Güler’in annesinin sütkardeşi

Mardin
Milliyet’in, “Geleceğe Yatırım Türkiye’ye Yatırım” toplantılarının 14’üncüsünü Mardin’de yaptık.
Konuğumuz, İçişleri Bakanı ve Mardinli Muammer Güler’di...
Güler’le birlikte protokol masasında Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı, Mardin Bağımsız Milletvekili Ahmet Türk de vardı...
İçişleri Bakanı Muammer Güler de, DTK Eşbaşkanı Ahmet Türk de, Kürt sorununun çözümü için, “Mardin modeli”ni gösterdiler.

“Annemin sütkardeşi”
İçişleri Bakanı Güler, Milliyet yazarlarıyla sohbet ederken, Mardin’de asırlardır devam eden “kardeşliğe” çocukluğundan bir örnek verdi.
Önce Güler’i dinleyelim:
“Ben, 5-6 yaşlarında Mardin’den çıktım. Hiç unutmuyorum, şu tepenin altındaki bir kapıdan. Üç erkek kardeştik. O zaman nedense bir dişimize altın kaplama yaparlardı. Beni de dişçiye götürdüler. Bir dişimi altın kapladı. Gittiğimiz dişçi Süryaniydi. Sonradan öğrendim ki annemin sütkardeşiymiş. Küçük yaşta yetim kalmış ve anneannem hem annemi hem de onu emzirmiş. Annemin sütkardeşi olmuş. İşte Mardin’deki anlayış böyledir. Ayrımcılık yoktur, olmamıştır.”
Güler, salona hitap ederken de, “Mardin modeli” üzerinde durdu:
“Milliyet ailesine söylüyorum. Çok doğru bir yere geldiniz. Bu sorunların çözümü için en doğru adres burasıdır. Reçete buradadır. Çünkü burada insanlar yüzlerce yıl birbirlerine hoşgörü içinde ve saygıyla bakmışlardır. Etnik yapılarını hiçbir zaman düşünmeden ve sorgulamadan yaşamışlardır. Keşke bu anlayış, bütün Türkiye’ye, bütün dünyaya hakim olsa. Çözüm sürecinde hem Türkiye’ye hem dünyaya model olacak yer Mardin’dir.”

Türk: “Türkiye, Mardin olsa yeter”
Aynı masada bir çocukluk öyküsü de DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk’ten dinledim.
Türk, söze, “Türkiye, Mardin olsa yeter” diye başladı:
“Benim ilçe Derik’tir. Çok iyi hatırlıyorum. Ben ilkokuldayken mahallemizde Ermeniler vardı. Kiliseler vardı. Beraber oynardık. Bizim orada ilk zeytinyağı ve sabun fabrikasını Ermeniler kurmuştu. Hiçbir ayırım olmadan aynı mahallede yaşar, çocuklarla beraber oynardık. Aileler arasında da çocuklar arasında da hiç problem yaşanmazdı. 1915 olaylarına kadar da hiç sorun yaşanmamış. Böyle bir kültürden, böyle bir anlayıştan geliyoruz. Türkiye, Mardin olsa yeter, sorunlar çözülür.”

“Mardin’in farkı”
Şanlıurfa gibi Mardin de dini, mezhepsel, etnik farklılıkları bir sorun olarak kabul etmiyor. Bu nedenle de Mardinliler, terörün kentlerinde yaşam alanı bulamadığını, etnik bir sorunun tarafı olmadıklarını vurguluyorlar.
Bir vakıf temsilcisi yanıma yanaşarak, “Sadece bir cümle söylemek istiyorum” dedi:
“Mardin, Kürdistan değildir, hakim kültür de o değildir.”
Mardin’in Kürt coğrafyasının parçası ve Kürt kültürünün hakim olduğu bir kent olarak tarif etmeye çalışanlara karşı çıktı.
Nusaybin Ticaret Odası Başkanı Mahsun Özmen de, “Biz zaten bir arada, iç içe, barış içinde yaşıyoruz” diye katıldı sohbete:
“Ben kendimden örnek vereyim. Ben Nusaybin’de yaşıyorum, Ticaret Odası Başkanı’yım. Eşim ise Niğdeli. Ne olacak şimdi? İşte benim ailem en güzel örnek.”
Şanlıurfa ve Mardin’de farklı kültürlere, etnik, dini, mezhepsel kimliklere sahip vatandaşların barış ve kardeşlik içinde kimsenin kimseyi dışlamadığı, kimlik sorgulamasına tabi tutmadığı bir anlayışla barış ve kardeşlik içinde yaşadıklarına tanık olduk.
Bu anlayış sadece Urfa ve Mardin’de değil, Türkiye’nin batı yörelerinde de geçerlidir. Türkiye’nin 30 yıldır yaşadığı ağır terör sorununa karşı, toplum bir iç çatışmaya sürüklenmemiş, büyük bir olgunlukla günlük yaşamını sürdürmüştür. Terörü, güvenlik güçlerinin mücadele etmesi gereken bir sorun olarak görmüştür.
Türkiye’nin en büyük avantajı budur.