Ölüm orucu...

Ölüm orucu...

Ölüm orucu...
Ölüm orucu...

Fikret BİLA
Cezaevlerinde, (F) tipine karşı yürütülen açlık grevi ve ölüm orucu eylemleri sürüyor. 816 mahkum açlık grevinde, 137 mahkum da ölüm orucunda.
Ölüm orucuna başlayan ilk grup 44. güne girdiler. Doktorların verdiği bilgiye göre 50. günden itibaren kalıcı etkilerin oluşması kaçınılmaz. 60 günden itibaren de yaşamsal risk söz konusu...
(F) tipi cezaevlerine karşı bu eylemleri, siyasi tutuklu ve hükümlüler yürütüyor. Cezaevlerinde mafya düzeni kuran, haraç kesen, adam öldüren, müdür döven çetelerin, cezaevi tipi umurlarında değil...
Gerekçesi ne olursa olsun, "ölüm orucu"na başlamış ve ölmeyi göze alacak kadar haklı olduğuna inanmış insanların, her şeyden önce yaşamaya ikna edilmeleri ve yaşama döndürülmeleri gerekiyor. Çağdaş bir devletin, böyle bir olaya seyirci kalması düşünülemez...
Örgüt mensubu oldukları gerekçesiyle veya isteklerinin yerinde olmadığı düşüncesiyle ölüme terkedilmeleri "haklılık" veya "sorumlulukla" izah edilemez.
Bugünkü durumda bir yandan af çıkarmaya uğraşan siyasi otoritenin, bir yandan da "ölüm orucu"na duyarsız kalması çok büyük bir çelişki olur.
(F) tipi cezaevlerinin çağdaş niteliklere sahip olduğu, hücre ve hücre uygulaması bulunmadığı, Avrupa Konseyi ve BM'nin belirlediği standartlara uygun olduğu, çeteleşmelerin, mafyalaşmanın daha kolay önleneceği gerekçeleri, hiçbir mahkumun ölümle sonuçlanacak eylemine kulak tıkamanın, göz yummanın nedeni sayılamaz...
Ölüm orucu eylemini sürdüren mahkumlarda ve ailelerinde, (F) tipi cezaevlerinin siyasi mahkumlar için özel olarak inşa ettirildiği düşüncesi hakimdir. (F) tipi cezaevlerinde mahkumların ortak yaşam alanı ve ortak yaşam süresinin yok denecek kadar az olacağı da hakim bir kanıdır. "Hücre ölümdür", "hücre işkencedir" sloganlarıyla yürütülen ölüm orucu dahil bütün eylemlerin dayandığı yaklaşım budur.
Hükümetin niyeti ve (F) tipi cezaevlerinin düzeni böyle olmasa bile, hükümet bu konudaki tartışmaları bir yana bırakıp önce, oruç ölüme varmadan, bu eylemleri sona erdirecek bir çözümü üretmelidir. Önceliği bu olmalıdır.
"Manisalı gençler" davasında görüldüğü gibi, "işkencenin kanıtlandığı ve mahkum edildiği" gerçeği ortadayken, gerekçesi ne olursa olsun onlarca kurşunla delik deşik edilmiş insan cesetlerinin çıkarıldığı Ulucanlar olayı, koparılmış kolların çıktığı Adana olayı ortadayken, çağdaş cezaevi ve çağdaş cezaevi yönetimi konusunda mahkumları ve yakınlarını ikna etmenin kolay olmadığı ve olmayacağı açıktır...
Boş (F) tipi cezaevlerinin fiziki özelliklerinin anlatılmasıyla, uygulama konusunda güven ve güvence oluşturulmadığı ve sadece mahkumların değil, kamuoyunun da bu yönde bir kanaat oluşturamadığı da anlaşılmıştır.
Siyasi mahkumların, "düşünce suçluları"nın af kapsamında bırakılması, özel tip cezaevlerini sadece bu mahkumlar için inşa ettirildiği kanısını güçlendirecek bir yaklaşım olacaktır.
Bütün bu gerçekler karşısında, "önce insan"ı, sonra "cezaevi"ni düşünerek hareket etmesi gerekmektedir...