Gül’ün Tahran konuşmasının tarihi önemi

Mısır’ı 30 yıl tek adam olarak yöneten Hüsnü Mübarek’in, mahkeme huzurunda “kafes” içindeki halini görünce Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, 8 yıl önce Dışişleri Bakanı sıfatıyla İran’ın başkenti Tahran’da yaptığı konuşmayı anımsadım.
Gül’ün, İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) Dışişleri Bakanları zirvesinde yaptığı konuşma tarihi nitelikteydi.
Gül’ün Tahran’da İslam ülkelerine yaptığı çağrının gereği yapılmış olsaydı, yılların Mübarek’i belki yine devlet başkanlığından gitmiş olurdu ama kafese de sokulmazdı.
Keza ülkesini terk etmek zorunda kalan Tunus Devlet Başkanı Zeynelabidin Bin Ali, Libya lideri Muammer Kaddafi, Yemen Devlet Başkanı Abdullah Salih ve nihayet Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, bugün ülkelerine demokrasiyi getirmiş liderler olarak çok farklı yerlerde olabilirlerdi.
Tahran’da Gül’ün dile getirdiği yeni vizyonu benimsemiş olsalardı, “Arap Baharı” farklı yaşanır, yüzlerce insanın kanı dökülmezdi.
İKÖ katılımcıları tarafından “İKÖ toplantılarında yapılan en radikal ve tarihi önemde bir konuşma” olarak nitelenen Gül’ün Tahran konuşmasının satırbaşlarını anımsamakta, bugün de Arap ülkeleri açısından büyük fayda var:

“Demokrasiyi gerçekleştirme”
“İslam dünyasının gelişmesine engel olan konular tespit edilmeli. Barış uyum, hoşgörüye dayalı ruhani mirasımız özgürlük, kalkınma ve demokrasiyi gerçekleştirme yolunda bizlere ilham vermeli. Yeni bir vizyonla hareket etmeliyiz.”

“Eve çekidüzen verme”“
“Hesap vermenin, şeffaflığın ve iyi yönetimin hâkim olduğu, temel hak ve özgürlüklerin, kadın-erkek eşitliğinin yüceltildiği, slogan ve kör söylemlere yer olmayan bir vizyona sahip olmalıyız. Kısaca önce evimize çekidüzen vermeliyiz.”

“İlk hedef cahillik ve yolsuzluk”
“Akılcılıktan güç almalıyız. İşe cehalet ve yolsuzluğu ortadan kaldırarak, insani ve maddi kaynakların heba edilmesinin önüne geçerek başlamalıyız. Şiddetin arkasındaki nedenlerin üzerine gitmeli, daha yüksek yaşam standartları sağlamalı, gelir dağılımındaki dengesizliği giderip, köy-kent ayırımını ortadan kaldırmalıyız.”

“Irak çarpıcı örnek”
“En güç noktada kendimizi yıkıcı savaşların içinde buluyoruz. Petrol gelirleri dahil doğal zenginlikler heba oldu ve insani gelişim yerine başka konulara odaklandık. Irak bu başarısızlığın çarpıcı bir örneği oldu.”

“Siyasal katılım”
“Sistemimizdeki siyasal katılımı teşvik etmeliyiz. Çerçevesini çizdiğim bu yolda anlamlı adımlar atılırsa Müslüman ülkeler toplumunun çağdaş ve barışçı mesajları ancak böyle yankı bulur.”

Adımlar atılmadı
Gül’ün 28 Mayıs 2003’te yaptığı bu konuşma, Arap ülkelerinin bugün yaşadığı sıkıntıların, o günden görülebildiğini ortaya koyuyor. Ancak bugün iç savaşa sürüklenmiş veya sürüklenmeye aday ülkelerden hiçbiri Gül’ün dile getirdiği o “anlamlı adamları” atmadı. Dikta anlayışıyla yönetimlerini sürdürmeyi yeğlediler. Reform yapmak bir yana asker-polis devletini güçlendirdiler. Büyük çoğunluğu sadece kendisini ve ailesini zengin etmekle meşguldü.
Arap ülkelerinde neredeyse ışık hızıyla yayılan halk hareketleri, Gül’ün Tahran konuşmasının, bu ülkeler için ne denli önemli bir erken uyarı niteliğinde olduğunu gösteriyor. Bu çağrının değeri o günlerde anlaşılsa ve bu ülkeler demokrasiye geçmeyi başarabilselerdi, bugün çok farklı bir konumda olurlardı.