İşler aynı minval sürüp gidecektir

İşler aynı minval sürüp gidecektir


Amerika'ya indirilen korkunç darbenin Filistin'de çocuklar, kadınlar, erkekler tarafından nasıl sevinçle kutlandığını televizyonlarda seyrettim. İstanbul'daki Galatasaray - Lazio maçı öncesinde onun kurbanları için, UEFA kararıyla saygı duruşu yapılmasını protesto edenlerin seslerini de gene televizyonda duydum. Kennedy'nin öldürüldüğünün ertesi sabahı Ankara'da, Atatürk Bulvarı üzerindeki Kuğulu Parkın önünde bir takım Amerikalıların şarkılar söyleyip neşeyle gösteri yaptıklarını gözlerimle görmüştüm.
Başkalarının - kim olurlarsa olsunlar - felaketine sevinmenin "insanlık dışı" bir davranış sayılması gerektiğini söylemek kabildir. Ancak, "insanlık dışı bir davranış sayılması" gerektiğini.. Yoksa bu davranışın, tamamile, insan tabiatına uyan bir davranış olduğunu inkar etmek beyhudedir. Böyle davrananların haklılıkları tartışılıp değerlendirilebilir; derece derece mazur bile görülebilir. Her halde Filistinli çocuklar, kadınlar, erkekler de bunun üst sırasında olacaklardır. Türk halkının "bunlar bizim başımıza gelirken, başka şarkılar söylüyorlardı" diye bir burukluk hissetmesini hiç anlamazlık edemezsiniz. Bu burukluğa rağmen Türk milleti kör terörün vurduğu binlerce masum Amerikalının hazin akibeti karşısında derin bir acı hissetmiştir ve Hükümetinin "resmi tutumu"nun, pek büyük çoğunlukla arkasındadır. Belki en fazla yadırganacak, genç Başkanlarının öldürülmesi karşısında sevinçlerini saklamayacak kadar ona düşmanlık besleyen "bazı Amerikalılar"ın varlığı idi.
Bununla söylemek istediğim şudur ki insan davranışları hakkında kutsal kitaplarda veya ahlaki risalelerde yapılan değerlendirmeler, daha ziyade "temenni mahiyetinde"dir. Bu, 11 Eylülü "yeni bir milat" ilan edenlere, "artık hiç bir şeyin eskisi gibi olmayacağı"nı söyleyenlere benim katılmama sebebimdir. Bunu kendi hayatımda o kadar çok defa duymuşumdur ki: 2. Dünya Harbinin bitişi gibi gerçekten önemli dönüm noktalarından bizdeki son Susurluk olayına dek..
Hayat bir süre sonra, tıpkı eskisi gibi sürüp gitmiştir. Mesele, girilen kısa süreçin, dualarda söylendiği gibi "hayırlar getirmesi"dir.
Bunun kolay olmayacağı anlaşılıyor.

Yağmur yağarken şemsiye açınız
Armagedon, ingilizce bir kelime. Ünlü Redhouse onun türkçe anlamını şöyle veriyor: "Kıyamet gününde iyilik ve kötülük orduları arasında çıkacak savaşa sahne olacak meydan, mahşer". Başkan Bush, "Misilleme!" diye haykıran Amerikalılarına bunu vaad ediyor. Tarifteki "iyiler" de, elbette onun komuta edeceği ordulardır. Ama "kötüler", vardırlar da ortada değildirler. "Oralardadırlar!" diye bir takım ülkeleri, hatta bölgeleri vurmak savaşı "iyiler"in kesin zaferiyle bitirir mi? Yoksa yeni "kötüler"i mi, mantar gibi oralarda bitirir? Amerika halkı burnundan soluyor da olsa, bunun düşünülmekte olduğu anlaşılıyor. Biraz serinlik gelsin diye ölü sayısı yavaş yavaş, alıştıra alıştıra duyurulmaktadır. Önce yüzlerden bahsedilmiştir, mükemmel yönetici yetenekleri gösteren New York Belediye Başkanı Giuliani "4700 kayıp kimse var" derken 30 bin ceset torbası sipariş etmektedir. İkiz Kulelerde 50 binin üstünde kimse çalışıyordu ve teroristler bunu biliyorlardı. Ayinlerde rahipler İncilin "Allah kalbimizde ölçüsüz intikam duygularına yer vermesin" parçasını okurlarken "ölçüsüz misillemeler"in "ölçüsüz intikam duyguları"na yol açacağını hatırlatmak istemektedirler.
Evvelden fedailer haşhaş içirilerek sağlanırlardı. Öğrenilmiştir ki uçakları kulelere toslatan fedailer bu maksatla binlerce saatlik uçuş kursları görmüşlerdir ve gözlerini kırpmadan pilot kabinlerine girmişlerdir. Bu, onların kalplerine ekilmiş kin ve nefret tohumlarının köklülüğünü gösterir.
Önümüzde açılan "yeni bir milat" değildir. İçine girilen "yeni bir fırtına dönemi"dir.
Şemsiyelerimizi açık tutalım.