Bu dediğim, Amerika'da!

Bu dediğim, Amerika'da!


       Yapılan anketler, adeta ittifakla, "en az inanılan" iki meslekten birinin politikacılık, diğerinin gazetecilik olduğunu gösteriyor.
       Tabii, Amerika'da! Haşa, başka bir yerden bahsetmiyorum.
     Amerika'da bunun kabahatini politikacılar gazetecilerin, gazeteciler politikacıların üzerine atıyorlar. Politikacılara göre gazeteciler kendilerini o kadar kötü göstermektedirler ki halk nazarında itibarları sıfır olmaktadır. Gazetecilerin görüşü, bunun tam tersidir: Politikacıların yalan/dolanlarını yazmak mecburiyetleri onlara da kızılmasına yol açmaktadır.
       Bu, anketlerin belirttiğidir. Fakat "sokaktaki Adam"a sorarsanız, o başka iki meslek mensubunu işaret etmektedir: Avukatlar ve ikinci el otomobil satıcıları. Çok kimseye göre onlardan daha hilekarı, sahtekarı yoktur. Yakanızı bunlardan birine kaptırdınız mı, yandınız demektir. Avukatlar sizi, hiç günahınız yokken yüzbinlerce, hatta milyonlarca dolar tazminat ödemeye mahkum ettirebilirler. Ya da, sizi gözler önünde öldürmüş katilinize "uygun mahkeme", "uygun jüri" ve "uygun yargıç" ayarlayarak beraat kararı çıkartabilirler. Amerika'da bunların örneği, dünya kadardır.
       Bir hava meydanında bir yolcu ile bir bagaj memuru kadın takışıyor. Adam, kadını şöyle bir itiyor. Mesele de bitiyor, değil mi? Siz öyle zannediniz. Avukatın biri öğreniyor ki, adamın soyadı Kennedy'dir; hem de "gerçek Kennedy"lerden.. Bagaj memuresinin vekaletini alıyor ve milyon dolarlık tazminat davası açıyor. O, "itilen kadıncağız" var ya; bu muameleden sonra öyle "ruhi bunalımlar"a girmiştir ki ancak milyon dolar verilirse, belki kendine gelecektir.
       Amerika'da geçerli usül tazminatın yüzde 40'ı avukat, yüzde 60'ı "mağdur" arasında paylaşılmasıdır.
       Cinayet davalarına gelince; son derece meşhur, tuttuğunu koparan, ama vekalet ücreti astronomik cinayet avukatları vardır. Bunlardan biri J. O. Simpson'un vekaletini almıştı. Hani, eski karısı ile onun sevgilisini öldüren - ve beraat eden - tanınmış zenci sporcunun.. Gazeteciler öğrenmek istiyorlar: "Müvekkilinize gerçekten masum olup olmadığını sordunuz mu?"
     
Avukat gülüyor: "Gerçekten masum olan, fiyatımı bile bile bana gelir mi?"
       Ya, ikinci el otomobil satıcıları? Onların "meharetlisi"ne çarpıldıysanız 85 bin milde bir Ford'u 0 kilometrede Mercedes diye satın almanız işten değildir.
       Dedim ya: Bütün bunlar Amerika'da.

Sadece "Made in Turkey" değil ya..

       Peki, ya "hukuk cambazları"? Onların politikadaki örneklerine İsmet Paşa böyle derdi ve herkesten çok onlara kızardı. Bunlar, tartışılmayacak hukuk bilgilerini doğruyu tesbit için değil, o aşamada işlerine geleni "doğrudur" diye yutturmak için kullanan hukuk erbabıdır. Bir aşamada "ortanın solu"nu Türkiye'nin gerçek ihtiyacı diye benimserler; partideki şampiyonluğunu elden kaçırınca onu komünizm olarak ilan ederler. Tam askeri bir yönetimin Anayasa Komisyonunda yer alırlar; askerin sadece etkisindeki bir yönetimin, bu sebepten, anayasaya dokunamayacağını, o aşamada tayfalığını yaptıkları lider adayının değirmenine su taşımak için "delilleriyle ispat" ederler. Aralarında "yeğen kurtarmak için Büyük Elçilik takası", "hasreti çekilen Bakanlık karşılığı güç durumdaki leydilere suretihaktan görünen formül bulma" uzmanları bile vardır.
       Şimdi "imzalama - imzalamama" aşamasında hukuki hizmet sunanların hepsinin bu kategori dışında sayılabileceklerinden emin misiniz?
       Ne yazık ki Amerika'nın "itibar normları"nda onların yerini bulamadım. Sadece "Made in Turkey" damgası mı taşımaktalar, ne?

     NOT: Geçen gün bu sütunlarda bahsedilen "Demirel'in Korutürk'e hışmı" olayı elbette 1973 değil, 1977 seçimlerinden sonradır - M. T.


Yazara E-Posta: m.toker@milliyet.com.tr