Neden Hastalanırız?

10 Aralık 2019

Hastalıklar bedensel fonksiyonlarımızda bir şeylerin yanlış gittiği, beden her zaman yaptığı işi yapmayı başaramadığında ortaya çıkar. Bedenin çalışma sistematiğini değiştiren birçok şey vardır. Enfeksiyonlar, listenin başında yer alır. Vücuda bakteriler, virüsler ya da parazitler girdiği zaman bir enfeksiyon var demektir. Bedenin iş görme yeteneğini yavaşlatacak kadar geliştiklerinde hasta olma seviyesine gelmişiz demektir.

Dr. Scott Kwiatkowski, D.O, bedenimize giren oksijen seviyesini arttırarak enfeksiyona sebep olan bakterilerin yol açtığı enfeksiyonlarla mücadele edebileceğimizi söyler. Bakteriler, hayvan hücrelerinden daha küçük ve daha ilkel olan tek hücreli ilkel organizmalardır. Daha az karmaşık bir DNA’ları vardır. Birçok bakteri vücutta doğal olarak bulunur. Bunlar bahçedeki otlar gibidir, nadiren sorun yaratırlar. Yeter ki aşırı çoğalmasınlar ya da olmamaları gereken bir yerde yetişmesinler. Bir diğer tür bakteriler, insanların içine her girişlerinde hastalığa neden olurlar. Bunlara patolojik bakteriler denir. Bakteriler, enerji sağlamak için oksijeni kullanıp kullanmadıklarına bağlı olarak farklı gruba ayrılırlar. Bazı bakteriler enerji üretmek için havayı kullanırlar ki bunlara aerobik bakteriler denir. Bazıları havadan hiç mi hiç hoşlanmaz, onlara da anaerobik bakteriler denir. Birçok bakteri oksijenle ya da oksijensiz ortamda bulunabilirler. Bunlar seçici anaerob’lar olarak anılır.

Aerobik bakteriler bazı enzimler (kimyasallar) üretirler ve böylelikle oksijen olan ortamda konforlu bir yaşam sürerler. Bu enzimler bakterilerin enerji üretmek için oksijeni kullanmalarına, aynı zamanda da oksijenin ortaya çıkardığı bazı kimyasalları parçalamalarına yardım eder. Mikro aerofilik bakteriler sadece bir tek tür koruyucu enzime sahiptirler, yani düşük oksijen miktarlarına dayanabilirler. Anaerobik bakteriler ise, enerji üretiminde mayalanmayı (fermantasyon) kullanırlar ve söz konusu enzimlerden yoksundurlar. Tam aksine, oksijenle temasa geçtiklerinde ölürler.

Diyaframınızı kullanarak bedeninizdeki oksijen oranını olması gereken seviyelere getirebilir ve bedendeki bakteriler ile yaptığı savaşa destek verebilirsiniz. Belki de şimdi bazılarınız ‘’ben nefes çalışması yapmıyorum ve de çok sağlıklıyım’’ diyor olabilir. Aslında bu durum şu anlama gelir; bedeniniz bu bakterilerle savaşına devam etmekte ve başarılı olabilmektedir. Ancak bu aktivite için bedeninizdeki mevcut enerji kullanılmaktadır. Doğal nefes yaparak bedeninizdeki enerji seviyesini daha da verimli kullanmaya başlayabilirsiniz!

Bugün Koenzim Q-10, germanyum, lipoic asit, aloe vera, ozon terapileri ve süper atmoferik basınçlı oksijen odaları yardımıyla hücrelerin kullanabildiği oksijen seviyeleri arttırılarak iyileşme olanakları sunulmaktadır. Çok daha masrafsız olan bir yaklaşım ise; tam, açık nefes alma alışkanlığı oluşturmaktır. Kanda artan oksijen seviyelerinin faydalarına ilave olarak, daha fazla endorfin, adrenalin, nöropeptitler, insülin ve diğer faydalı kimyasallar da sistemimize salıverilir, bu da yükselmiş duygusal haller ve zihinsel berraklık ile sonuçlanır. Tam, bilinçli nefes almak bugün mevcut olan en doğal, güvenli, etkili ve düşük maliyetli oksijen terapisidir.

