Duygulara Ulaşmanın Yolu

1 Nisan 2019

Geçen hafta başladığım “Nefes Farkındalığı” egzersizinin ikincisine devam ediyorum. İkinci nefes farkındalığı egzersizi hisler, algılar, düşünce, hayaller gibi psikolojik olan her ne varsa onunla ilgilidir. Bu egzersiz, zihinden sürekli olarak akıp giden düşünceler, hayaller, duygular ve algıların fark edilmesine yardımcı olması için Buddha tarafından yaratılmıştır.

Duygular bize aittir. Bizden başka kim onlarla ilgilenebilir ki? Çoğu zaman bedenimiz, duygularımız ve zihinsel oluşumlarımız yani algılarımızla ilgilenmeyiz. Aile, arkadaşlar, hocalar bir yere kadar bize yardımcı olurlar. Hisleri tanıdıkça onların faydalı olup olmadıklarını anlarız. Örneğin; bağımlılık, nefret, cahillik, gurur, kuşku, sağlıklı olmayan duygulardır. Acıya sebep olurlar. Acı da hayatımızdaki huzur ve neşeyi yok eder. Gurur büyük bir engelleyicidir. Herkesten daha iyi olduğumuzu düşündürür. Yalnızlık duygusu, sürekli kendi içimizde verdiğimiz savaş yüzündendir. İçimizdeki savaş bizi ailemizden, arkadaşlarımızdan, sosyal toplumdan uzaklaştırır.

Buddha, “Nefes Farkındalığını”eve geri dönmeye benzetmiştir. Ve bizi eve geri dönüş yaparak içerisini düzene sokmaya yani huzuru ve dengeyi bulmaya davet eder. Fakat çoğunlukla ne yaparız?

Eve geri dönmekten çok korkarız. Çünkü içimizdekilerle başa çıkabilecek donanıma sahip değiliz. Güzel haber! Düzenli yapılan nefes farkındalığı ile bu konuda ilerleme kaydedebilmektedir.

Şimdi ilk dört egzersizde yaptığınız gibi saatinizin alarmını 20 dakikaya kurun. Nefesinizin nerede olduğunu fark etmeye odaklanın. (Önce ilk dört egzersizi yapın sonra ikinci dörtlüye geçin ya da direk ikinci dörtlüden başlayabilirsiniz. Hangi şekil size uygun gelir ise onu deneyin) Son zamanlarda hissettiğiniz neşe hissini hatırlayın ve nefesinize odaklanarak içinizden şöyle deyin;

- Nefes alıyorum neşeyi deneyimliyorum. (ya da hissediyorum olabilir) Nefes veriyorum, neşeyi deneyimliyorum ( ya da hissediyorum)

Bu egzersizle iyi ya da kötü ortaya çıkan tüm hislere dokunulur. Bilinçli nefes ve rahat bir bedenle neşe ve daha iyi duygular yükselecektir. Nefesimize yüzde yüz odaklandığımızda endişelerden uzaklaşırız.

-

Yazının devamı...

Gerçeğe Ulaşmanın Yolu

25 Mart 2019

Yaşamınızdakilerle etrafınızda olanlar hoşunuza gitmiyorsa gerçeğe ulaşmanın zamanı gelmiş demektir. Gerçeğe ulaşmanın yolu kişinin kendisiyle arkadaşlık ilişkisi kurması yani kendisini tanımasıyla başlar. (Bu cümlenin derinine inmeyeceğim. Önceki beş yazımda kendisini tanımasıyla ilgili içeriği paylaşmıştım. Merak edenler bu yazılara göz atabilir.) Kişinin kendisiyle arkadaşlık ilişkisi kurmasını sağlayacak en güçlü teknik Nefes Farkındalığı yani meditasyondur.

Buddha, “Nefes Farkındalığı”tekniğini on altı ayrı egzersiz olarak paylaşmıştır. İlk 4 egzersizle, düşünce, hayal ve fikirlerin bırakılması, nefesle bir olma, ikinci dört egzersizle duygular, algılar, düşünce ve hayaller gibi psikolojik olanı fark etme, üçüncü dört egzersizle sadece kötü hisler değil, şefkat, inanç, iyi niyet, anlayışı tolerans ve sükûnete dokunma, dördüncü dört egzersizle net bir izleme hali kazanılır. Zihninizi körleştirenler kolayca fark edilir. Gerçeği anladığımızda sakinleşiriz. Zihin sakinleştiğinde ise odaklanmak kolaylaşır.

