O Bir Motokros Şampiyonu!

24 Mayıs 2019

Şimdi sizlere Motokros nedir diye sorsam? Adrenalin seviyesi en yüksek ve bunun yanında engebeli arazide, dağdan tepeden motosikletle atlanılan bir spor dersiniz öyle değil mi? Şöyle de bir gerçek var ki ortaya çıktığı yıllardan itibaren bu spor dünyada ve ülkemizde çok sevildi. Sosyal medyadan kalp çarpıntısıyla takip ettiğim, bu spora emek veren 12 yaşındaki, Motokros şampiyonu Sevgili Sarp Arhan Or'a sordum;

Sarp'cığım, 12 yaşındasın. Motokros’a başlama hikayeni anlatır mısın?

S.A.O: Aslında doğduğumdan beri motorlu araçlara ve hız sporlarına ilgim var. Küçük yaşlarımdan beri bulduğum her boş kağıda otomobil ya da motor resmi çizerim. Motor sporlarına hep ilgim oldu. Motorlar ile ilgili birçok video seyretmeyi çok seviyorum. Özellikle anmadan geçmek istemiyorum; Altın Elbiseli Adam’ın motor tanıtım videoları benim motora olan ilgimi çok artırdı. Bir gün sosyal medyada Kilyos’ta bir motokros eğitim merkezi keşfettik ve o haftasonu deneme dersine geldik. Artık her haftasonu orada motora biniyorum. Trafiğe kapalı alanda öğrenmeye başladım bu sporu. Bu kapalı parkurda profesyonellerden ders aldım. Yaşım daha küçük. Bazen ayakkabımı annem bağlasa da, motor üzerindeyken benden beklenenden fazlasını yapıyorum, özel rampalarda 25-30 m’den daha fazla atlayabiliyorum.

Motokros zor ve tehlikeli bir spor. Bu spora başlarken aileni nasıl ikna ettin?

S.A.O: Ben bu spora başladığımda ailemden motora binen yoktu. Ailem benim motor sporlarına olan tutkumu biliyor. 5 yaşımdan beri her yaz, gittiğimiz her tatilde jetski üzerinden inmiyorum neredeyse. 10 yaşımdayken, bir gün sosyal medyada karşıma Kilyos'taki motokros eğitim merkezi çıktı. Buranın fotoğraflarını videolarını anne ve babama gösterdim. Hemen o haftasonu deneme dersine geldik ve o deneme dersinde motor üzerindeyken yaşadığım heyecanın tarifi yoktu. Bir deneme dersi sonrası artık her haftasonu orada motora biniyorum. Babam en büyük destekçim. Hatta babam da benden sonra bu spora başladı. Artık ikimizin de baba-oğul ortak bir hobimiz var. Annem, evet beni izlerken her kadın gibi çok heyecanlanıyor. Ama, bu sporu çok sevmemden dolayı, diğer arkadaşları anneme şaşırsa da o bana destek oluyor. Benim hem yeteneğimin hem de tutkumun farkında olan bir ailem olduğu için çok mutluyum.

Anladığım kadarıyla motor sporlarının her türlüsüne bir ilgin var. Başka hangi sporlarla uğraşıyorsun?

S.A.O:

Yazının devamı...

Çocuklarda Mindfulness

2 Mayıs 2019

Türkçeye, bilinçli farkındalık olarak çevrilmiş olan mindfulness, ile kast edilen an’da olmak, an’ı yaşamaktır. Yani şu an’ki hislerimizin, şu an’ki düşüncelerimizin ve şu an tanık olduğumuz olayların tamamıyla farkında olmak, oldukları gibi algılamak ve olaylara yargısız bir şekilde yaklaşabilmektir. bunlar sadece benim bildiklerin daha fazlasını Park Tarabya Anaokulu, Mindfulness Eğitmeni, Psikolog Sevgili Deniz Babaoğlu'na sordum;

Mindfulness nedir?