Bildiğiniz üzere, vücudun zayıf düşmesinin ve sonuçta hasta olmasının tek nedeni sadece dışarıdan gelen işgalciler değildir, bunun başka birçok sebebi daha olabilir. Bağışıklık sistemi hastalıkları, psikiyatrik rahatsızlıklar ve kanser bunlara iyi birer örnektir. Neden ne olursa olsun, tedavi aynı kalır. Bedensel hareketliliğin artırılması, dolaşımın hızlandırılması ve oksijen miktarının yükseltilmesi bütün hastalıklara iyi gelir. Bu hedeflerin hepsine, nefes alma eylemiyle kolayca ulaşılabilir.

Her Daim Sevgi ve Işıkla

Sibel KAVUNOĞLU

Yazının devamı...

Nefesle Zihinsel Arınma

2 Aralık 2019

Nefes çalışmaları çok daha önemli olmaya başladı ve sanırım önemli olmaya da devam edecek. Çünkü sadece nefes alarak kendimizi çok daha iyi hissetmek mümkün. Kapalı ve kısıtlı nefes modelleri sayesinde çoğu insan hava kapasitelerinin yalnızca küçük bir yüzdesini kullanabilmektedir. Nefes açılıp genişledikçe, sadece bedenin doğal iyileştirme kabiliyeti için daha fazla enerji ve destek sağlanmış olmaz, aynı zamanda iyilikleri alma ile yaşama kapasitesinde de büyük ölçüde artış olur.

Nefes alıp verme, açık ve akıcı olduğu ölçüde yaşamın akışı içinde oluruz. Doğulular, yaşam gücünün bedene girişinin başlıca yolunun nefesimiz olduğunu yüzyıllar önce keşfetmişlerdir.

Çalışmalarını paylaşmakta olduğum Transformal Nefesin fiziksel seviyesi kısıtlı nefesin açılmasıyla ilgiliyken, zihinsel ve duygusal seviyesi nefesin kısıtlanmasına sebep olan olumsuzları temizlemeye başlamakla ilgilidir. Zihinsel ve duygusal seviye, bilinçaltında travmaların ve olumsuzlukların iyileştirilmesi için etkin bir biçimde çalışmaktadır. Bu seviyenin nasıl işlediğini anlamak için zihni tanımak çok önemlidir.

Zihin, neyi, nasıl deneyimlediyse onu yansıtır. Zihni bu açıdan bir aynaya benzetebiliriz. Aynanın yüzeyi, düz ve berraktır. Şu an annenizi düşünün dediğimde annenizin görüntüsü zihninize düşer ya da ağaç dediğimde ağacın görüntüsü zihninize düşer. Zihin tıpkı ayna gibi ne düşünüyorsanız onu yansıtır. Bazen zihne düşen görüntü o kadar nettir ki ağlamaya başlarız ya da tam tersi öfkeleniriz. İşte zihin böyle bir şeydir. İçeride olanı yansıtır. Zihin, içeridekini yansıtan, neyin ne olduğunu bilendir.

Bazen dışarısı kötü görünür. Çünkü zihin öyle görür. İş yerinizdeki arkadaşlarınız, doğum gününüzde sizin için sürpriz bir parti düzenlediler diyelim. Kutlamalar devam ederken arkadaşlarınızdan birisi yanlışlıkla masanın üzerindeki içkiyi elbisenizin üzerine döker. O an arkadaşınıza hiç kızmazsınız. Çünkü kutlamalardan dolayı çok mutlusunuzdur. Aynı durum normal bir gün de gerçekleşmiş olsaydı aynı anlayışı göstermezdiniz. Zihin nasılsa deneyimler de ona göre şekillenir. Başka bir deyişle deneyimler zihnin gölgesidir diyebiliriz.

Sonuç olarak zihinsel ve duygusal seviyede arınmadıkça dışarısını olduğu gibi görmek mümkün olmayacaktır. Bilinçaltı düzeyinde saklanmış olan eski ifade edilmemiş duygular, olumsuz inançlar, eski kayıtlar ve geçmiş anılar aynadaki görüntüyü sürekli değiştirmektedir. Aynadaki görüntünün doğru olabilmesi için kısıtlı nefesi alıp vermeye son vermek gerekir. Zira nefesimizi tuttuğumuzda ya da kısıtladığımızda olumsuzlukları da tutmuş oluruz.