Nefes Farkındalığı” tekniğini uygulamak için ilk adım, güçlü bir motivasyona sahip olmaktır. Zira güçlü bir niyetiniz yoksa uygulamada süreklilik de olmayacaktır. İkinci adım, 20 dakika boyunca sessiz, sakin ve tek başınıza olabileceğiniz bir yere sahip olmaktır. Uygulama sırasında sandalyeye, koltuğa ya da yere oturabilirsiniz. İdeal olan oturma şekli lotus pozisyonu olmasına rağmen başlangıç için sırtınızın dik tutabileceğiniz herhangi bir pozisyon da olabilir. Bedenin rahat olması çok önemlidir. Beden rahatlığı, uykuya dalınmayacak seviyede olmalıdır. Sırtın dik olması, enerjinin bedende daha kolay yol alabilmesi içindir. Üçüncü adım ise “Nefes Farkındalığı” tekniğine zaman ayırmaktır.

Nefes farkındalığı tekniğini uygularken dirençle karşılaşabilirsiniz. Uygulamaya devam ettikçe bu durum değişecektir. Sabırlı olmak gerekir. Direnci kırmanın en iyi yolu yukarıda bahsettiğim gibi güçlü bir motivasyona sahip olmaktır. Bu tekniği ilk uygulamaya başladığımda uygulaması çok basit olduğu için etkili olabileceği konusunda şüphelerim vardı. Daha önce bu tekniği uygulayan ve bana öğreten hocalarımın deneyimini itici güç olarak kullandım. İlerleyen zamanlarda ise beden ve zihnim meditasyonu kendiliğinden istemeye başladı. “Nefes Farkındalığı” tekniği ile ilgili özetle şunları söyleyebilirim; “Yaşanılan acı, üzüntü ve korkuların kaynağı yanlış algılardır. Yanlış algıların kaynağına derin bir şekilde bakma becerisini ise tek başına yapacağınız “Nefes Farkındalığı” tekniği kazandıracaktır.”

Buddha’nın önerdiği 16 egzersizden ilk dördü nefesle bir olmayı, düşünceleri, hayal ve fikirlerin bırakılmasını yani teslim olmayı sağlamaya yöneliktir. Saatinizi 20 dakikaya ayarladıktan sonra burnunuzdan nefes alıp vermeye başlayın. Nefesinizin bedeninizin nerelerinde olduğuna bakın. Nefesinizi fark etmeye başladığınız da şimdiki zamana adım atmış olursunuz.

Nefesinizi en çok bedeninizin neresinde hissediyorsunuz? Karnınızda mı? Yoksa burnunuzun içine doğru giren serin hava şeklinde mi? Nefes alışverişiniz kısa mı, uzun mu? Sığ mı, derin mi? Nefesinizin nasıl olduğunu fark ettikten sonra; Nefes alırken içinizden;

“Nefes Alıyorum”, Nefes verirken“Nefes veriyorum” ya da Nefes alırken“Nefes aldığımı biliyorum” Nefes Verirken, Nefes verdiğimi biliyorum” diyerek sadece nefes alışverişinize odaklanın. Sonrasında ise ikinci egzersize geçin.

Nefes alırken içinizden

Yazının devamı...

Barış İçin Ne Yapmalı?

19 Mart 2019

Dünya için güzel bir şeyler yapmak istediğiniz halde beceremediğinizi düşündüğünüz anlar oldu mu? Benim pek çok kez oldu. İşte bu anlarımdan birinde, barış hareketinin aktif temsilcilerinden olan Vietnamlı zen ustası Thich Nhat Hanh’ya inziva sırasında sorulan soruyla Thich Nhat Hanh'ın bu soruya verdiği yanıtın yer aldığı bir yazı karşıma çıktı. Zen ustasına sorulan soru şöyleydi;

“”- Sevgili hocam, çok acı çekiyorum. Fiziksel acıya sebep olan kronik bir hastalığım var. Dünyada olanları aşırı şekilde önemserim. Ben bir aktivistim. (Aktivist: Toplumsal değişme ya da politik değişiklik yapmak amacıyla kasıtlı bir biçimde eylem yapan kişi) Dünyadaki şiddet, yoksulluk ve çevresel tahribat konusunda umutsuzluk hissediyorum. Fiziksel acıyla yaşayanlara ve dünyada yaşananlarla ilgili çaresizlik hissedenlere ne tür uygulamalar yapmalarını önerirsiniz?

