"Azıcık hamilelik" olur mu?

"Azıcık hamilelik" olur mu?


       Tek Parti devrinde bile Bütçenin Meclis görüşmeleri ilgi çekerdi. Çünkü bunlar durgun siyaset hayatında hiç olmazsa bir kıpırdaşma oluştururdu. Her şey en sonda "sürekli alkışlar" ile bitse de..
       Çok partili demokratik parlamenter rejime gidiş yıllarında, yani 1943'ten itibaren, hele basının da yakası biraz bırakıldığında Bütçe görüşmeleri gözde konu haline geldi. Hikmet Bayur'ların, Celal Bayar'ların, Recep Peker'lerin kürsüden yaptıkları eleştirilerin "CHP içinde açıktan bir muhalefet tabanı" yarattığı ve DP'nin de onun üzerine kurulduğu biliniyor.
       Çok partili demokratik parlamenter rejimde "en önemli olay" artık Meclisteki Bütçe görüşmeleriydi. Adnan Menderes, Nüvit Yetkin, Ekrem Alican gibi yıldızlar oradaki sözcülük görevleriyle bir anda parladılar. Basının en fazla önemle izlediği, en büyük yeri verdiği ve projektörünü haftalarca üzerinden eksik etmediği olay oydu.
       Şimdi, böyle Bütçe görüşmeleri yok. Görüşmeler daha ziyade komisyonda cereyan ediyor. Bundan dolayıdır ki "son derece önemli bir konu" hakkında Mecliste "gereği kadar kuvvetli bir ses"in yükseleceğinden şüpheliyim. Ayrıca, bu ses kimin sesi olacaktır? Koalisyon partileri "işin faili" durumundalar. "İnandırıcılık" ise FP'nin, hele DYP Genel Başkanı Çiller'in umurunda mı? Böyle hallerde CHP'nin, ama sağlıklı kalmış bir CHP'nin Mecliste, hatta bugünkü hali düşünülürse Meclis dışında yokluğu daha iyi hissediliyor.

"Geliri tatlı geldi"

       Hükümet, - bu hükümet -, 17 Ağustos depremini takiben bir takım geçici deprem vergileri koydu. Eleştirildi, fakat kabullenildi. Nihayet, ülkeyi bir afet vurmuştu; çaresini elbirliğiyle alacaktık. Üstelik Hükümet, - bu hükümet -, bunların bir yıl süreli olacağını taahhüt ediyordu.
       Sürenin bitimine yakın Hükümet, - bu hükümet -, çevrelerinden bir eğilim duyuruldu: Geçici vergiler kalacaktı; ekonomi onlardan vazgeçemiyordu. Peki, verilen söz ne oluyordu? Bu sütunlardan "Aman bunu yapmayın!" diye bir ikaz sesi yükseltildi. Cumhuriyetin ilk Başbakanı İsmet Paşanın, devrimler için o kadar lüzumlu bulunan, fakat geçici olarak çıkarılmış Takrir - i sükun kanununu zamanında kaldırırken söylediği bir söz ibret niyetine tekrarlandı: "Cumhuriyete kadar bu memleketi idare edenlerin muvakkaten konulan kanunları kendi hükümlerini süreklendiren bir vasıta gibi kullanmalarından örnek alarak endişe edenler.." Cumhuriyette bu endişeye lüzum bulunmamak gerekirdi. Eğer ortada bir ihtiyaç kalıyorsa o, geçici devamlı kılınarak değil, yeni tedbirler alınarak karşılanmalıydı. Ama Hükümetin inandırıcılığı zedelenmemeliydi.
       Şimdi Hükümet, - bu hükümet -, o geçici deprem vergilerinden bir kısmını kaldırmakta, fakat bir takımını daha bir süre devamlı kılmaktadır. Bunları yeni tedbirlerle telafi zahmetine katlanmaksızın.. Hürriyet gazetesi bunu "geliri tatlı geldi" diye nitelendirmektedir.
       Ya, Hükümetin - bu hükümetin - inandırıcılığı ne olacaktır? Eğer Hükümet, - bu hükümet -, "Aman canım, inandırıcılığımızın tek eksiği de bu oluversin" zihniyetindeyse hükümet kurmakla müşterilerini "Aldık paranızı.." diye başlayan marşla uğurlayan çadır tiyatrosu kurmak arasında ne fark kalacaktır?



Yazara E-Posta: m.toker@milliyet.com.tr