Kağıtta Türkiye / Hayatta Türkiye

Kağıtta Türkiye / Hayatta Türkiye


PARİS


     Fransız başkentinin merkezinden otomobille 20 dakikalık mesafedeki bu "eğlence ve spor merkezi"nin küçük lokantasında Fransız dostların davetlisi olarak yemek yerken düşünüyordum ki memlekete döndüğümde gene "biz neden böyle değiliz" diye hayıflanacağım.
       Zaten ne zaman Batıda bir yerden Türkiye'ye dönsem, bu böyle olur. Bunun tesellisi, Doğuda bir yerden Türkiye'ye döndüğümdedir. O zaman da "çok şükür öyle değiliz" diye rahat bir nefes alırım.
       Onun için, yok "kurumsal kalite" bakımındanmış, yok filan veya falandanmış bizi Uganda, Zimbabwe, Mozambik düzeyine indiren sınıflandırmalara hep güler geçerim. Bir futbol takımımız Avrupa'da galip geldiğinde "globalleştiğimiz"i müjdeleyenlere, yenildiğinde adam olamayacağımız hükmünü verenlere de... Eğer öyle olsaydı, mesela Nijerya 20. yüzyıldan 21.'ye çoktan atlamış sayılırdı. Bir evvelki Cumhurbaşkanları gerçi ülkesinin önümüzdeki asırda "ilk 10'a" gireceğini halkına bildirmiştir ama bunun, bizim Demirel tarafından edilmiş böyle sözlerden daha fazla değeri yoktur.
       Toplumlar gerçek hayatta, kendilerine kağıt üzerinde indirtilen, bindirtilen düzeylerde olmuyor. Yarım yüzyıl var ki Batıdan dönüş bana hüzün, Doğudan dönüş teselli veriyor.
       Hayır, şairin dediği gibi Batıda hep kaşaneler, bizde hep viraneler yok; ama toplum olarak ne biz Batıyla aramızı kapatabiliyoruz, ne de Doğu bizimle..

Neye gıpta ettim?

       Paris yakınındaki o "eğlence ve spor merkezi", bende neden böyle bir gıpta duygusu uyandırdı, onu söylersem belki meramımı daha iyi anlatırım. 75 hektarlık o merkez, adeta bir klüp. Ancak ne giriş ücreti var, ne aidatı. Çünkü, kamuya ait. Adı "Jardy Haraları". 12. yüzyıldan beri mevcut, çayırlık, Kilisenin malıymış. Fransız İhtilali sırasında Kiliseden alınmış; şahısların eline geçmiş. Çayırın geçen yüzyıl sonundaki sahibi oraya haralar yaptırtmış, bir at merkezi haline getirmiş. 1980'deki sahibi satışa çıkarınca da devlet satın almış. Haraların yanına tenis kortları ve golf sahaları da yaptırtmış. Yemyeşil. Harika ağaçları var, yürüyüş yolları, beton. Kim isterse geliyor. Küçük ücretler ödeyerek tenis veya golf dersleri alabiliyor. At binmeyi öğreniyor. Tenisini, golfunu oynuyor, atına biniyor. Bazıları sadece gezinmekle, hava almakla yetiniyor. Lokantası herkese açık ve her keseye uygun. Parkın kapısı, duvarı yok. Ama ne inşaatçı girebiliyor, ne gecekonducu. Bakımını Hauts - de - Seine belediyesi üstlenmiş. Otomobiller için serbest park yerleri var.
       Şimdi, Türk olarak kendinizi sıkı tutunuz: 75 hektarlık arazideki hiç bir tesisin, hiç bir yeri kırılmamış, kopartılmamış. Hiç bir yer yağma edilmemiş. Bir tek yerde, bir tek çöp yok ve tuvaletler tertemiz. Sanki, üzerine insan ayağı basmamış bir cennet köşesi.
       Siz isterseniz bu son cümleyi şöyle okuyabilirsiniz: "Üzerine Türk veya bizim doğumuzdaki ülke halklarından birinin ayağı basmamış..."
       Anlatabildim mi?


Yazara E-Posta: m.toker@milliyet.com.tr