Başkalarıyla Olan İlişkiniz

9 Şubat 2019

Başkalarıyla nasıl bir ilişki içinde olduğumuz çok önemli bir konudur. Vaktiniz varsa hayatınızdan birkaç örnekle bu durumu analiz edelim.

Şimdi geçtiğimiz ay içinde mutsuz olduğunuz bir anı hatırlayın. Bu mutsuzluk anının hayatınızda var olan bir kişiyle ilgili olup olmadığına bakın.

Şimdi de mutlu hissettiğiniz bir ana gidin. Hissettiğiniz mutluluğun bir insan ya da yaşayan başka bir varlıkla ilgili olup olmadığını bakın.

Sonuç nasıl çıktı bilmiyorum ama yaşadığımız güçlük ve mutlulukların çoğu çevremizdeki insanlar ya da yaşayan diğer canlılarla ilgilidir. İşte bu yüzden de diğerleriyle olan ilişkimizi düzene sokmak çok önemli. Bu sürecin kapsamına sadece aranızın çok iyi olduğu değil, aranızın kötü olduğu insanları da dahil etmelisiniz. İlişkilerinizi düzenlerken kötü olanları kapsam dışı bıraktığınızda, bir daha tekrar hayatınıza girme olasılıklarına karşı duyduğunuz endişe, korkuyu getirecektir. Korku da, yaşamınızdaki kötü insanların sayısının artmasına sebep olacaktır. Zamanla yalnızlığı tercih edeceksiniz. Yalnızlık, daha çaresiz ve sevgisiz yapacaktır.

İlişkileri düzenleme süreci, sadece insanlarla kısıtlı olmamalı, dış dünya, doğa ve diğer canlılar da dahil edilmelidir. Soluduğumuz hava, beslenme, yaşamak için dahi başkalarına ihtiyacımız var. Biyolog Jonas Salk’ın aşağıdaki sözü bu durumu çok iyi anlatmaktadır.

"Tüm böcek türleri dünyadan yok olduğunda elli yıl için dünyadaki yaşam sona erer. Tüm insan türü dünyadan yok olduğunda dünyadaki yaşam daha canlanacak ve çiçek açacaktır.

If all the insects were to disappear from the earth, within 50 years all life on earth would end. If all human beings disappeared from the earth, within 50 years all forms of life would flourish.”

Özetle bu dünyada herkes, her şey birbiriyle bağlantılıdır. Diğerleriyle olan ilişkilerimizde, saygılı, affedici, şükran dolu, sadık, nazik dürüst, cömert, olduğumuzda mutluluk hiçbir zaman yakamızı bırakmayacaktır. Yazdıklarım aklınıza yattı ise önümüzdeki hafta boyunca “

Yazının devamı...

Güzel Bir Şeyler Olsun mu?

3 Şubat 2019

Dünyadaki açlığa, savaşa, fakirliğe son vermek vb. gibi güzel şeylerin olmasını istiyorsanız önce zihnin doğasını anlamak gerekiyor. Zihnini, duygularını tanımayan bir sürü insan var. Hastalıklar dahi hastalıklı zihnin ürünü. Hasta zihin, hasta bir beden olarak kendini gösteriyor.

“Seni seviyorum”diyoruz. Bu sevgi, bağımlılıktan öteye gidemiyor. Çünkü seni seviyorum dediğimiz kişiyi diğerleriyle paylaşmak istemeyen bir zihin yapımız var. Sevgiyi öğrenmek adına takip ettiğimiz manevi uygulamalarda dahi kendi rahatımızı düşünüyoruz. Örneğin toplu yapılan meditasyon çalışmalarına katıldığımızda bizim gibi sevgiyi öğrenmek için meditasyon yapmaya gelmiş bir insanın tavrı rahatsız ediyor. Konsantrasyonumuz bozuluyor, odaklanamıyoruz. Ego/Zihin bir şeye takıldığında dikkatin dağılmasının normal olduğunu düşünmek yerine meditasyonun işe yaramadığını düşünüyoruz. Bu yüzden de zihnin/egonun nasıl çalıştığını bilmek önemli.

Kendi hayatımdan bir örnek verecek olursam; Kendimi tanıma yolculuğuna başlama sebebim daha çok sevilmek ve hayatımdaki insanlara karşı daha şefkatli olabilmekti. Çünkü ne yaparsam yapayım sevildiğimi hissedemiyordum, kavga ve tartışmalar peşimi bırakmıyordu. Aslında rekabete “evet”dememin sebebi, daha çok sevilmek ve daha çok şefkatli olmaktı. Fakat rekabet işin içine girdiğinde, daha çok sevilmek ortadan kalkıyor yerini “hırs” alıyordu. İşte bu noktada zihne çalışmak gerekiyordu.