Transformal Nefes tekniğinde açık nefes almaya devam ederek bizi kısıtlayan düşünce ve duyguları bütünler ve kalıcı olarak daha yüksek bir enerji biçimine dönüştürebiliriz. Doğum ve erken çocukluk dönemi ile ilgili travmalar, ebeveyn ve otorite konuları, kendi kendini sabote etme gibi diğer olumsuzluklar şifalandırılabilir. Bilinçaltının alt kısımları bir kez açılmaya ve temizlenmeye başladığında, aynadaki görüntü daha gerçekçi hale gelir. Her Transformal nefes seansı ile birlikte daha hafiflemiş ve temizlenmiş oluruz ve daha fazla sevinç ve illüzyonların ardına bakma ve içsel rehberimizi takip etme yeteneği ile dolarız.

Transformal Nefes Çalışması yaşam gayretimiz içinde daha güçlü ve sevinçli bir hayat yaşamak için kullanabileceğimiz en değerli yardımcı gereçlerden biridir. Herkesin her zaman kullanabileceği bir tekniktir. Transformal Nefes ile tanışmıyorsanız, araştırın. Transformal Nefes ile tanışıyorsanız, teknikleri kullanmayı günlük uygulama haline getirin ve zihinsel tutumunuzda ve yaşamda ne gibi değişikliklerin gerçekleştiğini gözlemleyin. Bu arada Transformal Nefesi deneyimledikten sonra ‘’Bana bir şey olmadı’’ diyene pek rastlayamazsınız.

Yazının devamı...

Nefes Neden Önemli?

26 Kasım 2019

40 gün bir şeyler yemeden yaşantımızı sürdürebiliyoruz. 3 gün susuz yaşayabiliyoruz. Fakat nefes almadan ancak birkaç dakika dayanabiliyoruz!Bunları biliyor musunuz demeyeceğim. Çünkü zaten biliyorsunuz. Nefesin gücünü bilsek de ona gereken önemi göstermiyoruz. Odağımız hep başka şeyler de. Mesela, seramik, yağlı boya, heykel yaparak var olmaya çalışıyoruz. Sonrasında yaptığımız tablo, seramik ve heykelleri nereye koyacağımızı planlarken yeni travmalara merhaba diyoruz. Bazen de kuantum, enerji, Şamanizm vb. gibi her ne varsa kişisel gelişim furyasına katılarak kendimizi geliştiriyor, bol bol seyahate çıkarak yenilenmeye çalışıyoruz. Tüm bunlar sürekli bir şeylerin eksik olduğu konusunda ilham vererek bizi daha birçok aksiyona yönlendiriyor. Tek yapmadığımız, kendimiz olmak.

Sağ olsun, mevcut ekonomik yapı da kendimiz olmaya izin vermiyor. Her gün birçok şekilde daha güzel, daha hoş görünmemiz gerektiği hatırlatılarak bir sürü ürün satışa sunuluyor. Beni en çok şaşırtanı, çok güzel kadınları dahi estetik yaptırmaları gerektiğine ikna edebilmeleri. Nelerin yapılması gerektiği ya da nelerin öğrenilmesi gerektiği yerine kendimiz olmaya yatırım yapsak şu an yaşadığımız tüm sorunlar kendiliğinden yok olacaklar. Bu yazımda kendi gücünü keşfetmenize yardımcı olacak en güçlü çalışmalardan biri olan Transformal Nefes’ten bahsetmek istiyorum.

Transformal nefesin en iyi olduğu alanlardan biri, kişinin gerçek gücünü keşfetmesini sağlamak. Ben, yeni bilgileri, yeni yerleri keşfederek daha önemli olacağıma inananlardandım. Şimdilerde ise değişik türden aktivitelerin, bir sürü yeni bilginin önemli olmama yardımcı olmayacağına inanıyorum. Bu dünyada her şey geçici, her şey an ve an değişiyor. Tabii ki, yeni şeyleri öğrenmek ve yeni yerler görmekle ilgili sevdam hala devam ediyor. Fakat artık beni daha önemli yaptıklarına inanmıyorum. Çünkü ben bu kadarken daha iyiyim.

Siz de benim gibi hissetmek için gerçek gücünüzü keşfetmek isterseniz bir an evvel nefese başlayın. Çoğu insan sağlıklı olduğunu düşünür. Gerçek şu ki, derin ve eksiksiz nefes alamadığınızda, vücudunuz optimal sağlık için gereken oksijeni alamaz. Birçok insan nefes alırken solunumdan sorumlu ana kas olan diyaframını kullanmaz. Bunun yerine sırt, boyun, göğüs kısmındaki kaslarını kullanırlar; nefes alırken bu kasların kullanılması sırt, boyun ve solar pleksus’ta gerginliğe neden olur. Günden güne daha kısıtlı nefes almaya başlarsınız.

