İnce ayar

İnce ayar


Türkiye'nin "ince ayar" yapması gereken konulardan biri de ekonomi ve devlet ilişkisidir.
Devlet Bakanı Kemal Derviş, dün, İstanbul'da genç işadamlarıyla yaptığı toplantıda bir kez daha, "günlük siyaset ile ekonomi birbirinden ayrılmalı" vurgusu yaptı. Derviş'in, göreve geldiği günden bu yana birkaç kez belirttiği bu istek, toplumun büyük kesimince destekleniyor, onaylanıyor.
Ekonominin yeniden yapılanması girişimlerini destekleyen toplumun isteği, siyasi mekanizmanın devlet gücünü kullanarak kaynakları savurmasından, kayırmacılıktan, usulsüzlükten, yolsuzluktan duyduğu endişeden kaynaklanıyor.
Bu duyarlılığa elbette kimsenin itirazı olamaz.
Ancak bu konuda gözlenen kafa karışıklığına da açıklık getirmek gerekmektedir.
Amaç, siyasi mekanizmanın devlet aygıtı eliyle ekonominin gerekleri dışında bir çark kurması ve yandaşlarını bundan yararlandırmasının önüne geçmektir.
Bu ayrı bir konudur, devletin sosyal sorumluluğunun gereklerini yerine getirmesi ayrı konu. Bunlar birbirine karıştırılmazsa öneri ve eleştirilerde de çelişkiye düşülmez.
Örneğin, bir yandan devletin ekonomiden çekilmesini isteyip, bir yandan daha fazla destekleme alım fiyatı talep etmek çelişkidir. Bir yandan tütünün, fındığın, çayın yakılmasından şikayet edilip, bir yandan da bu ürünlerin dünya fiyatları üzerinde bir fiyatla devlet tarafından satın alınıp teşvik edilmesini talep etmek ciddi bir çelişkidir.
Keza bir yandan, bankaların hortumlanmasından şikayetçi olup bir yandan gecekondu bankacılığını savunmak çelişkidir.
Örnekler çoğaltılabilir...
Buna karşılık sosyal devlet olmanın sorumluluğuyla hareket edilmesi de devletin ekonomiye müdahalesi olarak algılanmamalıdır. Devlet aygıtının hortum gibi kullanılması başka, açlık sınırındaki vatandaşlarına kaynak aktarması başkadır. Memuru sefalet sınırından kurtarmak için kaynak ayırmak başkadır, oy deposu olarak görülen tarımsal kesime dünya fiyatının üzerinde kaynak aktarmak başkadır.
Yapısal değişimin toplumun her kesimince savunulduğu dikkate alınırsa, bunun doğuracağı faturanın da toplumun her kesimine mümkün olduğunca adaletli biçimde dağıtılmasına özen gösterilmelidir.
Bu da sosyal devlet sorumluluğuyla, devletin ekonomiden elini eteğini çekmesi arasında ince bir ayar gerektirmektedir.