D.B: Mindfulness, hepimizde doğuştan var olan ancak düşünceye odaklanma koşullanması ile zamanla kaybettiğimiz bir becerimizdir. Biz yetişkinler her ne kadar şu an’da yaşadığımızı düşünsek de çoğunlukla kafamızın içindeki düşüncelerde yaşarız. En basit örneğiyle sabah evden çıkarken kapıyı kilitleyip kilitlemediğimizi bazen hatırlayamayabiliyoruz çünkü; hayatı adeta otomatik pilota bağlamış gibi yaşıyoruz. O anda kafamızın içinde her ne ile meşgul idiysek o kapıyı kilitleme anını kaçırmış olabiliyoruz. Ya da güzel bir yemeği tadarken tamamıyla kendimizi yemeğe ve o andaki tatlara adayacağımıza, kafamızın içinde ‘acaba kaç kalori?’ ya da ‘keşke bu yemeği akşam yemeseydim şimdi hazmedemeyeceğim’ gibi bin bir düşüncenin içinde kaybolabiliyor ve o an’daki yemeğin keyfine varmayı kaçırabiliyoruz.

Peki bu anda olmak neden bu kadar önemli?

D:B: Günümüz dünyasında her şeyi çok hızlı yaşamaya, her şeyde en iyisi olmaya, çalışmaya ve sürekli plan yapmaya alıştık. Bu durum bizim düşünce dünyamızda yaşamamıza neden oluyor. Düşünce dünyasında yaşam, gelecek ile ilgili kaygı ya da geçmiş ile ilgili üzüntü veya pişmanlıklar gibi düşünceleri de kapsıyor. Kimi zaman bu düşünceler fazla yoğun ve içinden çıkılamaz bir hal de alabiliyor. Bunun sonucunda da depresyon, kronik yorgunluk, stres, anksiyete gibi hastalıklar her geçen gün artıyor. An’a geri dönebilmek ve düşüncelerden sıyrılarak bir nefes almak bizim fiziksel ve ruhsal sağlığımız için çok önemli.

Mindfulness’ın önemli öğretilerinden bir diğeri ise bütün duygu ve düşüncelerimizi yargılamadan kabul etmek. Mevlana’nın Misafirhane adlı bir şiiri var, neredeyse mindfulness ile ilgili her kitapta alıntısı bulunabilir, bence bu durumu çok güzel bir dille özetliyor. Olumsuz duyguların da insan olmanın bir parçası olduğunu kabul etmek. Ancak, bu duyguların seline kapılmadan, onların sadece duygu ve düşünce olduğunu, bizi tanımlamadığının da farkında olmak. Bu şekilde duygularımızla özdeşleşmeden kabul, gerçekten ciddi fark yaratabiliyor. Yapılan bilimsel araştırmalarda düzenli mindfulness yapan kişilerde mindfulness’ın birçok fiziksel, ruhsal ve zihinsel faydası olduğu gözlemlenmiştir.

Çocuklarla neden mindfulness?

Yazının devamı...

Kadın Olmasaydı Aşk Olmazdı!

6 Mart 2019

Erkekler ne kadar kadınlardan güçlü olduklarını iddia etseler de kadınlar olmasaydı erkekler olmazdı! İnsanlığın anasıdır kadın. Erkeklerin ise koltuk değneğidir biz olmazsak düşerler. Fiziksel yapımız izin vermez belki güce ama irademizle anaç ruhumuzla meydan okuruz hayata! Yuvayı yapan, eşini yönlendiren, çocukların terbiyesi ve bakımından mütemadiyen sorumlu, ailenin bütünlüğünü sağlayarak ayakta durması için çabalayan bir dişi kuştur o.

Şimdi beylere bir sorum var? Hani çoğu zaman bizden çok şikayet edersiniz ya. Bizler olmasaydı kalbinizi çarpıtan AŞK denilen o duyguyu nasıl yaşardınız? Ne kıskanılacaktınız ne de kıskanabilecektiniz. Evini çekip çeviren, hastalandığında çorbanı yapan, prensim ve prensesim dediğin çocuklarının annesi ve saymakla bitmez bir çok şey kadın olmasaydı olmazdı!

Hayallerimize kavuşmak türlü zorluklarla mücadele etmek kadın ve erkek için oldukça zor. Ama Türkiye'de yaşıyorsan ve kadınsan daha da zor. Masum hayaller kurduğumuz çocukluğumuzun finalinde güçlü kadın rolüne terfi ediyoruz. Toplumun bize dayattığı tabulara rağmen rolümüzü başarıyla tamamlamak görevimiz.