Kısıtlı nefes, kişinin zihninin de kısıtlanmasına sebep olur. Kısıtlı ve sığ nefesin sebep olduğu baş ağrıları, uyku bozuklukları, sindirim problemleri, anaerobik hastalıklar gibi, düşük enerjiyi geliştirmemize yardımcı olur. Zihin kısıtlıysa kişi, büyük resmi göremez. Kendi değerini tam olarak hissedemez. Kendisini daha önemli yapacağına inandığı aksiyonlara zaman ayırır. Mesela, sürekli alışveriş yaparak aile bütçesine zarar verir, önemli olduğunu göstermek adına çevresindeki insanlara zor anlar yaşatır. Halbuki ne kadar güzel giyinirse giyinsin ne kadar yüksek pozisyonda olursa olsun, ne kadar çok şey yaparsa yapsın, içerisi birkaç saat içinde kendisini gösterecektir. Bu kaçınılmazdır. İçerisi ortaya çıktığında ise o kadar emek, o kadar bütçe boşa gidecektir.

Solunum kapasitesi, tam kapasite kullanıldığında, nefes açılır. Nefes açıldığında, daha fazla enerjiye sahip oluruz, fiziksel sağlık daha iyi olur. Nefes açıldığında, zihin de açılır, büyük resim daha kolay görünür. Sonuç; gerçek gücünüzü kolayca keşfedersiniz. En önemlisi, kendinizi tercih etmeye başlarsınız. Bu bencillik değildir. Gerçek anlamda kendinizi tercih ettiğinizde aksine diğer insanlara karşı daha saygılı olursunuz. Bu konuda bana katılmıyorsanız henüz gerçek anlamda kendinizi tercih etmemişsiniz demektir.!!!

Transformal nefes kendiniz olmak konusunda size yardımcı olacak en güçlü tekniklerden biridir. Kendiniz olmayı tercih ettiğinizde içinizdeki karanlık ve negatif enerji gücünü kaybedecektir.

LaoTzu’nun bu konuyla bağlantılı güzel bir sözünü paylaşmak istiyorum.

Yazının devamı...

Kısa Yol Arama

19 Kasım 2019

Bir kutlama neşe doludur, fakat uzun sürmez. Güneşin batışı muhteşemdir, fakat birden yok olur.

Başkalarının rahatsızlıklarına üzülürüz zira ileride benzer durumun bizim de başımıza geleceğini düşünmek telaşlandırır. Aynı şekilde birisinin başına güzel bir şey gelir, seviniriz. Aynı güzel şeylerin bizim de başımıza gelebileceğini düşünmek sevindiricidir.

Kıssadan hisse, yarın başımıza neler geleceğini bilemeyiz.

Bu yüzden de sadece mevcut duruma kızmak ya da sevinmek akıllıca olmaz. Mevcut duruma göre aksiyon alan kişi büyük resmi göremiyor demektir. Başına bir şey geldiğinde her şeyin değişebileceğini hatırlayabilen kişi ise büyük resmi görebilen, zeki kişidir.

Diyelim ki yazdıklarıma bakarak ‘’Aman boş ver’’ dediniz. Fakat ileride kalıcı olmayan durumlar mutlaka başınıza iş açacaktır. Bu son derece kaçınılmazdır. Her şey olup bittikten sonra ‘’ya evet hiçbir şey kalıcı değil’’, demek hiç de akılcı değildir. Çoğumuz bu gerçeği dikkate almadan hayatımızı sürdürüyoruz. Örneğin Şan şöhret konusu; Michael Jackson, Marilyn Monroe ve onun gibiler şan şöhretin işe yaramadığını bizzat deneyimleyerek çok acı bir şekilde öğrendiler. Bir şeylere sahip olmayı istemek yanlış değildir, sadece her ne ise sürekli olarak ona sahip olacağımızı düşünmek yanlıştır. Her şeyin eninde sonunda sonlanacağını bilerek yaşamak, akıllıcadır.

Sürekli bir şeyleri elinde tutmak, kirli bir zihne ve tabii ki katı bir kalbe sebep olur. Katı kalbe sahip olmak da geçicidir diyebilirsiniz. Sadece iş işten geçtikten sonra geri dönmek daha acılı olacaktır.