Zihin/Ego “sen busun, senin tarzın bu”diyerek yüzde yüz geçerli olmayan şeyleri güçlendirir. Arzu etmediğiniz deneyimlere sürükler. En sonunda “bu işi beceremiyorum galiba”dedirtir. Aydınlığa götürecek olan yolu kendi ellerinizle kapatmış olursunuz. Bu yüzden de zihne düşen her fikri doğru olarak kabul etmemek gerekir. Ortaya çıkan her fikir zihnin yansımasıdır. “Bu Çirkin, iyi; Çirkin, kötü biri,” dediğiniz nesnenin egonun belirlediği kavramla direk bağlantısı olduğunu hatırlatın kendinize. Bu dünyada hiç kimse kesinlikle güzel ya da çirkin olamaz.Ya da aynı nesne, başka bir ülkenin en iyisi, başka bir ülkenin en kötüsü olabilir. Dün görmek dahi istemediğiniz bir kişi, bugün size çok güzel görünebilir.

Yaşamınızda neler olduğunun, nasıl düşündüğünüzün, ne tür hatalar yaptığınızın, yanılgılarınızın deneyimlerinizle olan ilişkisini kontrol edin, araştırın. Bu tarz analizleri yapmaya başladıkça, diğerleriyle aynı yanılgılara sahip olduğunuzu anlayacak. Ve nihayetinde diğerlerinin size nasıl davrandığından bağımsız, sezgisel olarak daha fazla sevgi ve şefkat hissedeceksiniz. İşte o zaman güzel bir şeyler kendiliğinden olmaya başlayacak.

Sonuç olarak gerçekten güzel bir şeylerin olmasını istiyorsak zihnin doğasına anlamaktan başka çaremiz yok! Bunun için de meditasyon yapılacaklar listenizin ilk sırasında yer almalı.

Her Daim Sevgi Ve Işıkla

Sibel KAVUNOĞLU

Mutluluğu Şansa Bırakma

Dünyadaki açlığa, savaşa, fakirliğe son vermek vb. gibi güzel şeylerin olmasını istiyorsanız önce zihnin doğasını anlamak gerekiyor. Zihnini, duygularını tanımayan bir sürü insan var. Hastalıklar dahi hastalıklı zihnin ürünü. Hasta zihin, hasta bir beden olarak kendini gösteriyor.

Seni seviyorum”diyoruz. Bu sevgi, bağımlılıktan öteye gidemiyor. Çünkü seni seviyorum dediğimiz kişiyi diğerleriyle paylaşmak istemeyen bir zihin yapımız var. Sevgiyi öğrenmek adına takip ettiğimiz manevi uygulamalarda dahi kendi rahatımızı düşünüyoruz. Örneğin toplu yapılan meditasyon çalışmalarına katıldığımızda bizim gibi sevgiyi öğrenmek için meditasyon yapmaya gelmiş bir insanın tavrı rahatsız ediyor. Konsantrasyonumuz bozuluyor, odaklanamıyoruz. Ego/Zihin bir şeye takıldığında dikkatin dağılmasının normal olduğunu düşünmek yerine meditasyonun işe yaramadığını düşünüyoruz. Bu yüzden de zihnin/egonun nasıl çalıştığını bilmek önemli.

Kendi hayatımdan bir örnek verecek olursam; Kendimi tanıma yolculuğuna başlama sebebim daha çok sevilmek ve hayatımdaki insanlara karşı daha şefkatli olabilmekti. Çünkü ne yaparsam yapayım sevildiğimi hissedemiyordum, kavga ve tartışmalar peşimi bırakmıyordu. Aslında rekabete “evet”dememin sebebi, daha çok sevilmek ve daha çok şefkatli olmaktı. Fakat rekabet işin içine girdiğinde, daha çok sevilmek ortadan kalkıyor yerini “hırs” alıyordu. İşte bu noktada zihne çalışmak gerekiyordu.

Zihin/Ego “sen busun, senin tarzın bu”diyerek yüzde yüz geçerli olmayan şeyleri güçlendirir. Arzu etmediğiniz deneyimlere sürükler. En sonunda “bu işi beceremiyorum galiba”dedirtir. Aydınlığa götürecek olan yolu kendi ellerinizle kapatmış olursunuz. Bu yüzden de zihne düşen her fikri doğru olarak kabul etmemek gerekir. Ortaya çıkan her fikir zihnin yansımasıdır. “Bu Çirkin, iyi; Çirkin, kötü biri,” dediğiniz nesnenin egonun belirlediği kavramla direk bağlantısı olduğunu hatırlatın kendinize. Bu dünyada hiç kimse kesinlikle güzel ya da çirkin olamaz.Ya da aynı nesne, başka bir ülkenin en iyisi, başka bir ülkenin en kötüsü olabilir. Dün görmek dahi istemediğiniz bir kişi, bugün size çok güzel görünebilir.

