"Aşkla başlıyorsanız her şey daha kolay"

3 Ağustos 2019

Psikolojik danışman Didem Tolunay, aşkla yola çıkılan ve keyifli bir cinsel birliktelikle sürdürülebilen ilişkileri ‘sağlıklı’ olarak tanımlıyor

Bazı insanlar hayata karşı daha iştahlıdır, durmak nedir bilmez. Bir dönem TRT’de profesyonel sunuculuk yapan Didem Tolunay da, sahne hâkimiyeti, esprileri ve tarzıyla farklı bir isim oldu. Yarım bırakmak zorunda kaldığı ODTÜ’deki psikolojik danışmanlık ve rehberlik eğitimini, yıllar sonra Dokuz Eylül Üniversitesi’nde tamamladı. Aile terapistliğinin yanında cinsel terapiyi şart gören Tolunay, bu alana ilişkin fikirlerini bizimle paylaştı...

Sizi genel olarak TRT’deki programlarınızdan biliyorlar. Şimdi de psikolojik danışmanlık yapıyorsunuz. Sunuculukta neler yaptınız bugüne kadar?

1987’de ODTÜ’ye girdim. Sonra özel sebeplerden dolayı, hayat bana farklı bir kulvar açtı. Özel televizyon, ardından TRT hayatıma girdi. TRT’de 18. yılımı tamamladım. En büyük organizasyonlarda sunuculuk yapma şansım oldu. Olimpiyat sunumundan tut, Eurovision’a, saatler süren canlı yayınlara kadar birçok önemli program yaptım. TRT’ye başvurup beni organizasyonlarında görmek isteyenlerin de birçok programında bulundum.

ŞimdiLerde harıl harıl bir koşuşturmanın içindesiniz...

Çeşitli sebeplerden dolayı tamamlanamamış eğitimimi tamamladım; pastanın kremaları üst üste bitmeye başladı. Aldığım eğitim, psikolojik danışmanlık ve rehberlik. ODTÜ’de başlayan süreç, Dokuz Eylül Üniversitesi’nde tamamlandı. Bu alanda uzmanlaşabileceğin birçok bölüm var. Benim seçtiğim bölüm de yetişkinlere ait. Yetişkinlerin, özellikle çağımızın en büyük sorunlarından biri olan ilişkiler ve aileyle ilgili olduğu için bu bölümü seçtim. Aile, toplumumuz için çok değerli. Bu ailelerin de keyifli ve sağlıklı birlikteliklerinin devamını sürdürebilmek açısından bizlere görevler düşüyor.

‘Açtın mı kapatamazsın’

Yazının devamı...

'Yeniden doğdum'

13 Temmuz 2019

Sağlık açısından geçirdiği zor günlerin ardından Bodrum’da, eşi Pınar Özer’le işletmeciliğe başlayan Cem Özer; yeniden doğduğunu, mutluluk verici bir iş yaptığını belirtiyor, “Projelerim de sürecek” diyor.

O bizim bir tanemiz... Fikriyle zikri bir olan, sanattan yana, doğrudan yana, çizgisi net, ince esprileriyle, kabalığa kaçmayan dobralığıyla herkesin gönlünde yer eden bir isim Cem Özer. Biz kendisini ekranlardan ve filmlerden tanıyoruz, ama o aynı zamanda çok başarılı bir mekân işletmecisi. Çok sevdiği eşi Pınar Özer’le kolları sıvadılar ve Akyarlar’da Porto Bianco Plajı’nı, harika denizi, müziği ve yemekleriyle hizmete açtılar. Cem Özer, aylar önce geçirdiği rahatsızlıktan dolayı bizleri korkutmuştu. Kendi anlatımıyla tüm dualarımızı duymuş ve onun gücüyle toparlanabilmiş. Dönüşü muhteşem oldu! Onunla, Sevinç Pastanesi Sohbetleri’nde bir araya geldik. Bu yazınız Porto Bianco’suz geçmesin!

- Sağlığınız çok şükür yerinde ama büyük bir tehlike atlattınız, hatta ölümden döndüğünüzü söyleyebiliriz... Çok geçmiş olsun, o zorlu günleri biraz anlatabilir misiniz?

Çok teşekkürler. Allah hiç kimseyi sağlından etmesin. Sağlık olmayınca hayat, her şey duruyor. Çoklu ayak kırılması ameliyatından sonra hava embolisi geçirdim. 6 gün uyutulma döneminin ardından toplam 45 gün hastanede kaldım. Sol tarafım tutmuyordu. Fizik tedaviden sonra tekrar geri kazandım. Eşimin, çocuklarımın, dostlarımın ve tabii ki hayranlarımın sevgisi ve duası, eski sağlığıma kavuşmama sebep oldu. Büyük bir savaştı benim için. Yeniden doğmak gibi...

