Siyasetin ‘zula’ları

Ortadoğu’nun her alevine “itfaiye” olmak iyi de bir bakarsınız kurtarmak istedikleriniz yangına kibrit çakmışlar.
Wikileaks gibi bir sızıntı da “Pale Leaks”ten.
El Cezire’de yayınlandı, ortalık karıştı. El Cezire’nin Ramallah’taki bürosu öfkeli Filistinlilerin saldırısına uğradı.
Filistinli müzakereciler 1967’deki “6 gün savaşı” sonrasında İsrail’in işgal ettiği Doğu Kudüs topraklarından vazgeçtiğini bildiriyor.
Doğu Kudüs’ün Cebel Abu Gıneym bölgesi hariç tamamında yasa dışı olarak inşa edilmiş Yahudi yerleşimlerini kabulleniyor.
Filistinli müzakereci Ahmet Kurei “Tarihte ilk defa böyle bir teklif yapıyoruz. Eğer kabul ederseniz 3 hafta içinde barış olur” diyor.
Ayrıca, 1 yıl sonra kutsal mekânlardan Mescid-i Aksa ve Kubbet-ü Sahra’yı da kapsayan Harem-üş-Şerif’in konusunda da ödünler veriliyor. Bunların bulunduğu “eski Kudüs bile halledilebilir” diyor.
Başmüzakereci Saeb Erakad, Amerikalı diplomatlara “o kâğıtta yazanlar İsraillilere bugüne kadar ki en büyük Yerushalaim’i (İbranicede Kudüs) veriyor, sembolik sayıda mültecinin geri dönmesini öngörüyor. Daha ne yapabilirim” diye yakınıyor.
Ancak İsrail tarafı “teklifi tartışmaya bile gerek yok” diye reddediyor.
Doğu Kudüs İslam için kutsaldır.
Filistinliler için “başkent”tir.
Yani...
Silahların susması için Doğu Kudüs’ü gözden çıkarmak büyük fedakârlık.
Buna rağmen İsrail’in Doğu Kudüs’te “teferruat” sayılabilecek küçük bir bölge için “hayır” demiş olması anlaşılır şey değil.
Ve...
Hele...
2000 yılında İsrail’in Filistinlilere “Doğu Kudüs’ün tamamını vermeyi” önermiş olduğu gerçeği karşısında bu son durum kafaları daha da karıştırıyor.
Aşağıda bu olayı da anlatıyorum...

ARAFAT’IN DİNAMİT ÇUBUKLARI
Mosad Hassan Yousef Hamas’ın kurucusu ve liderlerinden Şeyh Hasan Yusuf’un oğludur.
New York Times’ın “en çok satanlar listesinde” yer alan kitap yazdı.
Adı “HAMAS’IN OĞLU...”
Babasının özel toplantılarına da katıldığı için öğrendiği “yıllar önce gizli görüşmelerde İsrail’in Filistinlilere Doğu Kudüs’ün tamamını, Batı Şeria’nın büyük bölümünü ve Gazze’nin tamamını vermeyi” önerdiğini anlatıyor.
Bugün İsraillilerin barış şansını tekmelediği gibi, o zaman da Filistin lideri Yaser Arafat’ın da barışı dinamitlediği kitapta anlatılmakta.
25 Temmuz 2000’de Bill Clinton, Yaser Arafat ve Ehud Barak arasında yapılan Camp David görüşmeleri sona ermişti.
Barak, Arafat’a Batı Şeria bölgesinin yüzde 90’ını, tüm Gazze şehrini ve başkent olarak Doğu Kudüs’ü önermişti.
Ayrıca Filistinlilere kaybettikleri topraklar için tazminat ödemek amacıyla uluslararası bir fon oluşturulmuştu.
Bu “barış için toprak” teklifi uzun süredir acı çeken Filistin halkı için hayal bile edilemeyecek bir fırsattı.
Ancak bu fırsat bile Arafat’a yetmemişti.
Yaser Arafat uluslararası şöhrette bir mazlum olarak iyice zenginleşmişti.
Bu mazlum rolünü bırakıp gerçekten sağır bir toplum yaratmak Arafat’ın işine gelmiyordu.
Bu nedenle tüm mültecilerin 1967 öncesi topraklara geri dönmesi konusunda ısrar ediyordu.
Arafat bu şartın İsrail tarafından kabul edilmeyeceğinden çok emindi.
Arafat’ın kabul etmediği tarihi fırsat Filistin halkı için büyük bir kayıp olsa da o şahinler gurubuna istediğinden azına razı olmayan, dünyaya ve Amerikan başkanını meydan okuyan kahraman olarak dönmüştü.
Arafat televizyonlarda Filistin halkına olan sevgisini ve mülteci kamplarında eziyet içinde yaşayan milyonlarca insan için hissettiği acıyı anlatmaktaydı.
Artık babamla seyahat edip Arafat ile toplantılara girdiğinden bu adamın medyatik olmaya ne kadar düşkün olduğunu görmüştüm.
Bu adam Filistinli Che Guevera olarak tanınmaya, krallar, başkanlar ve başbakanlarla arkadaş olmaya bayılıyordu.
Arafat tarih kitaplarını bir kahraman olarak girmek istediğini açıkça söylemekteydi.
Ama ben onu izledikçe, “Evet tarih kitaplarına gireceksin ama kahraman olarak değil, halkının sırtına çıkmak için vatanını satan bir hain, Robin Hood’un tersine fakirden alıp kendi cebini dolduran bir alçak ve Filistinlilerin dökülen kanlarıyla ışıklandırılan bir sahnedeki ucuz bir şovmen olarak” diye düşünmekten kendimi alamıyordum.
Arafat’ı İsrail gizli servisinin gözüyle incelemek de çok enteresandı.
Şin Bet yöneticileri “Yahu bu adam ne yapıyor? İsrail liderlerinin Camp David’de yaptığı teklife biz bile inanamadık ama Arafat reddetti” diyorlardı.
Gerçektende Arafat’a Ortadoğu’da barışın ve bağımsız Filistin devletinin anahtarları verilmişti.
O bu anahtarları fırlatıp atmıştı.
Sonuçta yolsuzluk ve yozlaşma statükoyu korumuştu.
Her iki tarafta bu kafalar oldukça Ortadoğu’da kan durmaz.
Türk insanlarının da öldürüldüğü Mavi Marmara misyonu Gazze’yi İsrail zulmünden kurtarmak değil miydi?
Daha 2000 yılında Gazze’nin tamamı Filistinlilere önerilmiş.
Kabul etmeyen ise Filistin lideri Yaser Arafat...
Ortadoğu kumunun petrolle karıştığı kaygan çamurda politika yapmak hele arabuluculuğa soyunmak zor iş.

HAMAS’IN OĞLU, HIRİSTİYAN OLDU
Kitabın yazarı Musab Hasan Yusuf babası Hamas lideri Şeyh Hasan Yusuf’un saygınlığı gölgesinde, yıllarca İsrail ajanlığı yaptığını da anlatıyor.
Bu arada Kudüs’te misyoner toplantılarına katılıyor.
Hıristiyan oluyor.
Şimdi Amerika’da yaşamakta.
İşte Ortadoğu kaygan zemininde çamurdan bir adam daha...