İsa'yı da kaçırdık

İsa'yı da kaçırdık


İngiltere'ye yaklaşan uçağın pilotu anons ediyor: "Şu anda tarihi Dover kıyılarını görüyorsunuz." Yolcular aşağıya bakıyor, Manş Denizi'nin bittiği yerde belli belirsiz sahilleri fark ediyor. İkinci Dünya Savaşı'nın en büyük harekatı Normandiya Çıkarması'nın başlangıç noktası olan Dover kıyılarını uçaktan turistlere göstermek bile İngiliz düşüncesine yerleşmiş. Ellerinden gelse, çamurlu Thames Nehri'ne bakmayı bile paralı hale getirecekler.
Ya Mısır? En çok turist çeken yerinde her milletten yüze yakın turistin köktendinciler tarafından baltalarla doğrandığı bu ülkede turizmin ebediyen bittiği düşünülüyordu. Öyle mi oldu? Aksine bir yıl sonra dünyanın dört bir yanından (özellikle de Türkiye'den) Mısır'a turist akmaya başladı. Dün Mümtaz Soysal'ın da belirttiği gibi, Ramses romanlarına varıncaya kadar her reklam ve tanıtım yöntemi kullanıldı. Eski Mısır tarihi bütün dünyaya yayıldı. Mısır, eskisinden de yaygın moda oldu.
Elalem çölleri satıyor, biz ne yapıyoruz? Cenneti yakıyoruz. Gelibolu'da 5 yıl önce dört bin hektarlık orman yanıp kül olmuştu. 5 yıl sonra dört hektar daha yandı. Çanakkale şehitlerine saygıyı zaten unuttuk. Bari yörenin turistik kıymetini bilebilsek. Gelibolu, bütün dünyayı malolmuş bir yer. Birinci Dünya Savaşı'nın kaderini değiştiren çarpışmaların yaşandığı bir yer. İngiltere'sinden Yeni Zelanda'sına kadar tüm dünyada destanlaşmış bir yer.
Üstelik Gelibolu'da doğa da var. Ormanıyla, deniziyle bir cennet. Başkasının elinde olsaydı turist akınından herhalde bunalırdı.
Rüzgarlı havada bir kıvılcımın 4 bin hektar ormanı yaktığı ne çabuk unutulmuş. Bölgede yangın çıkacak, bir helikopter Çanakkale'den, bir helikopter İzmir'den, bir helikopter Erzurum'dan(!) gelecek de yangını söndürecek. Bu kadar hassas bir yörede daha hazırlıklı olunamaz mı?
Demek ki olunamıyor. Çünkü bu bir "zihniyet" sorunu. Kafa bir "bütün" halinde çalışmayınca, ne yangınları önlemek mümkün oluyor ne de turizm faciasının önüne geçmek. Ortak akıl sadece ağlarken kendini gösteriyor: "Eyvah, bu yıl turist gelmedi, battık, öldük, falan, filan."
Biz, Osmanlı'yı analım anmayalım mı tartışması yaparken, başkaları, tarihin ve doğanın her karışını turizmde kullanıyor. Sadece Osmanlı'yı değil İsa'yı da kaçırdık. Hıristiyanlığın ikinci bin yılı biterken, bu alanda dünyanın en zengin toprakları olan Anadolu'yu kimse fark etmedi bile. Sözümona, Türkiye 2 yıl boyunca inanç turizminin merkezi olacaktı. Yüz binlerce turist bu yıl ve gelecek yıl Türkiye'ye akacaktı. Akıyor mu?
Turizmi bir bütün olarak ele alan yok. Planlayan yok. Kolay gerekçelerin arkasına sığınmakla da sorun çözülmüyor. Neymiş, PKK terörü yüzünden bu yıl Türkiye'ye turist gelmiyormuş. Hiç ilgisi yok. Sadece PKK'yı ve Öcalan'ı kullanan uluslararası 'turizm çetesi'nin Türk turizmine karşı propagandası söz konusu. Siyasi hesaplarla para hesapları birbirine karışmış. Peki karşı tedbir aldık mı? Hayır. Ne yaptık? Türkiye'ye turist gitmez diye propaganda yapanların ekmeğine yağ sürdük. Hep bir ağızdan, "evet doğru, bize turist gelmiyor" diye...
Bu kafayla İsa'yı da kaçırırız, Musa'yı da.




Yazara E-Posta: h.bila@milliyet.com.tr