarının nedenlerini şöyle açıkladılar:1- Dere yataklarına ev yapılmış olması,2- İmar affı ve yeni imar izinleriyle bu tehlikeli yapılaşmanın teşvik edilmiş olması,3- Oy deposu olarak görülen gecekondulara göz yumulması, mevcutlara tapu benzeri belge verilerek, kaldırılmalarının olanaksız hale getirilmiş olması,4- Kentleşme sürecinde altyapı yatırımlarının savsaklanması,5- Belediyeciliğin "rant" esasına dayandırılarak yürütülmesi,6- Dere ıslahı, yol, köprü yapımlarında mühendislik hizmetinin verilmemesi veya mühendislik hataları,7- Yapı denetim mekanizmasının işlemeyişi; Marmara depreminden sonra etkinleştirilmeye çalışılan yapı denetim firmalarının işlerini iyi yaptıkları zaman iş alamayışları,8- Sivil savunma kurumunun ve kurtarma mekanizmalarının iyi çalışmaması,9- Kentlerin "afet acil eylem plan"larının olmayışı, olanların kâğıt üstünde kalması,10- Afetler açısından dere yatakları başta olmak üzere tehlikeli yerlerdeki yerleşimlerin siyasi kaygılarla kaldırılmaması, taşınmaması.İstanbul, Diyarbakır, Şanlıurfa, Batman'dan televizyonlarda yansıyan görüntülerde bu "nedenler"in çoğunu görmek mümkündü.Halk afetlere karşı kaderine terk edilmiş durumda.1999 Marmara depreminden bu yana yıllardır, "İstanbul depremi kâbusu"nu konuşuyoruz. İstanbul'da yapıların yüzde 65-70'i hâlâ kaçak demek dışında dişe dokunur bir çalışma yok.Afetten afete sızlanıp duruyoruz. fbila@milliyet.com.tr Temel sorun