İskambil kağıdından bir şato gibi..

İskambil kağıdından bir şato gibi..


Bugün Kabil'de sakalını kestirmek için berbere koşan erkekler, pencereli çarşaflarını çıkarıp atan kadınlar, nereden buldukları meçhul kasetlerini hurda minübüslerde en yüksek perdeden çalıp bayram eden gençler bunu yapabilmek için ne kadar bekleyeceklerdi: Eğer 11 Eylülde Amerikan haşmetinin sembolü "İkiz Kuleler" hunharca bir terorist saldırı sonucu yerle bir edilmeseydi?
Belki, daha yıllarca.. Belki, gelmeyecek bütün bir gelecek boyunca.. Taliban yönetimi adeta hiç yıkılmayacağa benziyordu.
Halbuki ayaklarına dinamit koyup havaya uçurdukları binyıllık Buda heykellerinden bile daha dayanıksızmışlar. Bütün çalımları kendi merhametsizliklerinden ve ezdikleri kütlelere verdikleri "çaresizlik duyguları"ndan geliyormuş. Ne vardı işi azıtıp bir "milyoner megaloman"ın dümen suyuna girecek ve "uyuyan efendi"yi en hassas noktasından - güveninden ve güvenliğinden - vurarak onu tedirgin edecek?
Taliban'dan bile gaddar Kızıl Khmer'lerin Vietnam'ın ayağına basması gibi..
Yoksa ne onların Afganlılara, ne ötekilerin Kamboçyalılara yıllardır çektirdikleri sanki dünyanın umrundaydı? Nazilerin Yahudilere zulmü ancak Hitler ordularını seferber edip dünyanın rahat ve huzurunu tehdit ettiğinde mi öğrenilmiştir?
Hitler bir "kağıttan kaplan" değildi. Kamboçya'da, şimdi de Afganistan'da ortaya çıkmıştır ki "karşı konulmaz zulüm"ü yapanlar üstelik - İsmet Paşanın meşhur deyimiyle - bir takım "maskaralar"dan ibarettir. Hele Taliban'ın kuyruğuna bu kadar çabuk teneke bağlanması, onların Kızıl Khmer'lerden bile, ülkelerinde köksüz olduklarını ispatlamıştır. İkinciler hiç olmazsa - inanan bulunursa - halklarının perişan kaderine bir "bilimsel çare" - deforme edilmiş bir marksizm - teklif ettiklerini söyleyerek zulümlerini "kaçınılmaz" göstermişlerdir. Taliban sadece "2. Cahiliye devri"ni kapatıp "devr - i saadet"e dönmeyi, kurtuluş çaresi saymaktadır.

Bilinir: "Cahiliye devri", Peygamberden önceki yaşama verilen isimdir ve Peygamber, İslamın önüne "sürekli gelişme" sürecini açmıştır.
Ama, hayır: Taliban için bu gelişmenin çağdaş uygarlık aşaması "2. Cahiliye devri"dir ve kurtuluş, sanki bütün yaşananlar hiç yaşanmamış gibi "dinin kökeni"ne, yani 7. yüzyılın o günlerinin yaşam tarzına geri dönmüştür.
Afganistan "güncel konu" olmadan sanılıyordu ki orada sadece kadınlar kılık/kıyafet cenderesindedir. Şimdi öğreniyoruz ki, öyle her sakallı "makbul vatandaş" değildir: Sakalın "usulüne uygun şekli" vardır ve sakalı öyle olmayan, örtünmesi eksik kadın gibi cezalandırılmaktadır. Gene, Afganistan "güncel konu" olduğundan beri TV'lerde izliyoruz: Oturma adabı, iskemlede oturmak değil, bağdaş kurmaktır ve masada yemek yeyip karyolada yatmak "şeytana uymak"tır. Bunlar hep, Taliban'ın reddedip insan hayatından çıkarttığı - başka çok şey gibi - "2. Cahiliye devri" adetleridir. Onların hepsine, ölüm!
Ama Afganistan'da böyle bağıran, sadece Taliban mıdır? Eğer bütün erkekler hemen berbere koşmuyorlarsa ve pek çok kadın, "Ne söyleyecek" diye Taliban'a değil, kendi evinin erkeklerine, kocasına ve ağabeylerine bakıyorsa bu, "gelenin, gidenden farklı olmayacağı" korkusundandır. Zaten bugün "Kurtarıcı" diye ortada dolaşanlar, dün aynı zulmü yapmış olanlardır. Onların zulmüdür ki "ehven - i şer" diye Taliban'ı getirmiştir ve Taliban "ehven - i şer" değil, "beterin beteri" çıkmıştır.
Şimdi, Afganistan'a "bir gelecek" aranıyor. Sanki, kolaymış gibi.. "Gelecek"i bir büyük adamın işaretiyle ve onun izinde giderek bulmuş toplumlarda bile bunun korumasının ne güçlükle yapılabildiği düşünülecek olursa..

Yarın: Fırtınalı denizde kaptansız gemi: Türkiye