Hangi işi yaparsak yapalım mükemmel olur o zaten! Çünkü bize güçlü olmayı öğretti bu hayat, erkekler, gelenek ve göreneklerimiz. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği, kadına şiddet ve daha bir çok şey vız gelir tırıs gider be bize... Neslin devamını sağlayan, hayatı üreten, erkeğin mutluluğuna ve mutsuzluğuna, başarısına ve başarısızlığına katkıda bulunan kısacası hayatın olmazsa olmazı biziz! Biz olmasaydık, erkek de olmazdı hayatın rengi de olmazdı... Kısacası ben güçlüyüm diyen erkeleri kim doğuracaktı?

İpek Dağıstanlı

https://www.instagram.com/ipekdagistanli/?hl=tr

Yazının devamı...

Çocuklarda Teknoloji Kullanımı

3 Mart 2019

Dijital çağın teknolojik çocuklarını doğurduk bu yüzyıla. Telefonu tutmayı benden iyi biliyorken bir şey izlerken reklamı atlaya hoop basıveriyor. Ne oldu da, nasıl oldu da hamilelikte içtiğimiz folik asit hapları sonucu mu oldu bunlar? Sanırım biraz evet biraz hayır. Bence bizim elimizde gördükleri telefonu öğrenmezlerse onlara kızacağımıza sanıyorlar. Şaka bir yana kafamdaki deli soruların mantıklı cevabını Park Tarabya Anaokulu, Klinik Psikoloğu Sevgili Betül Uzun'a sordum;

Çağımız teknoloji çağıyken uzak mı tutalım çocuklarımızı teknolojiden?

B.U : Çağımızın teknoloji çağı olduğu muhakkak, dolayısıyla teknolojinin sunduğu olanaklardan yararlanmamak, sadece içinde bulunduğumuz anı zorlaştırmak olur. Birçok anlamda hayatımızı kolaylaştırdığı, özellikle bilgi edinme amaçlı kullanıldığında öğrenmeyi daha kolaylaştırdığı göz ardı edilemez. Yapılması gereken faydalarından yararlanmak, zararlarından korunmaktır.

Nedir peki zararları?

B.U: Teknolojik ürünlerin kullanımıyla geçen süre zarfında çocuk interaktif bir iletişim içinde olmadığından dil becerisi yeterince gelişmeyebiliyor, kelime hazinesi yaşına uygun olmayabiliyor. Çocuklar izlediği karakterle özdeşim kurdukları için benimsedikleri tutum ve davranışlar nedeniyle akranlarıyla ilişkilerinde bozulmalar başlayabiliyor. Konsantrasyon problemleri sıklıkla karşılaştığımız sorunlardan biri maalesef. Üretkenliğin ve yaratıcılığın olmaması hayal güçlerinin zenginleşmesini engelleyebiliyor. Fiziksel gelişim açısından da hareketsiz geçirilen zamanın yoğunluğundan kaynaklı eklem ağrıları ya da kas gelişiminde sorunlar ortaya çıkabiliyor. İzlediklerinden ve oynadıklarından etkilendikleri için de korku ve kaygı problemleri çıkabiliyor karşımıza.

Peki ebeveynler olarak, teknolojinin zararlarından çocuklarımızı nasıl korumalıyız?

B.U: Evde televizyon sürekli açık kalmamalı, telefonların sessize alındığı zaman dilimleri olmalı ki iletişimin güçlenmesi için göz göze geldiğimiz, beden dilini kullandığımız, karşımızdakini can kulağıyla dinlediğimiz etkileşimleri çocuğumuza yaşatalım.

Yazının devamı...

İyi Yaşam Festivali Tüm Hızıyla Başladı!

19 Mayıs 2018

Sağlıklı yaşam nedir diye sorsam sizlere herkesin verilecek bir cevabı vardır. Ama doğru ama yanlış yöntemlerimizle sağlıklı yaşamak için çaba göstermez miyiz şu hayatta. Okuduğumuz kitaplar, yediğimiz yiyecekler, yaşam şekli olarak alışmamız gereken spor ve tabii ki daha az stresle yaşayabilmeye çalışmak aklıma gelenlerden sadece bir kaçı...

Günümüzde yaşam süresinin uzaması, sağlıklı yaşlanmak, kimseye muhtaç olmadan yaşama hayalleri kurmak, fiziksel ve ruhsal açıdan zinde kalmamıza bağlıdır. E tabii bu da şimdiki yüzyılı yakından takip ederek oluyor. Çünkü toplum olarak yeniliklere açık olduğumuzu düşünürsek, bilinçlendirme adına yapılan her emek bence çok değerli. İşte onlardan biriyle ben geçtiğimiz hafta tanıştım.