Yaşamınızda neler olduğunun, nasıl düşündüğünüzün, ne tür hatalar yaptığınızın, yanılgılarınızın deneyimlerinizle olan ilişkisini kontrol edin, araştırın. Bu tarz analizleri yapmaya başladıkça, diğerleriyle aynı yanılgılara sahip olduğunuzu anlayacak. Ve nihayetinde diğerlerinin size nasıl davrandığından bağımsız, sezgisel olarak daha fazla sevgi ve şefkat hissedeceksiniz. İşte o zaman güzel bir şeyler kendiliğinden olmaya başlayacak.

Sonuç olarak gerçekten güzel bir şeylerin olmasını istiyorsak zihnin doğasına anlamaktan başka çaremiz yok! Bunun için de meditasyon yapılacaklar listenizin ilk sırasında yer almalı.

Her Daim Sevgi Ve Işıkla

Yazının devamı...

Ben Kimim? Ben Neyim?

27 Ocak 2019

Bir önceki yazımda sizleri aşağıdaki soruyla baş başa bırakmıştım.

“Ben kimim?” ya da “Ben neyim”

Renginiz siz değilsiniz, Formunuz, burnunuz, gözünüz, iç organlarınız, beyniniz siz değilsiniz. Kalbiniz siz değilsiniz? Peki, sürekli ağzımızdan düşürmediğimiz “Ben” nerede? Ego nerede?

Hayallerinizdeki ben, kendi düşüncelerinizle daha doğrusu yanlış düşüncelerinizle yaratıldı. Belki şu an hayali bir ben olduğunu fark ettiğinizde tuhaf hissedebilirsiniz. Kalbinize bu huzursuzluğu bırakmasını söyleyin ve derin bir nefes alın. İnanın kalbiniz huzursuzluğu bırakacak hatta bedeniniz dahi rahatlayacaktır. Fakat zihin için bu süreç biraz farklıdır.

Kendi kendine var olan bir “Ben” olmamasına rağmen zihin “Ben” in var olduğuna inanır. Hatta onu hisseder. Bilimsel olarak bir şeyin kendiliğinden var olması imkansızdır. Mesela mutsuz olduğunuzda mutsuzluk kendiliğinden ortaya çıkmaz. Gerçekte bir şeyler yanlış algılandığı için mutsuz olma ihtimali vardır. Öylesine analiz etmeden doğru olduğuna inanarak bir fikre tutunmak ve sonrasında o fikre uygun seçimler yapmak acıyı getirir.

Gerçek şu ki, hayal kırıklıkları ve acıyı getiren tek şey eylemlerimizdir. Hayal kırıklığı ve acı aşamasına gelindiğinde olumlu düşün temennileri işe yaramaz. Mutluluğa götürecek olan olumsuz olandan uzaklaşmak yerine olumsuzu analiz etmektir. Birçok felsefe düşünce sistemi bu fikri destekler. Allah, Tanrı, kaynak enerji her ne şekilde tanımlıyorsanız kötü eylemler yaratmaz. Kötü eylemler negatif zihinden gelir. Bu sebeple tüm yanlış düşünce ve deneyimlerinizin kaynağı bağımlılıklar ve cehalettir dersek yalan olmaz. Yanlışlığın, olmayan bir benin varlığına inanmak ve bu inanca uygun eylemlerin seçmekten kaynaklandığını fark ettiyseniz sizin için kurtuluş başlamış demektir.

Bu durumu fark etmek için nasıl var olduğunuzla ilgili meditasyonu tekrar yapmaya var mısınız?

Kendinize “

Yazının devamı...

