Devlet versin rayı görsün ihracatı!

Devlet versin rayı görsün ihracatı!



Trabzon, Sovyetler'in dağılmasından sonra girdiği şoku yeni yeni atlatıyor. Sarp ve Soçi kapılarının açılmasından bu yana geçen yaklaşık 10 yıllık süreçte bir şaşkınlık geçiren Trabzon, ekonomik açıdan stratejik değerini daha yeni kavramış. Trabzonlunun kafası krizden çok geleceğin Trabzon'unda... Uzun atlamak için geri geri yürüyen atletlere benziyor.
"Trabzon ne istiyor?" diye sorduğumuzda yanıt şu:
- 20 km'lik ray istiyoruz.
- Ne yapacaksınız, bu rayı?
- Trabzon Asya - Avrupa ticaret koridorunun en önemli yerinde duruyor. Bizim devletten isteğimiz Hopa ile Batum'u bağlaması. 20 km'lik demiryolu döşenirse Türkiye'nin ihracatını yüzde 30 artırırız. Ama bu 20 km'lik eksiklik geleceğimizi kaybettiriyor.

- Geleceğiniz nasıl kayboluyor?
- Batum'la ulaşım sorunu yaşamamız bizi hem Orta Asya'dan, hem Rusya'dan kopartıyor. Demiryolu ağına sahip İran bu pazarları kontrol altına aldı. Rusya ve Orta Asya, Trabzon'dan alacağı malı İran'dan hatta Yunanistan'dan, Romanya'dan alıyor. Onların raylı roro taşımacılığı bizi eziyor. Oysa, demiryolu Batum'a uzansa, ne Avrupa, ne İran bizimle rekabet edebilir.
Bu analize Vali Adil Yanar da katılıyor:
- 1800'lü yıllarda bile Trabzon'da 14 başkonsolosluk varmış. Bunun nedeni, Trabzon'un Asya - Avrupa ticaret yolu üzerinde olmasıdır. Bugün 4 konsolosluk var. Trabzon limanı İran'a açılmalı. İran, transit taşımacılığını Türkiye üzerinden, ihracatını Trabzon limanından yapmalı. Asya ve Rusya ticaretinde Trabzon merkez olmaya en uygun yer. Devlet Karadeniz otoyolunu ve Hopa - Batum demiryolunu yaparsa, Karadeniz'in geleceği değişir.

Trabzonlular, Sovyetler'in dağılmasıyla önlerine çıkan altın fırsatı kaçıracakları kaygısı taşıyorlar. Trabzonlunun stratej ik bir talepleri de Trabzon'un GAP'a bağlanması. GAP'ın Karadeniz'e açılmasıyla Trabzon - Batum - GAP üçgeninin tamamlanacağını ve bu üçgenin Türkiye'nin ihracatını katlayacağını hesaplıyorlar.
İhracat merkezi olmanın dışında Trabzon'un bir hedefi de doğa ve yayla turizminde öncü olmak. Bu amaçla yaylalarda tatil köyleri kurulmaya başlanmış.

Turizmin öncülerinden biri de Trabzon Gazeteciler Cemiyeti. Başkan Osman Çavuşoğlu, yaylaların sahiller kadar cazip olduğunu vurgulayarak, Trabzon'da turizmin geleceğinin dağlarda olduğunu belirtiyor. Trabzonlunun bir itirazı da Karadeniz yolunun sahilden geçirilmesi. Yolun doğal görüntüyü bozduğunu, sahilleri devreden çıkardığını düşünüyor. Özellikle çevreci kuruluşlar bu fikirde. Ancak Vali ve oda başkanları, bu görüşe katılmıyor. Ekonomik açıdan en doğru seçimin yolun sahilden götürülmesi olduğunu savunuyorlar.
Trabzon'un geleceğe bakışı böyle...

Bugüne baktığımızda ise Trabzon esnafını tefeci korkusu sarmış. Kriz sonrasında banka kredilerinin kesilmesi nedeniyle irili ufaklı esnaf ve tüccarın tefeciden borçlanmaya yöneldiği ve aylık yüzde 15 - 25 arasında değişen faiz altında ezildiği vurgulanıyor. "Bundan 2 yıl önceye kadar biz senet - sepet bilmezdik" diye söze giren bir esnaf, sözlerini şöyle sürdürüyor: "İstanbul'la alışverişlerimizde çek - senet kullanmazdık. Ama kriz bizi öyle vurdu ki, artık çek - senet de yeterli olmuyor. Başka garantiler istiyorlar. Yıllarca sözü senet olmuş Trabzonlu esnafın çek - senet mafyasından kaçar hale gelmesi, gururumuzu incitiyor. Bu bizi perişan ediyor."

Trabzon'un elinden kaçırdığı bir diğer olanak da bavul ticareti. 1990'lı yıllarda bavul ticaretiyle büyük döviz elde eden Trabzonlular, bu olanağı yitirmiş görünüyorlar. Bavul ticaretinin hemen hemen sıfırlandığını belirtiyorlar. Nedeni ise bir yandan dağılan Sovyetler'den gelen alıcılara fahiş fiyatla satış yapılmasının, bir yandan da bu alıcıların uyanmasına bağlıyorlar. Bavul ticaretini yitiren Trabzon, deniz, hava ve demiryoluyla bölgenin ihracat merkezi olma şansını kaçırmak istemiyor.

Trabzon'da dikkat çeken bir olay da Ordu'da yerden yere vurulan fındık fiyatının, burada gerçekçi görülmesi. Ticaret Odası yöneticileri şu analizi yapıyorlar: "Fındık fiyatı önceki yıllarda dünya fiyatının üzerinde ilan edilirdi. Bu hem ihracatı düşürdü, hem de rakiplerimizi fındık üretmeye yöneltti. Eğer fiyat gerçekçi değilse, ihracatınız azalır, rakipleriniz artar. Bugün ABD, İtalya, Gürcistan, Azerbaycan, Türkiye'nin yüksek fiyat politikası nedeniyle fındık üretimine yönelmişler ve pazar payımızı daraltmışlardır. Fiyatın çok yüksek tutulmaması gelecekte Türkiye'nin lehine sonuç verecektir."