Şu an neler oluyorsa, olanlara göre kendimizi konumlandırmamak akıllıca olandır. Sonrasında olacaklarla ilgili şoke olmamak için bu gerçeği şimdiden hazmetmek çok önemlidir. Bu durumu ben zaten biliyorum diyorsanız o zaman ‘Çok pahalı bir elbise almak ile bütçenize uygun elbise almak arasında bir fark olmadığını düşünüyor olmalısınız’’ Hayır mı?

Dış görünüşünüze bir sürü para harcayacaksınız. Aradan bir saat iki saat sonra içeride olanlar dışarıda kendisini göstermeye başlayacak. O zaman ne olacak?

Yazının devamı...

Daha Az Yanılmak İçin!

11 Kasım 2019

Bugünkü yazımda zihnin önemli bir özelliğinden (*) bahsetmek istiyorum. Bu yazının içeriğini, günlük meditasyonlarınızda odaklanma konusu olarak ya da iyi niyetim hep kötüye kullanılıyor şeklinde şikayetleriniz varsa, iyi niyetinize ayar çekmek için kullanabilirsiniz. Hadi Başlıyoruz!

Zihin (akıl), dolu tarafı görme eğilimindedir. Zihin üçte biri boş olan bir bardak gördüğünde, bu bardağı içerisinde portakal suyu olmayan bir bardak, elleri boş olan bir kadın gördüğünde, elinde çiçek olmayan kadın, sarı bir çiçek gördüğünde, mavi renkte olmayan bir çiçek şeklinde tanımlamaz. Zihin, sarı çiçeği tanımladığında, çiçeğin rengini otomatik olarak diğer renklerden asimile eder, hatta çiçeği meydana getiren yaprak, polen, kök, sap vb. gibi birçok yapıyı otomatik olarak yok sayar.

Zihin, çiçek örneğindeki aynı asimilasyonu, insanlar için de yapar. İnsanları var olan doğasından asimile ederek sadece gördüklerine göre tanımlar. Bu tanıma körü körüne inandığınızda ise başınıza iş açılır. Aslında zihnin, bu yapıyı önleyecek başka bir özelliği daha vardır. Bu özellik, diğerinin tam zıddı olan, nesnenin ne olmadığını belirleme özelliğidir. Bu iki özellik, var olanla, var olmayanı belirleme özelliği birlikte kullanılmadığında sürekli yanılırız.

Maslakta bir iş yerinden çıkan takım elbiseli hoş bir adam gördünüz, diyelim. Tipi hoşunuza gittiği için ona bakmaya başladınız. Bunu fark eden adam size gülümser. Adam, çok hoşunuza gittiyse, içinizden ‘‘Hım, hoş bir adam, çok hoş bir gülümsemesi var, işi de iyi olmalı.’’ dersiniz. Ve mideniz de kelebekler uçuşmaya başlar. Bu varsayıma dayalı düşünce, benzer düşüncelerle daha da güçlendiğinde, zihin, o adamın ne olmadığını belirleyen özelliğini kullanamaz. Bu yazdıklarımı okuduğunuz süreden daha kısa bir sürede o adama âşık olursunuz. Maalesef ki bu hoş görünümlü, yakışıklı adamın evli, şiddete meyilli ya da dürüstlük, cömertlik gibi çok önemli olan kişisel değerlere sahip olmama ihtimali vardır.

Geçmişte hayatınızda ‘’Çok yanlış tanımışım’’ kategorisine girmiş insanlar varsa, onlarla birlikteyken, zihnin sadece var olanı belirleme özelliği kullanmışsınız demektir. Bu durum çok sevdiğiniz halde yollarını ayıramadığınız, iyi niyetinizi kötüye kullanan insanlar için de geçerlidir. Yazdıklarımı test etmek isterseniz, bu gruba giren dostlarınız varsa, herhangi birini seçin ve onu sevmenize neden olan özellikleriyle, gerçekte var olmayan özelliklerini kendinize hatırlatın. Sonra var olan ve var olmayan özelliklerine aynı anda odaklanarak belli bir süre meditasyon yapın. Kendi deneyimlerimden söyleyebilirim ki, bu çalışma sonrasında, onu hala sevmeye devam etseniz dahi, ilişkinizi belli bir seviyede tutma kararını kolayca alabileceksiniz.