İYİ YAŞAM FESTİVALİ

Bu yıl ilki düzenlenen Migros İyi Yaşam Festivali tüm hızıyla Küçükçiftlik Park'ında 12-13 Mayıs tarihleri arasında gerçekleştirildi. Festivalde market raflarından tanıdığımız yüzlerce çeşit marka sağlıklı iyi yaşam adına birleşti. İyi Yaşam kavramını 2 gruba ayırarak; Spor Beslenme&Sağlık ve Kaliteli Eğlenceli&Yaşam olarak bize anlatan festival yaklaşık 12 saat sürdü.

Gündüz yapılan söyleşilerde mesleğinde başarılı mı başarılı isimler vardı;

Dilara Koçak, Alp Kavasoğlu, Hazer Amani, Hande Kazanova, Ender Saraç, Aret Vartanyan, Osman Müftüoğlu, Çağla Şikel, Ayşegül Çoruhlu, Murat Bür, Müge Boz ve Metin Hara .

Canlı performanslarıyla geceye renk katan sanatçılar ise;

Gökhan Türkmen, MFÖ, Ozan Doğulu, Sertab Erener oldu.

Yazının devamı...

Anneler ile Geleceğe Projesi

7 Nisan 2018

Bebek bezi ile tanışmam anne olmadığım abla olduğum yıllara dayanır. Aradan yıllar geçti ve ben de anne oldum. Anne olduktan sonra biz kadınlar ince eleyip sık dokuyan bebeğinin ihtiyacını en iyi şekilde karşılama görevi edinen birer kişiliğe dönüşüyor. Yenilik peşinde koşarken diğer bir yandan bebeğimizi ve bizi mutlu eden herşeyin arayışında buluyoruz kendimizi.

Bu arada biz anneleri düşünüp bizler için çalışan markalara saygım sonsuz! Son günlerde sosyal sorumluluk anlayışıyla yola çıkanlardan biri olan Canbebe'nin projesini sizlerle paylaşmadan edemeyeceğim.

“Hiçbir anne bebeğini büyütürken fizyolojik ve pedagojik gelişimle ilgili bilgi yetersizliğinden eksik kalmamalı” fikrinden hareketle geliştirilen Anneler ile Geleceğe projesi ile bebek dünyasındaki ayrıcalıkları kaldırmaya yine devam edecek. Geçtiğimiz yıl 26.600 anne ve anne adayı ile buluşulan proje kapsamında, 0-36 ay aralığındaki bebek gelişimine dair pek çok konuda değerli bilgiler paylaşıldı. Uzmanlar tarafından verilen seminerlerde 9 şehirde, 14 lokasyona gidildi. 7500 km yol alındı.

2017’de hedefe ulaşılarak başarılı olunan projeye, bu yıl 14 Mart’ta Antalya’da başlandı. Yeni doğan Hemşiresi Esra Ertuğrul ve Çocuk Gelişim Uzmanı Özge Selçuk Bozkurt ve Tiyatro Sanatçısı Seren Fosforoğlu’nun katılımıyla düzenlenecek ücretsiz seminerlerde yine annelere ve adaylarına ulaşılacak. Bebeklerde uyku rutini oluşturulmasından, evdeki ilk yardıma; bebeklerde ek gıdaya geçiş dönemi (BLW) ve oyunun bebeğin gelişimindeki etkisine kadar pek çok konu konuşulacağı seminerlerde her anneye bebeği için kullandığı boy bez de armağan ediliyor olacak. Uzman Ekip 12 Nisan’da Mersinli anneler ve anne adaylarıyla buluşacak.

Biz ebeveynler için düşünülen bu eşsiz projeyi şahsen ayakta alkışlıyorum...

Yazının devamı...

Down Sendromu 1 Eksiklik Değil 1 Fazlalıktır Gününü Kutladık!

21 Nisan 2017

Down Sendromu nedir? diye sorsam hepimizin bir bilgisi ve anlatacak hikayesi vardır. En basit tanımıyla çocuğun vücudundaki hücrelerin 46 yerine fazladan bir kromozoma, yani 47 kromozoma sahip olmasıdır. Down Sendromu bir hastalık değil genetik bir farklılıktır. Ve genetik farklılıkla dünyaya gelen çocuklar çok özeldir. Tıpkı her çocuk gibi. Geçtiğimiz günlerde İstanbul Gedik Üniversitesi tarafından Pendik Belediyesi ve Pendik Kent Konseyi işbirliğinde Doğa Okulları Kurtköy Kampüsünde 21 Mart Dünya Down Sendromu Farkındalık Günü etkinliği gerçekleştirildi. Öğretmenlik yaptığım yıllar 21 Martta anlattığım bu günü o özel çocuklarla birlikte bu yıl geçirmek benim için harika bir anı oldu.