Bu Dünya Tek Başına İyi Olmaz

20 Ocak 2019

Her insanın, iyi niteliklerinin yanı sıra kendi kendisini yıkabilecek olumsuz bir doğası vardır. Öfke, nefret, hırs ve korkuyu kolayca bırakabilmek için içimizdeki iyi ile kötüyü tanımak gerekir. Bunu yapmadığımız sürece öfke, nefret, hırs ve korkular hareketlerimiz üzerinden bizi yönlendirmeye devam ederler. Gerçek mutluluk ve neşe dolu bir hayatı getirecek olana yani içsel anlayışa sahip olmadıkça dünyanın daha iyi olmasını beklemek doğru olmaz. Kıssadan Hisse, Dünya tek başına daha iyi olmaz

Enflasyonu örnek alın. Mesela enflasyonun kaynağı bağımlılıklardır. İhtiyaç fazlası alım tüm dünyada popüler bir uygulama haline geldi. Her şeye sahip olmamıza rağmen hep daha fazlasını istiyoruz. İhtiyacımız olmadığı halde sürekli kıyafet, ev eşyası yenilemesi ya da pencerelere panjur takviyesi vb. gibi tadilatlar yapıyoruz. Doğal olarak bu alımların ekonomi üzerinde etkisi olur. Bu da bizi şöyle bir sonuca götürür.

Enflasyon bencil bir zihnin ürünüdür!

Bağımlılıklara yönelme sürecini analiz ettiğinizde, bencil zihnin hem birey hem de toplum için yarattığı problemler ile iç huzuru ve neşe dolu yaşamı tahrip etme şeklini hemen fark edersiniz. Tarihte gizli gizli gelişen dini savaşlara bir bakın. Hepsinin kaynağı bağımlılıklardır. Savaşın tohumları çocukluktan atılır. İki çocuk bir oyuncak için kavga eder. Yetişkinlikte aynı kavga, iş hayatında belli bir pozisyon için yapılır. Sonra iki büyük ülke kaynakları için kavga eder. Halbuki her ülkenin öyle ya da böyle kendine has kaynakları vardır. Her din kendi içinde muhteşem olmasına rağmen savaşın dini bir eylem olmadığı hep unutulur. Barışı, huzuru, sevgiyi, şefkati, denge ve uyumu unutturan bağımlılıklardır. Bağımlılıklar için, dünyanın en büyük sorunu diyebilir miyiz?

Elbette diyebiliriz. Çünkü bağımlılıklar ve cehalet (bilgi eksikliği) hayatımızda birçok yanılgıya sebep olur. “Bu iyidir; bu beni mutlu ediyor” şeklinde düşündüklerinizi analiz ettiğinizde kavram karmaşası içine düşersiniz. Mutluluk veren şeyler aynı zamanda acıya da sebep olur. Mesela yediğiniz yemeğin bedeni koruduğu bilinse de Cehaletle (bilgi eksikliği) beslendiğinizde bedeniniz zarar görür. Çoğumuz yemeğe bağımlıyız. Mideler sürekli rahatsız. Yediklerimizden çok bir şeyler yemeğe bağımlıyız.

Geçen akşam Şener Şen’in “Zengin Mutfağı” isimli tiyatrosundaydım. Bencil zihne sahip olan bir insanın sevdikleri ve diğerlerine yapabilecekleri komedi unsurları kullanarak anlatılmış. Ben de dahil olmak üzere orada bulunan birçok kimse bencil zihnin yaptıklarını seyrederken hep birlikte güldük. Aynı şekilde oradaki karakterlerdeki gibi zaman zaman bencil zihnin oyununa geldiğimizi fark ettik mi? Onu işte bilemem.

Hayatımızda neler olduğu tamamen zihinsel projeksiyon yani yansımadır. Bu yansımaların çoğu da kontamine olmuştur. Sabit fikirler şeklinde kendilerini gösterirler. Bu yüzden de kendimize ve diğerlerine zarar vermemek adına cehalet ve bağımlılıklar konusunda donanımlı olmak gerekir. Zihnin doğasını anlamadığımız sürece bencil zihin maalesef sürekli acı veren seçimlere yöneltmeye devam edecek.

Şimdi zihnin doğasını anlamaya varım diyorsanız sizi nasıl var olduğunuzla ilgili meditasyon yapmaya davet etmek istiyorum.

Yazının devamı...

Sorunların Kaynağı Nedir?

13 Ocak 2019

Zihnin doğası hakkında bir sürü şey söyleniyor. Zihnin doğası Hindistan ya da doğu ülkelerinin geleneği değildir. Her insan hangi ülke de doğmuş olursa olsun doğduğu andan itibaren zihne sahiptir.

Örneğin günlük yaşantınızda işleyen göreceli zihindir. İlişkilerimiz ters gittiğinde çoğunlukla aile, arkadaşlar ya da toplumu suçlarız. Bu bir yanılgıdır. Sorunların kaynağı tamamen farklıdır. Bu yanılgıya sebep olanların birisi cehalet/bilgi eksikliği diğeri ise bağımlılıklar dır. Bu ikisini zihnin yöneticileri olarak düşünürsek Cehalet için Genel Müdür, Bağımlılıklar için ise Direktör diyebiliriz. Maalesef bu ikisi fiziksel ve zihinsel olarak yaşadığınız sorunların kaynağı. Kendi deneyimlerinize bakarak bunu doğrulayabilirsiniz.