Zihin, bu iki özelliğinin birlikte kullanmaması durumunda, başınıza iş açılması konusu herhangi bir şey satın alırken de gerçekleşebilir. Örneğin uzun zamandır almak istediğiniz, çok şık ipek bir elbise gördünüz. Fiyatı bütçenize uygunsa, elbiseyi hemen satın alırsınız. Elbisenin güzelliği, ipek kumaşın kullanım zorluğunu hatırlamanızı engeller. Birkaç ay sonra özel bir günde elbiseyi giyersiniz. Evden çıkmadan önce bir bardak su içerken elbisenin üzerine su damlar. Su damlaları, ipek kumaşın üzerinde leke bırakırlar. Elbiseyi çıkartmak zorunda kalırsınız. Ertesi gün elbiseyi temizlemeciye gönderirsiniz. Elbise, dolabın içinde başka bir özel günün gelmesini bekler.

Şimdi, geçmişte yukarıdaki örneklere benzer durumları deneyimlediyseniz başınıza neler geldiğini hatırlamanızı rica ediyorum. Ne fark ettiniz?

Zihnin iki özelliğini birlikte kullanmış olsaydınız deneyimlerinizin daha olumlu sonuçlanacağını fark ettiğinize eminim.

Yazının devamı...

Hayatı Güzelleştirmenin Yolu!

4 Kasım 2019

Zihin, sevebilmek için kendisine faydalı olması şartını arar. Bu mekanizma, dünyanın neresinde olursa olsun, her insan için aynıdır. Bu yüzden de çocukluğumuzda ihtiyaçlarımızı karşılayan anne ve babamıza sıkı sıkıya bağlanırız. Büyüdüğümüzde ihtiyaçlar çeşitlendiğinden bağlandığımız kaynaklar da çeşitlenir, bağlandığımız nesne ve insanların sayısı daha da artar. Zihnin, bu özelliğini hayatımızı daha da güzelleştirmek için kullanabiliriz.

Hayatımız en çok ne zaman güzelleşir?

Etrafımızda sevdiklerimiz olduğunda. Bundan şöyle bir sonuç çıkar; ayrım yapmadan sevebilmeyi başarırsak hayatımız kendiliğinden güzelleşecektir.

Bunun için, önce hayatımızdaki insanların ayrıldıkları grupları belirlemekle başlayalım. Hayatımızdaki insanlar, genel olarak üç gruba ayrılırlar. İlk grup, sevdiğimiz insanların bulunduğu gruptur, ikinci grup hiç tanımadığımız insanlardan oluşur. Genellikle bu gruba karşı bir şey hissetmeyiz. Birbirimizi anlamakta zorlandıklarımız üçüncü gruba girerler. Bu gruptakiler hayatımızdaki zor insanlardır. Zor insanlar genellikle bizden hoşlanmazlar, biz de onlardan.

Bu grupları oluşturan insanlar hep aynı kalmazlar, zaman zaman gruplar arası değişimler olur. Sevdiğimiz insanlar, zor insanların olduğu gruba, aynı şekilde zor insanlar da sevdiğimiz insanlar grubuna girerler. Tanımadığımız insanlar ise her an zor insanlar ya da sevdiğimiz insanlar grubuna girme potansiyeline sahiptirler. Bu gruplaşmalarla ilgili enteresan bir durum daha vardır. Mesela sevdiğimiz insanlar grubundaki bir kişinin, zor insanlar grubunda yer alabiliriz. Zihnin, bu üç grubu ayrım yapmadan sevebileceği seviyeye gelebilmesi için yapılabilecekler ise şöyledir;

Önce zihnin ayrım yapmadan sevme seviyesine gelmesini gerçekten istemesi gerekir. Bu isteğin, belli bir süre boyunca bu konuya her gün on dakika ayırmanızı sağlayacak gücü olmalıdır. Güç konusu, okey diyorsanız, her gün on dakika boyunca zihninize bu üç grup insanlardan nasıl faydalandığınızı göstermek için aşağıdaki bilgileri kullanabilirsiniz.