- O süreçte tüm Türkiye, sevenleriniz dualarıyla hep yanınızdaydı; ama en başta güzel eşiniz Pınar Hanım, inancı ve sevgisiyle sizinleydi. Size sil baştan yaptıracak bir aşk olsa gerek Pınar Hanım’la yaşadığınız. İlişki ve evlilik konusunda eminim paylaşabileceğiniz, önemli birikimleriniz olmuştur. Okuyucularımıza biraz bu konuyla ilgili düşüncelerinizden bahsedebilir misiniz?

8,5 seneyi aştık Pınar’la. Zaman içinde ortak bir dilimiz oldu. Bu da tabii birbirimizin dilinden anladığımız için. İyi ve kötü günümde derler ya, her anımda yanımda. Ve ben de onun tabii. Çok seviyor ve çok seviliyorum.

Yazının devamı...

"Tek amacımız var öğrenci mutlu olsun"

6 Temmuz 2019

Sanat ya da mimarlık eğitimi almak isteyen öğrencilerin girmek istediği üniversitelerin kriterlerine uygun hazırlık kursları ve portfolyo danışmanlığı veren Tezhip Ana Sanatı mezunu İris Küçükbayraktar, gençlere süreç boyunca her anlamda yol gösteriyor

Klasik Türk El Sanatları, Tezhip Ana Sanatı mezunu olan İris Küçükbayraktar, yurtdışındaki üniversitelerde sanat eğitimi almak isteyen gençlerin en büyük yardımcısı. Verdiği dersler ve sunduğu portfolyo danışmanlığı hizmetiyle, İzmir’de bu alandaki önemli bir eksiği gideren Bayraktar, öğrencilerin hazırlık çalışmaları için İstanbul’a gitme zorunluluğuna da son verdi. Maddi ve manevi yük altına girip şehir dışında resim atölyelerine katılan öğrencilerin, girmek istedikleri üniversiteye uygun şekilde hazırlanamadığını belirten Bayraktar ile başvurularda iyi bir sunumun olmassa olmazı portfolyoları konuştuk.

Yıllardır seni tanırım, bilirim ve İzmir’de sevgili eşin Serdar ile başlatmış olduğun ‘Portfolyo Danışmanlığı’ndaki başarınızdan dolayı önce seni tebrik etmek istiyorum. Bu işe girmen nasıl oldu?

İris Küçüükbayraktar: Bu işe 12 yıl önce başladım. İstanbul’da portfolyo işini çok uzun yıllardır yapan tecrübeli danışman dostlarımız var. Onlarla birlikte Amerikan Koleji’nin o dönemdeki yurtdışı danışmanı ile bir araya geldik. El sanatıma baktılar ve İzmir’de bu alanda boşluk olduğunu söylediler. Yurtdışı üniversitelere giriş yapmak isteyen öğrenciler, klasik resim dersi veren atölyelere katılıyordu. Aslında nasıl hazırlanmaları gerektiğini bilmiyorlardı. Özellikle Amerikan Koleji’nin öğrencileri hazırlık eğitimi için haftasonları İstanbul’a gidiyordu. İzmir’den giden öğrenciler için maddi ve manevi zorlayıcı ve yıpratıcı bir süreçti.

Kısaca işinizi tanımlayacak olursanız ne yapıyorsunuz?

İK: Portfolyo aslında bir taktim sistemidir. Mimarlık ve tasarım alanlarında yurtdışında eğitim almak isteyen ya da master yapmak isteyen öğrenci, işlerini bir portfolyo haline getirmeli ve dijitale dönüştürüp göndermeli. Bunun teknik eğitimini de veriyoruz. Okul hedefli, istenen okula uygun portfolyonun hazırlanması için gerekli her konuda sunduğumuz hizmette Portfolyo Danışmanlığı oluyor.

Bir portfolyonun hazırlanması ne kadar sürüyor?

İK:

Yazının devamı...

Dünyada ilk bar psikoloğu

29 Haziran 2019

Psikoterapistliğe yepyeni bir yorum katan Ferhat Aydın, işine olan aşkı, farklı olanı yaşama ve yaşatma arzusu ile zaman zaman meslektaşlarını karşısına alsa da o, şu an bir fenomen...

