RP, Ordu DYP, Basın

Hikmet Bila

MİLLİYET'in de içinde bulunduğu Doğan Yayın Grubu'na saldıran "bir grup" DYP'linin tavrı, Türkiye'de durumun vahametini gözler önüne serdi. Ülkenin tümünü Madımak Oteli'ne çevirmek isteyenlerin destekçileri, demokrasinin takozları, suçluluk telaşı içinde basına saldırıyorlar. Bilmiyorlar ki, "DYP Grup Yönetim Kurulu" adıyla yaptıkları saldırı, DYP Grubu'nda yaşanan paniği önlemeye yetmeyecektir. Varlık nedenini demokratik, laik Cumhuriyette bulan siyasetçilerin, bu "ihanet katarı"nda daha fazla kalamayacakları anlaşılmıştır.
Adım adım uygulamaya konulan Cumhuriyet'i yıkma planı, cumhuriyetçilerin attığı her geri adımda biraz daha hız kazanıyor. Çağdışı güçler, 1923 Devrimi'nin rövanşını almak için mevzilerini genişletiyorlar. Çünkü karşılarında bugüne kadar birlik içinde bir güç görmediler.
Önce sol bozuldu. Kılcal damarlarına kadar bölündü. Sonra sağ bölük pörçük oldu. Halk çetelerin ve cinci hocaların elinde kaldı. Türkiye, "şeyhler, dervişler, hocalar ve meczuplar ülkesi" olmaya başladı. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, "Cami yaptırma Derneği Başkanı"na dönüştü. Taksim'e cami, Çankaya'ya cami, türban, kurban, karayoluyla hac, Ramazan mesaisi, devlet kadrolarında şeriatçı örgütlenme, bu sürecin köşe taşlarıdır.
Karşılarındaki cılız ve bölünmüş muhalefeti, etkisiz parlamentoyu kolay altedeceği hesabını yapan cumhuriyet düşmanları, şimdi, bugüne kadar etrafından dolandıkları orduyu da hedef seçmiş görünmektedirler.
Atatürk heykeli diktiren bir generalin uğradığı saldırılar, Milli Güvenlik Kurulu'nun konumu, Genelkurmay Başkanı'nın Milli Savunma Bakanı'na bağlanması konusunda başlatılan yeni tartışmalar, bu planın işaretlerini vermektedir.
İktidar ve iktidara açık ya da dolaylı destek veren egemen güçler, Türkiye'nin tüm sorunlarını hallettiler de sıra MGK'nın konumuna mı geldi? Terör sorunu, enflasyon, işsizlik, açlık, yoksulluk, hepsi çözüldü de, sıra Genelkurmay Başkanı'nın Milli Savunma Bakanı'na bağlanmasına mı geldi?
Bugünkü koşullarda, biran için Genelkurmay Başkanı'nın Milli Savunma Bakanı'na bağlandığını, Şevki Yılmaz'ın da Milli Savunma Bakanı yapıldığını düşünün. Gerisini düşünmeyin...
İşin şakası yok. Çağa adını veren liderlerin, Lenin'lerin, Hitler'in, Mao'ların silinip gittiği dünyada, yetmiş yıldır ayakta kalan Atatürk ve onun çağı aşan düşünceyle kurduğu cumhuriyet, tarihindeki en büyük tehditle karşı karşıyadır. Ve ülke hızla, "şeriat mı, ordu mu?" ikilemine doğru sürüklenmektedir. Bu, Türkiye için en kritik seçimdir.
Askeri darbelerden sonra (tabii hemen sonra değil, darbenin etkisi geçtikten sonra) darbeleri yerden yere vuran siyasetçiler ve sivil kahramanlar, tam bugün şapkalarını önlerine koyup kararlarını vermelidirler.