Tanımadığınız insanlar; Aslında tüm ihtiyaçlarınız bu gruptaki insanlar tarafından karşılanmaktadır. Dünyada 7,53 milyar insan olduğunu düşünürsek, bu 7,53 milyar insan sayesinde birçok şey kapınıza kadar gelir. Örneğin 1-1,5 TL’ye satın aldığınız basit bir tükenmez kalemini tek başınıza üretemezsiniz. Hiç tanımadığınız yatırımcılar dünyada yaşayan insan nüfusundan ilham alarak tükenmez kalem üretimi için yatırım yapmışlardır. Seyahat etmeyi seviyorsanız, sizin gibi seyahat etmeyi seven birçok insan sayesinde bütçenize uygun seyahatler yapabilmektesiniz. Zengin ve ünlü insanlar, güvenlikleri için tonlarca para harcarken, siz tanımadığınız insanlar sayesinde hiçbir ücret ödemeden korunursunuz. Örneğin gece geç vakit sokaklarda rahatlıkla dolaşabilmenizi sağlayan tanımadığınız insanlardır. Zihninize bu tarz örnekleri gösterdiğinizde sokağa çıktığınızda tanımadığınız insanlara karşı daha güzel hisler hissedecektir. Peki, Zihninize bunu nasıl gösterebilirsiniz?

- Sakin bir yer bularak zihninizi birkaç nefes alışverişle sakinleştirdikten sonra on dakika kadar yukarıdaki örneklerin gerçekliğine bakarak içselleştirebilirsiniz.

Yazının devamı...

Ya %100’ünü Bilmiyorsak

28 Ekim 2019

Neyi, ne kadar biliyorsak, ona uygun yaşarız. Bu yüzden de yanılgılarımız hiç bitmez. Bu durum, hiçbir şeyin tek başına var olamayacağı gerçeğini göz ardı etmekten kaynaklanır.

Örneğin basit bir masayı ele alalım. Aynı boyda dört uzun çubuk ve düz bir panelin çivilerle bir araya getirilmesi sonucu masa meydana gelir. Masayı oluşturan parçaları tek tek analiz ettiğinizde masa isminde bir parçaya rastlayamazsınız. Masa, beş parçadan oluşan grubun ismidir. Masa, beş parça olmadan var olamaz, masa ismi olmadan, beş parçanın birlikteliği olmaz. Bu yapı var olan her şey için geçerlidir. Bu yapıyı yok sayarsak yaşantımızdan negatif enerjiler eksik olmaz. Birkaç örnekle bu durumu size ispat etmek istiyorum.

Diyelim ki çok iyi menemen yapıyorsunuz. Arkadaşlarınıza menemen yaptınız ve hepsi de menemeni çok sevdi. Menemenin bu kadar lezzetli olmasında, sadece sizin el marifetiniz değil, yumurtlayan tavuk, tavuk ve tavuk yemi üreticisi ve bu firmalarda çalışan insanların da payı vardır. Menemeni oluşturan parçalardan birinin eksik olması, iskambil kağıdından yapılmış kule misali, menemenin başarısını sıfıra indirecektir.

İşte bu yüzden de zaman zaman hiçbir sebep yokken bir anda çok popüler olur ya da bir anda dibe vururuz. Dibe vurduğumuz zamanlarda başarısızlığı tamamen kendimize mal eder, kederlenir, çok popüler olduğumuzda ise popülariteye sebep olan diğer kaynakları göz ardı eder, zaman içinde çekilmez bir insan haline geliriz. Halbuki her şeyin var olmasında mutlaka birilerin parmağı olduğunu yüzde yüz bilerek yaşadığımızda bu iki aşırı uçtan otomatik olarak korunmuş olursunuz.

Bu konuda başka bir örneği daha paylaşmak istiyorum. Hepimizin çantasında mutlaka bir tükenmez kalem vardır. En basit bir tükenmez kalemin fiyatı 1 ila 1,5 TL arasında değişir. Tükenmez kalemin bu kadar ucuz olmasının sebebi dünya nüfusunu oluşturan 7,53 milyar (2017 yılı sayım sonucu) insanlardır. Arzın fazla oluşu, bir girişimciyi tükenmez kalem üretmeye itmiştir. 7,53 milyar insan olmasaydı tükenmez kalem yerine eskilerin yaptığı gibi kuş tüyü ve hokka ile bir şeyler yazmaya çalışacaktık. Sadece tükenmez kalem değil sahip olduğumuz birçok şey de tanımadığımız insanların parmağı vardır.

Bu dünya da tanımasak da hayatımızı kolaylaştıran bir sürü insan yaşar. Onlar olmasaydı, yiyeceğimizi kendimiz üretecek, elbiselerimizi kendimiz dikecektik. Keyfe, eğlenceye hatta eğitime ayıracak zamanımız olmayacaktı.