ODTÜ Psikoloji mezunu olan ve bir dönem mesleki depresyon yaşayan Ferhat Aydın, bu olumsuz deneyimi işe çeviriyor ve “Bar Psikologluğu” ile tüm Türkiye’yi dolaşarak insanların ruhlarına dokunuyor. Güldürürken yüzleştiren, muhteşem hitap gücü ve bilgi aktarımı ile büyük bir hayran kitlesine sahip olan Aydın ile Sevinç Pastanesi Sohbetleri’nde bir araya geldik. Sohbetin sonunda gülmekten yanaklarım ağrımış, beynim yeni fikirlerle kızışmıştı. Tavsiye eder, kaçırmayın derim!

- Bar Psikoloğu ne demek?

Ferhat Aydın: Psikolojinin 56 adet uzmanlık alanı var. Psikoterapi dediğimiz şey, bir odada iki kişinin ilişki kurarak girdiği süreçtir ve esasında klinik psikolojinin alanıdır. İnsanlara psikoterapi yapanlara da psikoterapist deniyor. Bunun eğitimi üniversitelerde verilmiyor bu arada, mezuniyet sonrasında ayrıca alınması gereken bir eğitim. Ben de psikoterapist olmak istediğimden dışarıdan bu eğitimi alma motivasyonu ile çalışma hayatına girdim. Biraz geçinebilmek, ayakta kalabilmek, biraz da para biriktirebilmek için çalışmaya başladım. Ama pek umduğum gibi olmadı bazı şeyler...

- Peki, bu fikir nereden çıktı?

İstanbul’da bir danışmanlık merkezine girip, “Ben terapist olacağım, bu işe yavaştan başlamak istiyorum” dedim ve bu süreçte çok zorlandım. Çünkü bizim toplumumuzda insanlar ekonomik kaygılar, önyargılar ve bazı kültürel sebeplerden dolayı terapiye gelmiyorlardı. Bununla birlikte, o süreçte hissettiğim bir mesleki yetersizlik kaygım da vardı. Kendi terapime de gitmem, eğitimlerime devam etmem lazımdı. Bu alan insanlar için olduğu kadar bizim için de lüksmüş onu fark ettim. O süreçte bana iyi gelen sosyalleşme ve muhabbeti hayatımda ön plana çıkarmak için barlara daha çok gitmeye başladım ve her şey böyle başladı aslında. Barda yaptığım gözlemler ve insanların mesleğimi öğrendikleri anda sordukları sorulardan yola çıkarak “Madem mesleğimizi bilmiyor ve merak ediyorlar, bu iş neden barda talk şov formatında olmasın?” dedim.

- Gösterinizde kendi çıkmazlarınızı dile getirmeniz izleyicileri de rahatlatıyordur…

Yazının devamı...

‘Kader motifinizi değiştirmelisiniz’

15 Haziran 2019

Zihinde biriken duyguların kader motifinin formülünü oluşturduğunu belirten psikiyatr Gülseren Budayıcıoğlu, “Farkındalık geliştirmezsek kaderimizi bu renk belirler. Değiştirmek elimizde” dedi

Yazdığı kitaplar ve yaptığı söyleşilerle adından söz ettiren, ‘Hayata Dön’ adlı kitabından uyarlanan ‘İstanbullu Gelin’ dizisiyle de Türkiye’ye kendini sevdiren, psikiyatr Gülseren Budayıcıoğlu’yla, tadı damağımda kalan bir röportaj yaptım. Ege Bölgesi Sanayi Odası Vakfı’nın ortaokul, lise ve üniversitelerde öğrenim gören yüzlerce gence karşılıksız eğitim bursu sağlayan EBSOV Kadınlar Birliği’nin organizasyonuyla ağırlanan değerli yazar, yüzlerce İzmirli hanıma ve bana ilham oldu. Sevinç Pastanesi Sohbetleri’nde Gülseren Budayıcıoğlu’yla kader motifimizden mutluluk kavramına kadar birçok konuyu konuştuk...

Yazdım, karaladım

Kitaplarınız sizce neden bu kadar sevildi?

İlk yazmaya karar verdiğim zaman, benim için çok değerli olan bu hikâyeleri nasıl yazmam gerektiğine bir türlü karar veremedim. Aynı hikâyeyi defalarca yazdım, ama hiçbirini beğenmedim. Sonunda, olayları tam da yaşadığım gibi, düşündüğüm gibi, konuştuğum gibi yazsam nasıl olur diyerek, şimdi kullandığım dille yazdım. Ben her işimde titiz biriyim. İster hastalarıma bakarken, ister kitap yazarken, yaptığımı önce benim beğenmem gerekiyor. Baktım güzel oldu, samimi ve içten oldu. İşte o zaman yazdıklarımı kendime beğendirebildim.