Genel müdür ile Direktörün neler yaptığından haberimiz olmadığında çözümü “Mutlu değilim, onu bir daha görmeyeceğim; Mutlu değilim, daha büyük bir eve ihtiyacım var; Mutlu değilim, daha iyi bir arabaya ihtiyacım var.” söylevlerin de arayarak ya da çözümün para olduğunu düşünerek gerçek problemden uzaklaşırız.

Aslında çoğumuz, gerçek mutluluğun maddi rahatlığın ötesinde bir şey olduğunun farkında ve nefes, yoga ya da başka bir manevi yolculuğu takip ediyor. Eminim bu uygulamaların yetersiz kaldığını düşündüğünüz anlar da oldu. Bunun sebebi tutumunuz. Hangi manevi uygulamayı uyguluyorsanız uygulayın, doğru tutum çok önemli. Doğru zihinsel tutum ve doğru görüşe sahipseniz, doğru zihinsel tutumun sizi yanlış yolda yanlış hedefe nasıl yönlendirdiğinin farkında olarak ilerlersiniz. (Bir önceki yazıma göz atın)

Sosyal teoride, ekonomide, enflasyonda vb. gibi birçok konuda çok bilgiliyiz. Fakat ne yazık ki entelektüel bilgiler insan sorunlarını çözme konusunda çok başarılı olamıyor. Zihinde neler olup bittiğini bilinçli olarak farkına vardığımızda bilinçaltının derinliklerinde sürekli değişen bir döngüler fark edilebilir hale gelir. Bazılarımız bu döngülerin de farkında olmasına rağmen bu döngülerin ötesine gidemiyor. Çünkü dış dünyanın mutluluk getirmediğini entelektüel olarak bilmemize rağmen en derinlerde aksini düşünüyoruz. En derinlerde neler olduğu bilirsek daha kolay değişip dönüşebiliriz.

En derinlerde neler olduğunu keşfetmek konusunda meditasyon uygulamaları çok başarılı. Geçenlerde bir buçuk ay süresince meditasyon inzivasındaydım. Oradayken en derinlerdeki düşmanca fikirlerimle yüzleştim ve bu fikirler başkalarında en çok krite ettiklerimdi. Uzun zamandır kendime çalıştığım halde zaman zaman tepkisel olmamın sebebi de buydu. Normal yaşantımı sürdürürken ne yaparsam yapayın egom beni bir şekilde bu bilgiden uzaklaştırmıştı.

Sorunun ne olduğunu bilseniz dahi en derinlerdeki kaynakla yüzleşmedikçe onunla ilgili bir şeyler yapmak kolay olmaz. Kendi en derinlerinizde neler olduğunu gördüğünüzde diğerlerinin de neyi neden yaptığını anlamak, hoşgörü ve anlayış göstermek daha kolaylaşır. Aksi takdirde şirketinizin Genel Müdürü olan Cehalet ile Direktörü olan Bağımlılıklar sizi yoldan çıkartmaya devam edecekler.

İnşallah günün birinde her birimiz tüm acılarımızın sebebini bulur, mutlu olmak için kendimize bir sürü sebep yaratırız.

Yazının devamı...

Zihnin Doğasını Anlamak

3 Ocak 2019

İnsan evriminin başlangıcından bugüne kadar, insanlar birçok şekilde keyif ve mutluluk veren bir şeyler aradılar. Büyük bir çoğunluğu başarılı olamadı. Kendi deneyimlerinizden bu durumu fark ettiğinize eminim. En azından mutluluğun zenginliğe bağlı olmadığını biliyorsunuz. Artık farkındalık kazanmak için Himalayalara gitmek gerekmiyor. Birçok şeye kolaylıkla ulaşabildiğimiz için birçok şeyin farkındayız. Herkes, bir şekilde mutlu ve neşeli bir yaşam elde etmenin daha iyi yollarını araştırıyor. İşte Meditasyon da bu yollardan biri.