Önümüzdeki hafta boyunca yüzde yüz gerçeklere göre yaşamayı denemek isterseniz yukarıdaki örneklere benzer başka örnekler bulun, tanımadığınız insanların hayatınızı ne kadar kolaylaştırdığını fark edin, sahip olduğunuz başarıların arkasındaki başarı ortaklarınızı keşfedin!!

Her Daim sevgi ve Işıkla

Yazının devamı...

Bugünüm Huzurla Geçsin

22 Ekim 2019

Bir saniye içinde neler yaptığınız, bir dakikanızın nasıl geçeceğini, bir dakika içinde neler yaptığınız, 60 dakikanızın nasıl geçeceğini, 60 dakika içinde yaptıklarınız, 24 saatinizin nasıl geçeceğini, 24 saat içinde yaptıklarınız, bir ayınızın, bir ay içinde yaptıklarınız ise bir yılın nasıl geçeceğini belirler. Bu nasıl mı olur?

Öfkeyle geçen bir saniye öfkeyle geçen bir dakikaya, öfkeyle geçen bir dakika, keyifsiz geçen bir saate, keyifsiz geçen bir saat ise katlamalı olarak bir günün keyifsiz geçmesine sebep olur. Katlamalı etki nasıl mı olur?

Örneğin; ‘’Bugünüm huzurla geçsin’’ niyetiyle evden dışarıya çıktığınızda, park yerinde, aracınızı sıkıştıran araç sahibine ya da otobüse bindiğinizde boşluk olduğu halde ilerlemeyen adam/kadına hiddetlendiğinizde o günkü huzurunuzdan vazgeçmiş olursunuz. Hayat kalitenizi bozan insanlara sinirlenmekte haklı olsanız da, öfke hisleriyle dolu bir şekilde iş yerinize ulaştığınızda, kapıdaki güvenlik görevlisi, sinirli halinize maruz kalır ve bu şekilde güvenlik görevlisinin, sizi kaba ve kötü bir insan olarak tanımlamasına neden oluyorsunuz. Sabah evden işe gelirken bunun gibi huzurunuzu kaçıran daha birçok olay olur. Hepsi bir araya geldiğinde sabah iş yerinde masanıza oturduğunuz an, o günün nasıl geçeceğini tahmin etmek hiç de zor olmaz.

Yukarıdaki örnekte olduğu gibi hayatımızdaki birçok şey, birbirine pamuk ipliğiyle bağlıdır. En ufak bir hareket önce bir saniyemizi etkiler, sonra bir dakikamızı, sonra bir saatimizi, sonrasında günümüzü, aylarımızı ve yıllarımızı…

Eğitim hayatımız boyunca arzu ve isteklerimizi gerçekleştirmek, iyi bir iş sahibi olmak, diğerlerine göre daha önde olabilmek için neler yapmamız gerektiği öğretildi. Fakat zihni eğitmekten bahseden olmadı. Zihnin muhakeme etme özelliği gibi birçok pozitif özelliği var. Bu özellikleri pasif hale getiren öfke, kıskançlık, bağımlılık vb. gibi negatif enerjilerin hayatımızda üzerindeki etkisi anlamak çok önemli. Bence sürekli hayatımızın içinde olan zihnin, sadece psikiyatristler tarafından bilinmesi doğru değil.

Bu konuda bir şeyler yapmak istiyorum diyorsanız. Meditasyon konusundaki bildiklerinizi gözden geçirerek başlayabilirsiniz. Örneğin, meditasyon uygulamasının, sadece nefese odaklanarak yapılan bir uygulama olduğunu düşünüyorsanız, bu bakış açısını değiştirmeniz çok iyi olur.

Meditasyon pozitif konsantrasyon geliştirmenize yardımcı olur. Zihni anladıkça, mutlu olmak için nelere konsantre olabileceğinizi keşfedersiniz. Birkaç haftadır yazılarımda zihni anlamanın ne anlama geleceğinden bahsettiğim için bu konuya girmeyeceğim. Arzu eden bu yazılara göz atabilir. Meditasyon uygulamasıyla, zihni anlamayı birleştirdiğinizde iç görü kazanırsınız. Kendiniz ve dünyayla ilgili bakış açınız zaman içinde daha pozitif hale gelir.

Şimdi hem yazdıklarımı hem de pozitif konsantrasyon konusunda ne durumda olduğunuzu test etmek isterseniz, küçük bir uygulama önerim var.

Yazının devamı...