27 Mayıs, 40; 12 Eylül, 20 yaşında

27 Mayıs, 40; 12 Eylül, 20 yaşında


       Cumhuriyet devrindeki "başarılı 3 askeri müdahale"nin arkasından bugün ittifak halinde söylenebilecek tek söz, "Keşke olmasaydı!"dır.
     "Keşke yapılmasaydı!" değil. Çünkü bir takım şartlar bunu kaçınılmaz kılan bir ortam doğurmuştu. "Keşke olmasaydı!", keşke bunu kaçınılmaz kılan şartlar yaratılmasaydı anlamınadır. Gerçi bu aynı zamanda, elde edilen sonuçların tatmin edici sayılamayacağının da bir ifadesidir ama eğer yapılmasalardı beter sonuçlarla karşılaşılacak bulunulması ihtimali olay halinde çok daha kuvvetliydi. Bunların, zamanında, büyük halk kütleleri tarafından "bayram sevinçi"yle karşılanması bu yüzdendir.
       Bir defa 27 Mayıs ile 12 Eylülü, 12 Marttan ayırmak lazımdır. Sonradan Kenan Evren'in kullandığı "kirletme" deyimi kullanılacak olursa ilk ikisinde asker siyasetçilerin; ötekinde kendi kirini temizlemiştir. Üstelik ilk ikisinde asker "gitmemek üzere" gelmemişken, ötekinde "gitmemek üzere" gelmeye hazırlanan kendi içinden bir grubu bertaraf etmiştir ki bu, Cumhuriyet ordusunun geleneklerine uygun bir davranıştır.

Hesaplaşma zamanı değil

       Yıldönümleri, özellikle yuvarlak olanları bir hesaplaşmanın vesilesi sayılırlar. 12 Eylül için de böyle bir heves medyada belirmiştir. "Ateş düştüğü yeri yakar" derler ve 12 Eylül sonrasında dramlar yaşanmıştır. 27 Mayıstan ve 12 Marttan sonra da.. Bunlar, askeri yönetimlerin tabiatına verilmelidir; kaçınılmazlıklarından dolayıdır ki demokratik sivil rejimlerin "en az kötü" yönetim olduğu hususunda genel mutabakat vardır.
       Öyle olunca, ister istemez tartışmalı geçecek hesaplaşmalarla duyguların tatmini yoluna gidilecek yerde bu müdahalelerin bir daha "kaçınılmaz hal"e gelmemesinin usullerini düşünmek daha akıllıca bir hareket değil midir?

Bugünün sorunları var

       Türkiye'de bir askeri müdahale ihtimalinin zerrece olmadığı son derece açıktır. 28 Şubatta bunun kapısından dönüldüğü de maksatlı bir çarpıtmadır. O olayda Silahlı Kuvvetlerin irtica ve bölücülük konusundaki hassasiyetini silahsız kuvvetler - yani etkili kütleler - tamamile paylaştıklarını parlak bir şekilde göstermişlerdir; siyasete de aynı basiret egemen olmuştur. Bugün sorunu bir memur temizliği, bir KHK içeriği, bir "somut delil" arama veya aramama lüzumuna indirgemek - vaktiyle rüşvetin de somut delilini isteyenlere "Rüşvetin delili mi olur?" diye ders oluşturacak cevap verilmişti; irticai faaliyetin de somut delili bulunsa Fethullah Hoca, taraftarlarına "devlet kademelerine sızın" talimatını verir miydi? - ağaçlarla ormanı kapatmak gibidir. Güçlük, şimşek çaktığında sinip ortalık durulur gibi olunca dinin siyasi istismarını sürdürme heveslisi aklıevvel ve inançsız siyasetçilerden gelmektedir. 28 Şubatın havası içinde onlar tesirsiz kılınabilmişlerdi. Çünkü, gerçekte, onların tesiri en çok, gerekli cesarete sahip bulunmayan kendi lider takımları üzerindedir. Bu takım şöyle bir silkinse sivrisinekler havalanacak ve bataklığın kurutulması operasyonuna başlanacaktır.
       Yuvarlak yıldönümlerinde bunlar hesaplaşmadan ziyade ders ve ibret alma fırsatı sayılsalar çok daha yararlı olur. Bugün de tam, 12 Eylül.



Yazara E-Posta: m.toker@milliyet.com.tr