Sanırım, okuyucular öncelikle bu sade konuşma dilini, samimiyeti, içtenliği, dobralığı sevdiler. Öyle ki, kitapların bazı bölümlerinde içtenlikle kendimi de eleştiriyorum. Ancak en çok kitapların her sayfasına saçılmış duyguları seviyorlar. O birbirinden çok farklı duyguların arasında gezinirken, bir yerlerde mutlaka kendileriyle karşılaşıyorlar.

Hayat tembeli

Yazının devamı...

Ağrı, acı söyleyen bir dosttur

8 Haziran 2019

Hastalığı bizi iyileştirmek için gönderilen olumlu bir şey olarak niteleyen homeopat Dr. Levent Buda, “Ağrı da acı söyleyen bir dosttur; uyarısını dinlemek, ilgilenmek gerekir” diyor

İzmir’de, tüm ülkede, hatta dünyada mesleğinde hatırı sayılır bir yere sahip olan homeopat Dr. Levent Buda’ya bu alanla ilgili her şeyi sordum. Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olduktan sonra farklı devlet kurumlarında çalışan ve bir süre sonra Avrupa Homeopati Enstitüsü’ne kabul edilen Buda, Klasik Homeopati Derneği Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı da üstlendi. Ben önce kendi bilincimize ve vücudumuzun muhteşem mekanizmasına güveniyorum. Homeopati, kesinlikle dikkate alınması gereken bir alan. Muhteşem enerjisi, doluluğu, insanlığa adanmış mesleği ve hoş sohbetiyle tanımaktan büyük mutluluk duyduğum Dr. Levent Buda ile Sevinç Pastanesi Sohbetleri’nde bir araya geldik...

Tıpta çaresiz kaldığınız yerler olduğu için mi alternatif yöntemlere başvurma ihtiyacı duydunuz?

Doktorluk mesleğimin 12. yılında tıkandığımız yerler olduğunu fark ettim. İlacı veriyoruz, ilacı aldığı sürece iyi, ilacı kestiğinde yine kötü oluyordu. O zaman sorgulamaya başladım: tedavi mi ediyoruz yoksa rahatsızlığın üstünü mü örtüyoruz diye. Ve o zaman araştırmaya başladım. Akupunktur, ayurveda vs var... Almanya’da yaşayan ve eşi Alman olan kuzenim var. O dönem Almancayı da öğrenmiştim. Bana sürekli homeopati öğrenmem gerektiğini söylüyordu. 98’de internetin de gelişmesiyle yavaş yavaş bilgiler edinmeye başladım. Bu sırada, Almanya’da bir enstitü buldum. Başındaki adam bana, “Biz sana burs verelim, sen bunu öğren” dedi.

Bursu neye göre verdiler?

Türkiye’de homeopatiyi bilen kimse yoktu ve birileri öğrensin istediler.

Neden akupunktur vs. değil de homeopatiyi seçtiniz?

Bunu ben meslek olarak yerleştirmek istedim. Daha önce denenmemiş bir alandı ve bunu ilk gerçekleştiren olmak istedim. İster istemez misyon olarak da yüklenmiş oluyorsunuz. İnsanlara bunu tanıtmak, yaygınlaştırmak, insanların iyiliğine sunmak istedim.

Yazının devamı...

Çocuklar hepimizin

25 Mayıs 2019

İzmir Koruncuk Vakfı Başkanı Işıl Nişli, Urla Köyü’nün yapım sürecini anlattı, “İzmirlililere çok güveniyorum, bu köy kente çok yakışacak” dedi

Bir köy kurmak tahmin edersiniz ki hiç kolay değildir. Hele bu köy korunmaya muhtaç çocuklara kucak açıyor, aile şefkati ile yetiştiriyorsa orada ciddi bir sistem var demektir. Çok değil birkaç yıl önce İzmir Koruncuk Vakfı’nın başına geçen, enerjisi, vizyonu ve bilgisi ile çok kısa zamanda köyü tamamlayan Işıl Nişli ile röportajımı gerçekleştirdim. Sevinç Pastanesi Sohbetleri’nde Nişli ile büyük bir ideali gerçekleştirmenin her adımını konuştuk. Desteklerimiz çocuklarımız için...

Kısa sayılabilecek bir sürede İzmir Koruncuk Köyü’nü tamamladınız. Harika olmuş. Tüm emekleriniz için sizi kutluyorum. Bu kutsal görev hayatında nasıl başladı?

Koruncuk Vakfı ile tanışmam, sevdiğim ve çok güvendiğim arkadaşım Işınsu Kestelli sayesinde oldu. Bir gün bana vakfın İzmir Urla’da korunmaya muhtaç çocuklar için köy kurma, kendisinin de çok inandığı bu projede birlikte çalışmayı istediğini söyleyince ben de dahil oldum.

