Türkiye direndiği alanda güçlü değil

14-15 Aralık'ta yapılacak AB liderler zirvesinden de başka bir karar çıkması beklenmiyor.Türkiye'nin son anda yaptığı "bir liman, bir havaalanı açalım" atağının etkili olmadığı anlaşılıyor.AB, Türkiye'nin imza attığı Ek Protokol'ü uygulamasında ve bütün limanlarını ve havaalanlarını Rum gemi ve uçaklarına açmasında ısrar ediyor.Türkiye'nin karşılık olarak talep ettiği izolasyonların kaldırılmasını ise AB "ayrı konu" diyerek geçiştiriyor.Türkiye'nin taahhüdünü tutmasını istiyor ama kendi taahhüdünü anımsamak istemiyor. Kararlar, Rum yönetiminin istediği doğrultuda çıkıyor. Avrupa Birliği (AB) Dışişleri Bakanları Toplantısı'ndan Türkiye lehine bir karar çıkmadı. Dışişleri bakanları, AB Komisyonu'nun 8 başlıkta müzakerelerin askıya alınması tavsiyesini aynen kabul ettiler. Türkiye, Gümrük Birliği'nin Güney Kıbrıs da dahil yeni üye olan 10 AB ülkesine yaygınlaştırılması konusunda direniyor. Liman ve havaalanlarını Güney Kıbrıs'a açmak için izolasyonların kaldırılmasını istiyor.Bu alandaki direnişini son atağıyla düşürmesine karşın AB'den olumlu bir yanıt alamadı. Ankara'nın son anda yaptığı bir liman, bir havaalanı açma, karşılığında Ercan Havaalanı'nın Mağusa Limanı'nın açılması anlayışını "bekleme" önerisi de sonuç vermedi.Türkiye'nin direnişinin sonuç vermeyişi, direndiği alanda çok güçlü bir zemine sahip olmaması...Bunun nedeni Türkiye'nin Ek Protokol'e attığı imza. Bu imzayla Türkiye, Gümrük Birliği'ni Güney Kıbrıs'a da yaygınlaştıracağını taahhüt etmişti. Ancak bu taahhütte bulunarak 3 Ekim 2005'te müzakere masasına oturabildi.Şimdi taahhüdünü yerine getirmesi isteniyor. Bu imzayı atarken yaptığı deklarasyon ise AB tarafından karşı deklarasyonla reddedilmişti.Zayıflık buradan kaynaklanıyor."Bir liman" önerisi de, taahhüt bütün limanları kapsadığı için kabul görmedi.Ankara, 3 Ekim'de müzakerelere başlayabilmek için bir tercihte bulundu. Bu tercihin faturası da liman ve havaalanlarını Güney Kıbrıs'a açmaktı.Bu nedenle bir liman önerisinin geri çevrilmesini, 8 başlıkta cezanın sürdürülmesini başarı olarak algılamak mümkün değil... Zayıf alan Türkiye, son liman önerisiyle AB süreci ile Kıbrıs sürecinin birbirine bağlı olduğunu kabul etti. Başbakan Erdoğan'ın bu iki süreç birbirinden ayrıdır sözü bu öneriyle havada kaldı.Artık, AB için Kıbrıs'ın bir siyasi koşul olduğu anlaşıldı.Ankara ne derse desin AB'nin uygulaması Kıbrıs'ın koşul olduğunu kanıtlıyor. Zaten son tıkanmaya kadar Türkiye de hep Kıbrıs konusunda ödünler vererek AB yolunda ilerleyebildi. Bu da bilinen bir gerçek.Bundan sonra Türkiye'nin Kıbrıs ayrı konudur, AB ayrı konudur diyerek, inandırıcı olması zordur. Kıbrıs'a bağlı AB politikasının değiştirilmesi ancak kararlılıkla mümkün olur. Türkiye buna inanıyorsa inandığı gibi davranmak durumundadır. Söylediği başka, yaptığı başka olursa, Türk kamuoyunu inandıramayacağı gibi AB üzerinde de etkili olamaz.AB'nin aldığı kararlar nerede, Türkiye'nin BM tezi nerede? fbila@milliyet.com.tr Ayrı süreçler