Seçim sürecinde çözüm süreci

Gezi Parkı olayları Türkiye’nin seçim sürecine erken girmesine yol açtı. Başbakan Tayyip Erdoğan, Gezi Parkı olaylarına karşı seçim minderini göstererek kampanyasını başlattı. Dördüncü mitingini dün Samsun’da yaptı. Beşincisini Erzurum’da yapacak.

Üç süreç
Seçim sürecinin içinde üç ayrı süreç daha yaşanıyor.
Bu süreçlerin her biri seçim sürecini değişik biçimde etkileyecek önemde.
Birincisi Avrupa Birliği süreci, ikincisi Gezi Parkı süreci, üçüncüsü de çözüm süreci.
Başlangıçta Gezi Parkı süreci öne çıktı.
Başbakan Erdoğan bugüne kadarki konuşmalarını bu Gezi Parkı olaylarını merkeze oturtarak yaptı.
Gezi Parkı olaylarının sokak gösterilerinden “duran adam” eylemine dönüşmesiyle birlikte, bu kez diğer iki süreç ön plana çıktı.
Avrupa Birliği sürecinin öne çıkmasında Gezi Parkı olaylarına karşı polisin sert müdahalesi de etkindi. Diğer önemli etken ise Almanya Başbakanı Merkel’in AB kapısını Türkiye’ye kapatma girişimiydi.
Uzun zamandır duraksamış olan AB süreci gerilirken, aynı zamanda, çözüm süreciyle ilgili olarak da “tıkanma” konusu gündeme geldi.
Bir yandan Kandil’den Murat Karayılan’ın tehdit kokan, diğer yandan BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın hükümeti suçlayan açıklamaları öne çıktı.
Seçim süreci içinde çözüm sürecinin de tıkanma işaretleri verdiği son günlerde iktidar kanadından tıkanmanın söz konusu olmadığı, sürecin ilerlediği açıklamaları ve arkasından da “ikinci aşama görüşmesi” geldi.
Seçim sürecini etkileyecek bu üç süreç içinde iktidarın en az önem vereceği süreç belki AB süreci olacak. Bir yandan AB tarafından gelen engelleme girişimleri diğer taraftan iktidarın 2002’ye göre AB’den gelecek desteğe olan ihtiyacının çok azalmış olması, AB sürecini iktidarın gözünde önemsiz kılabilir.

Gezi Parkı süreci
Seçim sürecinde Gezi Parkı’nın önemli yer tutacağı Başbakan Erdoğan’ın söyleminden anlaşılıyor.
Başbakan Erdoğan, bu süreci demokrasiyi tehdit eden, vandallık, kırıp-dökmek, yakıp yıkmak, iç ve dış karanlık güçlerle iktidarı devirmeyi amaçlayan bir çeşit darbe girişimi olarak niteliyor ve seçim konuşmasını bu anlayışa karşı “demokrasi savunusu” üzerine kuruyor.
Bu itibarla Gezi Parkı süreci, seçim sürecinin önemli etkenlerinden biri olacak.
Ana muhalefetin de Gezi Parkı olaylarını bir başka açıdan seçim sürecinde kullanacağı da belli. CHP’nin Gezi Parkı olaylarına karşı polisin sert müdahalesini Erdoğan’a karşı otoriterlik eleştirisi olarak seçim kampanyasının içine alacağını tahmin etmek zor değil. CHP’nin ayrıca Gezi Parkı eylemini gerçekleştiren ilk grup içindeki “yeni gençliği” de bu seçim kampanyasında yanına almaya çalışacağı görülüyor.

Çözüm süreci
Seçim sürecini etkileyecek diğer önemli faktör ise çözüm süreci...
Bu süreç hem hükümeti ve Ak Parti’yi hem de BDP’yi zaman zaman sıkıştıracak dalgalanmalara aday bir süreç.
MHP seçim kampanyalarında bu sürece karşı durarak siyaset yapacak. MHP lideri Devlet Bahçeli, çoktan başlattığı seçim kampanyasında en fazla bu konuya yer ayırıyor ve bu sürecin Türkiye’nin beka sorunu haline geldiğini her fırsatta vurguluyor. Bu süreç ilerledikçe Bahçeli’nin iktidarı bu noktadan daha fazla vuracağını tahmin etmek de zor değil.
Seçim süreci içinde çözüm sürecinin iktidarı sıkıştıracağı yönler var. Başbakan Erdoğan, Gezi Parkı olaylarından sonra yaptığı konuşmalarda öncesine göre “terörist başı”, “tek vatan, tek millet, tek devlet, tek bayrak”, “terör örgütü paçavraları” gibi ifadeleri daha sık kullanmaya başladı. Bu söylem çözüm sürecinin “ikinci aşaması”na adım atıldıkça bazı çelişkilere yol açabilir. Bu BDP için de geçerli.
Seçim süreci büyük ölçüde Gezi Parkı ve çözüm süreçlerinin nasıl seyredeceğine bağlı olacak.