Korunmaya muhtaç çocuk konusu kendimi bildim bileli içinde olduğum ve çalıştığım bir konu, benim yumuşak karnım. Sonrasında yönetim kurulu ve komiteleri belirledik, İzmir’de vakfın bilinirliğini artırmak ve Ege’nin dinamiklerini harekete geçirmek için çalışmalara başladık. Zor zamanlarda bana sen Polyanna’sın dediler ama ben iflah olmaz bir iyimserim, inandığımda pes etmem.

Senin sosyal sorumluluk projelerine olan ilgini ve yıllardır çalışmalarını biliyorum bu nasıl başladı?

Çocukluğumda ve sonrasında hep bayram, Ramazan ve özel günlerde İzmir Alaybey’de olan o zamanın Çocuk Yuvası’nda çok zamanlar geçirdim. Bugün çok duyarlı olduğum bir konuyla ilgili çalışmak beni çok mutlu ediyor. Çocukların yoksun olması, hak ettikleri ortamlarda yetişmemeleri, gülmemeleri bir kader olmamalı, aslında insanlık suçu! Çocuklar hepimizin çocukları sadece doğum şansı bazılarını yoksun bırakıyor.

Yazının devamı...

9/8’lik bir iş!

4 Mayıs 2019

FabricHouse’un sahibi Arda Büyükkoyuncu, İzmir Arena’da bugün 14.00’te başlayacak olan Romanival’e herkesi davet etti. Organizasyon, Romanların eğlenceli dünyasını yansıtacak.

Yaratıcıysanız işiniz de, özel hayatınız da farklı oluyor. FabricHouse’un sahibi Arda Büyükkoyuncu, bugün İzmir Arena’da çok özel bir etkinliğe imza atıyor; Romanival’le İzmirlilere Hıdırellez’i bambaşka bir coşkuyla yaşatmaya hazırlanıyor. Sevinç Pastanesi Sohbetleri’nde, Büyükkoyuncu’yla yeni projelerinden, çağımızın marka pazarlama stratejilerine birçok konuyu konuştuk. Niyetlerin kabul olduğu, eğlenceli bir Hıdırellez diliyorum...

- Fabrichouse, genç ve dinamik bir şirket. Biraz söz edebilir misiniz?

18 Mart 2015’te kurulan FabricHouse, etkinlik sektörünün dinamiklerini kendi içinde geliştirmeye çalışan bir misyona sahip. Müşterilerimiz bizi ‘yeni nesil yaratıcı iletişim ajansı’ olarak tanımlıyor. Markaların pazarlama stratejileri doğrultusunda öncelikli olarak iletişim stratejilerini oluşturuyoruz ve mevcut iletişim stratejisine entegre olabilecek yol haritasını belirliyoruz. Akabinde ise firmanın pazarlama ve iletişim stratejisi ile uyumlu bir etkinlik stratejisi kurguluyoruz. Biz aslında büyük bir atölye yarattık ve etkinliğin farklı dinamiklerine hizmet verebilecek yetkinlikte bir operasyon kadromuz mevcut. Stratejistlerimiz, tasarımın birçok disiplininden oluşan tasarım kadromuz ve içerik uzmanlarımız da dahil olmak üzere, sürecin bütün kurgusuna cevap verebilecek bir yapımız var. Ocak 2018’de İzmir de şubemizi açtık. Kentin gelişen ve büyüyen ekonomisi içinde yer tutmamız gerektiği inancı ile kendimizi konumlandırdık. Şu an İstanbul, İzmir ve Los Angeles’ta hizmet veren ajansımız, dünyanın farklı yerlerinde de girişimlerini devam ettiriyor.

Birçok sürpriz var

- Yaratıcılığın öne çıktığı çağdayız. Farkınızı nasıl yaratıyorsunuz?

Yaratıcılık konusunun, etkinlik sektöründe ete kemiğe dönüştüğü bu süreçlerde, bu endüstriye hizmet edebilecek birçok disiplin de hayatımıza girdi. Bunların bir arada çalışması gerekiyor. Ve artık ajanslar, markaların yaptığı yatırımların en efektif hale gelmesi adına kendini geliştirmekle yükümlü. Fabrichouse olarak, sadece grafik tasarımcılara değil, stratejistlerin, içerik uzmanlarının, yazılım ve ses mühendislerinin, mekatronik mühendislerin, 3D artistlerin yer aldığı kadrolara yatırım yaparak geleceğimize yön vermeye çalışıyoruz.

-

Yazının devamı...