İstanbul Gedik Üniversitesi, İstanbul Kalkınma Ajansı tarafından desteklenen “Aktifiz Toplumun İçindeyiz; Bütünleşik Fiziksel Aktivite Merkezi” projesi kapsamında Doğa Okulları Kurtköy öğrencilerini Down Sendromlu çocuk ve gençlerle bir araya geldim.

Down Sendromu hakkında toplumsal farkındalık yaratmak, Down sendromlu bireylerin ayrımcılık ve önyargıya maruz kalmasını önlemek, erken ve sürekli eğitimin önemine dikkat çekmek amacıyla düzenlenen etkinlikte 0-24 yaş arası 35 Down sendromlu çocuk ve genç akranları ile birlikte fiziksel aktivite programına katılım gösterirlerken ebeveynler de “Down Sendromlu bireylere yönelik tutumlar; engeller ve destekler” konulu çalıştaya coşkulu bir katılım vardı.

Etkinlik kapsamında gerçekleştirilen Bütünleşik Fiziksel Aktivite Programı ile gerek öğrenciler gerekse ebeveynler ile yürütülen bu çalışmaların Down sendromlu çocuklar için kapsayıcı ve destekleyici bir toplum oluşumuna katkı sağlayacağı beklenmektedir. Böyle bir projeyi hayata geçiren İstanbul Gedik Üniversitesi'ni ayakta alkışlarken hem bir anne hem bir eğitimci olarak kalben destekliyorum.

İpek Dağıstanlı

ipekile.com

Down Sendromu nedir? diye sorsam hepimizin bir bilgisi ve anlatacak hikayesi vardır. En basit tanımıyla çocuğun vücudundaki hücrelerin 46 yerine fazladan bir kromozoma, yani 47 kromozoma sahip olmasıdır. Down Sendromu bir hastalık değil genetik bir farklılıktır. Ve genetik farklılıkla dünyaya gelen çocuklar çok özeldir. Tıpkı her çocuk gibi. Geçtiğimiz günlerde İstanbul Gedik Üniversitesi tarafından Pendik Belediyesi ve Pendik Kent Konseyi işbirliğinde Doğa Okulları Kurtköy Kampüsünde 21 Mart Dünya Down Sendromu Farkındalık Günü etkinliği gerçekleştirildi. Öğretmenlik yaptığım yıllar 21 Martta anlattığım bu günü o özel çocuklarla birlikte bu yıl geçirmek benim için harika bir anı oldu.

İstanbul Gedik Üniversitesi, İstanbul Kalkınma Ajansı tarafından desteklenen “Aktifiz Toplumun İçindeyiz; Bütünleşik Fiziksel Aktivite Merkezi” projesi kapsamında Doğa Okulları Kurtköy öğrencilerini Down Sendromlu çocuk ve gençlerle bir araya geldim.

Down Sendromu hakkında toplumsal farkındalık yaratmak, Down sendromlu bireylerin ayrımcılık ve önyargıya maruz kalmasını önlemek, erken ve sürekli eğitimin önemine dikkat çekmek amacıyla düzenlenen etkinlikte 0-24 yaş arası 35 Down sendromlu çocuk ve genç akranları ile birlikte fiziksel aktivite programına katılım gösterirlerken ebeveynler de “Down Sendromlu bireylere yönelik tutumlar; engeller ve destekler” konulu çalıştaya coşkulu bir katılım vardı.

Etkinlik kapsamında gerçekleştirilen Bütünleşik Fiziksel Aktivite Programı ile gerek öğrenciler gerekse ebeveynler ile yürütülen bu çalışmaların Down sendromlu çocuklar için kapsayıcı ve destekleyici bir toplum oluşumuna katkı sağlayacağı beklenmektedir. Böyle bir projeyi hayata geçiren İstanbul Gedik Üniversitesi'ni ayakta alkışlarken hem bir anne hem bir eğitimci olarak kalben destekliyorum.

İpek Dağıstanlı

ipekile.com

Yazının devamı...