Birçok insan meditasyon yapmayı deniyor. Bazıları,”evet, çok iyi”,bazıları da “bana göre değil”diyor. Ben meditasyonla 15 yıl önce tanıştım. 9 yıldır da Tibet Budizm’inin meditasyon metotlarını uyguluyorum ve hepsi de bana çok iyi geliyor. Dürüst olmak gerekirse ilk beş yıl meditasyon tekniğini ara ara uyguladım. “Bundan bir şey çıkar mı ki?”şeklinde sorgulamalar yapıyordum. Çünkü yeni başlangıçlar çok hoşuma gitse de onları hayatıma almam zaman alır. Sanırım biraz dik kafalıyım. İyice ikna olmam gerekiyor. Bu yüzden de zihnimin en derinlerinde var olan şeylerin su yüzüne çıkması zaman alıyor. Önce suyuma gidiyorlar. Sonra sızma hareketi başlatıyorlar. Meditasyonda tıpkı böyle oldu. İşimden ayrıldıktan sonra seyahat etmek yaptığım en keyifli aktiviteler haline gelmişti. Bu sefer nereye gitsem acaba diye düşünürken bilgisayarın ekranında değişik ve enteresan bir bina beliriverdi. “Bu bina nerededir acaba”diyerek resmin üzerini tıkladım. Katmandu’daki Kopan manastırı olduğunu öğrendim. Binanın havası, rengârengliği çok hoşuma gitmişti. Böylelikle ilk Tibet Budist meditasyon deneyimim Kopan’da gerçekleşti. Uygulamalarda derinleştikçe “bundan ne çıkar?” sorusu zamanla yok oldu, zihnimin doğasını anlama konusunda bir sürü yol kat ettim.

Meditasyon tekniğinden istenen sonucu alıp alamayacağınız, temel olarak zihinsel tutum yani motivasyonunuza bağlıdır. Başka bir deyişle meditasyon ya da diğer uygulamalı manevi felsefelerin size mutluluğu getirmesi için, doğru sebeple yapılması gerekir. Pek çok insan meditasyonun hiçbir şey yapmadan oturmak anlamına geldiğini düşünüyor. Çoğumuzun zihni yorgun, meditasyon hakkında birçok şey duyuyoruz, çok fazla felsefe yapılıyor, o kadar ki istediğiniz her şeyi huzur ve sükuneti nefese odaklı konsantrasyonun vereceği düşünülüyor. Ama bu yeterli değil. Meditasyon sadece bir araç. Motivasyonun ne olduğu çok önemli. Aslında sadece meditasyon değil her neyi uyguluyorsanız, motivasyon çok önemli. Aksi taktirde bazı insanların her gün ibadet ettiği halde negatif enerjilerden kurtulamaması durumuna düşebilirsiniz. Doğuya yaptığım seyahatlerde aynısını görüyorum. Birçok insan her gün tapınak ziyareti yapıyor. Aralarında zihinsel gelişim kaydetmeyenler olabiliyor.

Bu yüzden de amacınız sadece geçici mutluluğu tatmak ise meditasyon yapmak doğru seçim değil. Bu çok küçük bir hedef; Tek yapmaya çalıştığınız bu hayatı rahatlatmaksa, meditasyon gerçekten işe yaramaz. Sakin ve huzurlu bir ortam yarattığınızda, aklınızı birleştirebilir ve sakin ve huzurlu hale getirebilirsiniz, ancak bu özgürleştiniz anlamına gelmez. Kurtuluş, kontrolsüz, yukarı ve aşağı bencil zihnin tamamen özgürlüğüdür. İşte bunun için de kaplama alanı geniş bir motivasyon edinmek gerekir.

Budist terminolojide, Meditasyonun amacı, Nirvana ya da aydınlanarak neşeyi iç özgürlüğü ve sonsuz huzuru sağlamaktır. Uygulamalarını takip ettiğim Mahayana Budizm'in Bodhicitta denilen bir kavram var. Bu kavrama göre kendinizi geliştirme amacınızın gerisinde başkalarına fayda sağlama tutumu mutlaka yer alması gerekiyor. Böyle bir tutuma sahip zihinle meditasyon yaptığınızda, zihniniz otomatik olarak sizi istediğiniz hedefe aydınlanmaya gecikmeden götürecek olana kaydırabiliyor. Bilinçaltında var olan motivasyonunuz bencilceyse, entelektüel olarak başkalarının iyiliğini düşünseniz dahi, aydınlanmayı sadece hayal ediyorsunuz demektir. Yaşamınızda var olan her şeye verdiğiniz anlamın meydana getirdiği enerjiyle sürekli incinirsiniz. Kısaca top her zaman sizde… Zihniniz “Bu insanlar iyi değil”şeklindeki düşüncelerle doluysa, otomatik olarak başkalarının olumsuz izdüşümüne sahip oluyorsunuz. Bu durum da çevrenizdeki insanları sürekli suçlamaya itiyor. “Bana zarar verdi; o beni incitti”. Gerçek şu ki, ”Hiç kimse sizi incitmiyor”

