Merkel işi yokuşa sürüyor

Fransa, Türkiye'nin AB üyeliğini zora sokacak, belki de olanaksız hale getirecek "referandum" koşuluna anayasasında yer vererek, tavrını baştan koymuştu.Schröder liderliğindeki Almanya, Türkiye'den yana bir çizgi izlemesine karşın, muhalefetteki Merkel, formülünü "tam üyelik değil özel statü" olarak açıklamıştı. Ne var ki Merkel, başbakan olduktan sonra bir yandan koalisyon protokolünün, bir yandan da devlette devamlılık ilkesinin gereği olarak alınan kararlara uyacaklarını belirtmişti. AB'nin iki lokomotif ülkesinin liderleri, Fransa Cumhurbaşkanı Chirac ve Almanya Başbakanı Merkel, Türkiye'ye 18 veya 24 aylık bir süre tanınmasından yanalar. İki lider, dünkü buluşmalarında Türkiye'ye ilişkin niyetlerini dışa vurdular. Şimdi görüyoruz ki, Merkel, yakaladığı ilk fırsatta, Türkiye'yi yeniden tam üyelik yolundan uzaklaştıracak formül arayışı içinde."Kıbrıs bahanesi"yle işi yokuşa sürüyor.Muhalefet liderliğindeki çizgiye yakın seyretmeye çalışıyor.Merkel, AB-Türkiye ilişkilerinin 2008 içinde iki kez gözden geçirilmesini öneriyor.18 veya 24 aylık süre içinde Türkiye'nin limanlarını ve havaalanlarını açmasının beklenmesi gerektiğini savunuyor. Chirac da bu öneriyi destekliyor.Bu önerinin özü Türkiye, Kıbrıs'ta AB'nin isteklerini yerine getirmezse bir sonuca varılamayacağıdır.Merkel'in bir düşüncesi de Türkiye'deki seçimleri beklemek.Almanya Başbakanı'nın beklediği, Türkiye'de oluşacak yeni iktidarın AB'nin isteklerini hemen yerine getirmesi ve belki de ondan daha çok bekleyip istediği ipleri koparmasıdır. Eğer yeni iktidar ipleri koparmayı tercih ederse, Almanya ve Fransa'nın "nihai hedefine" daha uygun bir süreç başlayacaktır.Bir bakıma Türkiye, "sabrının taşması" için zorlanacaktır. 'Kıbrıs bahanesi' Türkiye'de seçimlere kadar AKP iktidarı, AB'nin isteklerini yerine getirebilir mi?Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Gül'ün beyanları da gösteriyor ki, böyle bir olasılık Kıbrıs konusunda sıfırdır. Erdoğan da, Gül de KKTC'ye uygulanan izolasyon kaldırılmadıkça limanlarını açmayacaklarını defalarca açıklamışlardır. Seçimlere giderken bu sözlerini çiğneyemezler.Merkel de bu hesabı yapmış olmalı ki, en az 18 aylık süre tanınmasından söz ederek, bu hükümetin adım atmayacağını kabul ettiğini gösteriyor. Yeni oluşacak hükümeti beklemeyi yeğliyor.Seçimlerden sonra AKP'li bir iktidarın oluşması halinde, bu politikanın değişip değişmeyeceği belli değil.AKP'siz bir hükümetin de izolasyonlar kalkmadan limanları açması, Güney Kıbrıs'ı tanıması olasılığı AKP'li bir hükümete göre çok daha azdır. Ankara'nın konumu Merkel, MHP'nin yansıttığı gibi "Al kriterlerini git" diyecek bir iktidar arıyorsa, bu da, Almanya'nın asıl niyetinin "üzüm yemek" olmadığını gösterir.Ankara'da oluşacak yeni iktidarın AKP'den daha esnek olmasını ve Ankara'nın bugünkü konumunu radikal biçimde değiştirmesini beklemek gerçekçi değildir.AB, küresel bir aktör olmayı hedefliyorsa Türkiye'nin sağlayacağı katkıyı gerçekçi olarak değerlendirmelidir.Böyle bir niyeti yoksa veya Türkiye'nin katkısına inanmıyorsa, o zaman, Güney Kıbrıs gibi küçük bir bahanenin arkasına sığınmak yerine, veto sistemini kaldırıp daha demokratik bir mekanizmaya geçmeli ve Türkiye ile ilişkilerini gerçek boyutlarına oturtmalıdır. fbila@milliyet.com.tr Demokratik mekanizma şart