Zaman...

Zaman...

       TUTTURUP zamanın bir "an"ını, "yılın yenisi başladı" diyeceğiz, yine...
       Zaman bunu bilmeyecek...
       İnsanın zorla soktuğu kalıplara sığmayacak yine. Ne saliseler bitirecek onu, ne de yıllar...
       Ne kelebek bilecek ömrünün 24 saat olduğunu, ne kaplumbağa bilecek yüzlerce yıl yaşadığını...
       Bir tek biz, insanlar, çuvala sokar gibi, yıllara sokup dizeceğiz zamanı arkamıza...
       Sonra da dönüp kıyaslayacağız:
       Bu yıl iyiydi, bu yıl kötü...
       Bu yıl mutluydum, bu yıl mutsuz...
       Bu yıl başarılıydım, bu yıl başarısız...
       Bu yıl harikaydı, bu yıl rezalet...
       Bu yıl sıcaktı, bu yıl soğuk...
       Bu yıl uzundu, bu yıl kısa...
       Bu yıl hızlıydı, bu yıl yavaş...
       * * *
       Oysa doğa kadarında yaşayanın ne zaman derdi var ne kıyaslama...
       Hayvan hayvanlığını yaşıyor, ağaç ağaçlığını...
       Zaman hepsine aynı...
       O bütün doğaya eşit olduğu halde, bir tek insan eşitleyemiyor zamanı...
       Her durumda farklı bir zaman varmış gibi hissediyor.
       Düşünme yeteneğinin başına çıkardığı en önemli sorun belki de bu...
       Doğa kadarıyla yetinmediği için başı bu beladan kurtulmuyor...
       Zaten bildiği süratte geçecek zamanı, ya ittirmeye çalışıyor ya durdurmaya...
       Düşündüğü için, doğayla, dolayısıyla zamanla didişiyor...
       Her şeyi düşünüyor da, doğadaki büyük çelişkiyi unutuyor...
       Bir nefes havanın, bir yudum suyun, bir lokma yemeğin üstüne oynuyor. Bunun için düşünüyor, düzenler kuruyor, düzenler bozuyor, savaşlar çıkarıp, barışlar yapıyor...
       Yaşamak için yiyor, yedikçe daha çok yemek istiyor...
       Bunu düşünüyor ama, yaşamak için aldığı her nefesin, yediği her lokmanın, aynı anda varlığını yıprattığını unutuyor...
       Doğanın bu büyük çelişkisini farketmediği için de zamanı kendisine farklılaştırdığını sanıyor...
       Uğruna ölüp öldürerek eğip bükmeye çalışıyor...
       Ama zaman tınmıyor işte...
       Ne insana ayrı akıyor, ne hayvana, ne ağaca...
       Ne havanın farkında, ne suyun...
       Ne açlığı biliyor, ne tokluğu...
       Ne emek biliyor, ne sermaye...
       Ne kapitalizmden anlıyor, ne sosyalizmden...
       Ne savaşı biliyor, ne barışı...
       Ne adaleti biliyor, ne adaletsizliği....
       He haklıyı biliyor, ne haksızı...
       Ne mantığı biliyor, ne mantıksızlığı...
       Ne genci biliyor, ne yaşlıyı...
       Ne kadını biliyor, ne erkeği...
       Ne memuru biliyor, ne amiri...
       O bildiğini okuyor...
       Herkese, her şeye aynı, akıp gidiyor...




Yazara E-Posta: f.bila@milliyet.com.tr