Bodhicitta, özel aydınlanma tutumuna sahip olduğunuz sürece, günlük davranışlarınız ne olursa olsun, otomatik olarak fayda sağlamaya başlarsınız. Aynı hareketi yapsanız dahi tutumunuz farklı olduğu için fayda sağlarsınız. İnsanlarla irtibat halindeyken, başkalarına adanmış saf düşünceniz varsa, kendi aklınızın yansıması nedeniyle size otomatik olarak iyi titreşimler verirler. Benzer şekilde başlayanlar, meditasyon uygulamalarında başarılı oldular, hayal kırıklığı yaşamadılar. Tabii ki hayatınızın her gününü, tüm bedeninizi, konuşmalarınızı ve zihninizi başkalarına adayarak şekillendirmek kolay olmaz. Fakat başarabilirseniz, doğal olarak memnuniyet ve zevk yaşarsınız. “Bodhicitta”sadece bir fikir değildir, hasta zihni tedavi etmek için psikolojik bir yöntem olarak kabul edebilirsiniz.

Bu yazdıklarımın doğru olup olmadığını test etmek çok kolay. Sabah kalktığınızda, sıradan hayatınızın ne kadar zor olduğunu düşünmek yerine, güçlü bir motivasyon yaratın, “Bugün vücudumun enerjisini, yaptığım konuşmaları ve zihnimdeki düşünceleri tamamen başkalarına adayacağım”. Bu şekilde, günün sorunsuz geçme ihtimali arttırmış olursunuz

Her Daim Sevgi ve Işıkla

Yazının devamı...

Yeni Yılda Kalbinizi İzlememek İçin Sebep Yok!

25 Aralık 2018

Hepimiz zor zamanlardan geçiyoruz. Artık gerçekten de bir şeyler yapmanın zamanı geldi. Bunun için de geçmiş ve gelecek konusunda endişelenmeyi bırakın. Çünkü geçmiş, adı üstünde geçmiş, onunla ilgili bir şey yapılamaz. Gelecek için ise, henüz gerçekleşmediği için bir şey yapılamaz. Geriye tek bir an kalıyor o da şu an! Şu an değiştirme gücümüzün olduğu tek zaman dilimi. Yeni yıl heyecanı ile dostların motive edici mesajlarının gücünden faydalanarak geçmiş ve geleceği dert etmeden şu an güzel bir şeyler yapmaya başlayın ya da

“Ben yeni yılda şu an güzel şeyler yapmanın da ötesine gitmek, şu anı sürekli kılmak istiyorum” diyorsanız, o zaman iş tamamen değişir. Bu durumda 2019 yılı yapılacaklar listesine aşağıdaki konuyu ekleyebilirsiniz ne dersiniz?

Mutluluk stratejinizi sağlam temeller üzerine oturtabilmek için her şeyin değişim halinde olduğunu unutarak geçici keyif anlarının peşinden koşmak yerine sakınılması gereken sekiz konu üzerine odaklanın. Sakınılması gereken sekiz konu birbirine karşıt dört çiften oluşur ve de hayatımızın her anında varlıklarını sürdürürler.

Bunlardan ilki; keyif almak ve acı çekmek. Bu ikili her dakika bizi yönetir. İçgüdüsel olarak onlara çekiliriz. Bir şeyleri çok istediğimizde, bir şeylere ihtiyacımız olduğunda, bir şeylere karşı olduğumuzda sürekli bu çiftin oyununa geliriz. Rahatsızlık ve konforsuzluktan kurtulma çabası, özgürleştireceğine aksine daha çok kısıtlama getirir. Onlar sayesinde hayaller rafa kaldırılır, kişisel değerler unutulur.

Diğer ikili, sahip olduklarımızı kaybetmemeye, sürekli bir şeyler kazanmaya yönlendirir. Kazanç ve kayba olan bağımlılık bizi sonu gelmeyen bir yarışın içine sokar. Sürekli nelere sahip olacağımıza, ne istediğimize, neleri kaybedeceğimize odaklanırız ki bu da bizi rahatlatacak olandan uzaklaştırır. Sürekli alışveriş yapmak, neye sahip olduğumuz ya da olmadığımıza kafa yormak bir tür terapi haline gelir. İşin kötü yanı rekabetin bize iyi gelmediğini çok iyi bilmemize rağmen onunla ilgili bir şeyler yapmayız.

Bir diğer ikili ün sahibi olmak ve çaptan düşmek. Belki şu an “ünlü olmak isteyen kim?” şeklinde düşünebilirsiniz. Fakat iyi bir itibara sahip olmayı kim istemez? Ünlü Budist hoca Shantideva, itibar kazanmanın küçük bir çocuğun kumdan güzel dekoratif bir kule yapmasına benzetir. Büyük bir dalga gelir ve onu anında yok edebilir, der. Etrafımızda bu sözün doğruluğunu kanıtlayan bir gecede itibarini kaybeden politikacı ve sanatçılar gibi birçok örnek var.

