İki ihtimal

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’la dün yaptığı görüşmeyi keşke daha önce yapsaydı. Örneğin, “AKP ve Gülen’i bitirme planı” manşetinin Taraf gazetesinde yer aldığı gün veya hemen ertesi gün.
Ama Başbakan Erdoğan, haberin çıktığı gün Org. Başbuğ’la görüşmek yerine, bir il kongresinde siyasi tepki vermeyi tercih etti. Haberi doğru kabul ederek, Genelkurmay’ı da kapsayacak şekilde “Dava açacağız” dedi. Tansiyonu yükseltti.
Ertesi gün Genelkurmay Başkanlığı’ndan, “Davaya açığız” yanıtı geldi. Ortam biraz daha gerildi.

Doğru mecra
Oysa, Başbakan Erdoğan’la Org. Başbuğ, dünkü görüşmeyi daha önce yapsalardı, kurumlar arası ilişkiler de ülke de bu kadar gerilmezdi. Nitekim, Başbakan Erdoğan, Org. Başbuğ’la görüştükten sonra, dünkü grup toplantısında yaptığı konuşmayla olayı doğru mecraya oturttu.
Genelkurmay Başkanlığı’nın, haberin çıktığı ilk andan itibaren sorumlu ve duyarlı bir tavır sergilediğini söyledi. “Kurumlarımızın birbirine güveni tamdır” dedi. “Tüm kurumlarımız hukuka, anayasal sisteme ve demokratik yapıya bağlıdır” diye de ekledi. Ayrıca, “İddialar gerçek dışıysa, devletin kurumlarını karşı karşıya getirmek, yıpratmak, tahrik ortamı oluşturmak gibi niyetler taşınıyorsa, bu da vahimdir” vurgusu yaptı.
Şimdi yargı sürecini beklemek gerekeceğini belirtti ve iş doğru mecraya böylece oturmuş oldu.
İzlenmesi gereken yöntem bu olmalıyken, aceleci ve kesin hükümlü tepkiler, Genelkurmay Başkanı’nı şahsen üzdü, TSK’yı kurumsal olarak hırpaladı. Ve eğer amaç kurumları karşı karşıya getirmek idiyse, belli oranda buna ortam hazırlanmış da oldu.
Geç de olsa bu yanlıştan dönülmesi yararlı olmuştur. Artık yargının ortaya çıkaracağı sonuçları sakin bir şekilde beklemek gerekiyor.

Suç duyurusu
Genelkurmay Askeri Savcılığı, haberin çıktığı gün soruşturma açtı. Bu soruşturma devam ediyor.
Başbakan “Dava açacağız” demişti. AKP, savcılığa suç duyurusu yapıyor. Bir yandan askeri, bir yandan sivil savcılık soruşturma yürütecek.
Ancak burada aydınlığa kavuşturulması gereken bir nokta var: Habere konu olan belge Ergenekon soruşturması kapsamında. Soruşturma evrakı içinde. Dolayısıyla zaten sivil savcılığın soruşturma kapsamında.
Ergenekon savcıları da belgeyi araştırıyorlar veya araştıracaklar. Yani sivil savcılık devrede.
O halde AKP, sivil savcılığı yeniden mi devreye sokacak? Soruşturmayı biri askeri, ikisi sivil üç savcılık mı yürütecek? Ergenekon soruşturmasını yürüten İstanbul Başsavcılığı, bu belgenin gerçek mi sahte mi olduğunu araştırmadı mı, araştırmayacak mı? Kriminal inceleme yaptırdı mı, yaptırmayacak mı? Acaba iki ayrı kriminal raporu mu çıkacak?
Bu soruların yanıtlanması, usul hukuku ve kriminoloji teknolojisi bakımından yararlı olacaktır.

Baykal’ın ihtimalleri
CHP lideri Deniz Baykal da dün grup konuşmasında ihtimalleri çok net ortaya koydu. Üç ihtimalden söz etti:
“1- Ya belge Genelkurmay tarafından resmi olarak ve emir-komuta zinciri içinde hazırlatılmıştır,
2- Ya Genelkurmay Başkanlığı’nın bilgisi dışında ama Genelkurmay’da bazı kişiler tarafından hazırlanmıştır,
3- Ya da dışarıda hazırlanmış düzmece, sahte bir belgedir.”
Baykal, ilk ihtimalin ortadan kalktığını söyledi. “Çünkü” dedi, “Org. Başbuğ, ‘Böyle bir soruyu bile hakaret sayarım’ diye konuştu. O halde bu ihtimal ortadan kalkmıştır.”
Ve devam etti:
“Askeri savcılık, Genelkurmay Başkanlığı’na bağlı birimlerce hazırlanmadığı kanaatine vardığını açıklamıştır. Buna da memnun olduk. Ama bu, dışarıda, ancak Genelkurmay’da veya başka askeri birimlerde görevli olan bazı kişiler tarafından hazırlanıp hazırlanmadığını açıklığa kavuşturmuyor.”
“Ve” dedi:
“Üçüncü ihtimal, dışarıda hazırlanmış sahte bir belgedir. İşte bu ihtimal doğruysa o zaman bu bir dönüm noktasıdır. Bunun hesabı da sorulmalıdır.”
Kuşkusuz iki ihtimal de vahimdir ve ikisi de TSK’nın hâlâ temel hedef olduğunu gösterir.