Dörtlünün sonuncusu, övülmek ve suçlamaktır. Yargılanmak ya da suçlanmak yerine kompliman yapılsın isteriz. Bazen olumlu yönde yapılan yargılamalar itici gelebilir. Hatta övüldüğü zaman ruhunun yükseldiğini düşünenleriniz olabilir. Bu dünyada sessiz kalanlar yargılanır, çok konuşanlar yargılanır, herkes hayatının belli dönemlerinde bir şekilde yargılanmıştır. Dünyada yargılanmamış tek bir insana rastlayamazsınız.

Bu şekiz konu tüm dünyanın zor zamanlar geçirmesine sebep olur. Aslında çözüm çok basit o da zihinsel detoksa girmek yani zihinsel gelişim konusuna odaklanmak.

Yazının devamı...

İyi Bir Kalp Nasıl Yaratılır?

18 Aralık 2018

Kadim bilgiler iyi bir kalp yaratmak için kendimizden çok başkalarını düşünmek gerektiğini söylerler. Bu çok basit fakat uygulaması zor bir konudur. Zorluk, bu konuda yapılabileceklerin “yapmaktan sakındıklarımız”grubunda yer almasından kaynaklanır. Basit olması ise, sebep sonuç yasasına dayanır. Kendimizden çok başkalarını düşündüğümüzde, bu durum onların çok hoşuna gidecek ve doğal olarak bizi daha çok sevmeye başlayacaklar. Etrafımızda bizi seven, hatta gözeten kişiler olduğu sürece de daha huzurlu ve mutlu olacağız.

Tabii, başkalarını düşünme işinin, kalpten yapılması gerekiyor. Bunun için başlangıçta “mış” gibi yaparak başlanabilir. Belli bir süre “Mış” gibi yaptıktan sonra başkaları için bir şeyler yapmanın faydaları kendisini göstereceğinden o noktadan sonra başkaları için bir şey yapmak daha da kolaylaşacaktır. Başlangıç için bazı yapılabilecekler;

-İşinize gittiğinizde birlikte çalıştığınız insanlara daha nazik davranabilirsiniz. Hedef odaklı olanlarınız için bunu yapmak gereksiz gibi görünebilir fakat unutulmaması gereken böylesi güçlü bir niyetin zihninizi daha huzurlu yapacağıdır. Hatta kendinize daha saygı duymanızı sağlayabilir. Hedef odaklı olmak zaman içinde insanı yorar, iyi şeyler yapmak ise insana kendisini daha iyi hissettirir.

-İş yeri sahibiyseniz, bir kişiye iş verirken kibar olun. Gün içinde karşılaşılan sorunlar pozitif bir tutum içinde olmaktan kaynaklanmaz. Yanlış tutumlar içindeyken sorunlar olur. Keyif almak, rahatlık doğru dutum ve davranışlarda bulunduğumuzda oluşur. Diğerlerinin sorunu olduğunu ve sizin gibi onların da mutlu olmayı dilediklerini unutmayın.

-“Kendi mutluluğum için, kendi yemeğim, kendi rahatlığım için işe gidiyorum yerine “başkaları için çalışıyorum” deyin. Başkaları için iyi şeyler yapmak tıpkı sosyal sorumluluk projeleri gibi her insana iyi gelir.

-Öfkeli bir kişiyi gördüğünüzde şunu düşünün. Bu kişinin hiçbir özgürlüğü yok. Tamamen öfkenin esiri olmuş. Bir tür uyuşturucu etkisinde gibi. Öfke tarafından ele geçirilmiş. Böyle bir düşünce şefkat hissinin yükselmesine sebep olur. Bu da huzurlu bir zihne sahip olmayı sağlayan örneklerden birisidir.

İnsan oğlunun var oluşu bir bitkininkinden farklıdır. Her birimizin uzun bir geçmişi var. Bilincimiz çok uzun zamandır buralarda. Budizm insan bilincinin saf ve temiz olduğunu, deneyimlerin iyi ya da kötü olup olmadığı zihni onu nasıl algıladığı ile bağlantılı olduğunu söyler. Hayatın acımasız olduğunu düşündüğümüzde acımasız bir hayat yaratırız. Hayatımızı nasıl bozduysak, sorunlarımızı çözecek çözümleri de bulabiliriz. Bu yüzden diğerlerini suçlamak son derece yanlıştır.

Doğduğumuzda,

Yazının devamı...