Thich Nhat Hanh’da şu şekilde yanıtlamış;

Evet, Aktivistler olarak dünyanın daha az acı çekmesine yardımcı olacak bir şeyler yapmak istiyoruz. Ancak olaylara barışçıl yaklaşamadığımızda, içimizde yeterli seviyede şefkat olmadığında dünyaya yardım etme konusunda fazla bir şey yapmamış oluyoruz. Aslında tam merkezdeyiz. Dünya için bir şeyler yapmak isteyenler olarak her birimiz dünyayı temsil ediyoruz. Daha barışçıl olmalı ve öncelikle kendi acımızı azaltmalıyız. Barış, sevgi ve mutluluk kendimizle başlamalı. İçimizdeki acı, korku ve öfkeyle ilgilendiğimizde dünyayla da ilgilenmiş oluruz.

Bir çam ağacı düşünün. Bu çam ağacı, dünyaya yardım etmek için neler yapabileceğini sormuş olsa, vereceğimiz yanıt şöyle olurdu; “Dünya için elinden gelenin en iyisini yapmak istiyorsan, güzel ve sağlıklı bir çam ağacı olmalısın”

Çam ağacının yanıtı, insanlar içinde geçerlidir. Dünyaya yardım etmek için yapabilecek temel şey, sağlıklı, sağlam, sevgi dolu ve kendimize karşı nazik olmaktır. Bu konuda ustalaştıkça diğer insanlar bize bakarak “o, bunu yapabilirse, ben de yapabilirim!” diyecek ve bu şekilde daha barışçıl olmak için özgüvene sahip olacaklar.

Kendinizi ve dünyayı iki ayrı şey olarak düşünmeyin. Kendin için ne yapıyorsan dünya için de aynısını yapmış olursun. Odaklı ve nazikçe nefes aldığınızda, hayatta olmanın muhteşemliğini hissedin ve bunu dünya için yaptığınızı düşünün. Bu tür bir anlayışla pratik yaptığınızda, dünyaya yardım etmeyi başarabilirsiniz. Bu yapmak için yarına kadar beklemeye gerek yok. Bugün, hemen şimdi yapabilirsiniz.

Yazının devamı...

Zihnin Doğası ve Elementler

11 Mart 2019

Geçen yazımda çocukluktan ölüme kadar geçen zaman içinde hayatımız, düşüncelerimizle şekillense de, dünyayı “dışarıda bir şey” olarak deneyimleme eğilimine sahip olduğumuzdan bahsetmiştim. Bu bilgiyi tam olarak içselleştiremediğinizi düşünüyorsanız bu yazı içeriği netleşmenize yardımcı olabilir

Dünyayı “dışarıda bir şey” olarak algılama sürecinin nasıl gerçekleştiğini insan bedenin yapısını meydana getiren toprak, su, ateş, hava elementlerinin yapısından faydalanarak anlatmak istiyorum. Toprak, su, ateş ve hava elementi cinsiyet faktöründen bağımsız olarak her insan bedeninin yapısında bulunur.

Toprak elementi denildiğinde akla sadece toprak gelmemelidir. Sertlik ve yumuşaklık, toprak elementinin yapısını oluşturur. Diyelim ki meditasyon yapmaya karar verdiniz ve mindere oturdunuz minderin yumuşaklığı sizi rahatlatır, güzel bir his verir. Minder yerine yere oturduğunuz da ise rahatsızlık hissi ortaya çıkar. Minderin yumuşaklığı o kadar çekici gelir ki, mindere sahip olmak istersiniz. Mindere sahip olamadığınızda sinirlenir, belki de meditasyon yapmaktan vazgeçersiniz. Mindere sahip olduğunuzda ise meditasyon vazgeçilmeziniz haline gelir. Aslında burada odaklanılması gereken, toprak elementinin sert ya da yumuşak yapısıdır. Ve bu yapı minderin ne olduğundan bağımsız içsel olarak algılanan bir şeydir. Mindere karşı ne hissedersek hissedelim toprak elementin sahip olduğu yapı hiçbir zaman değişmeyecektir. Bu yüzden de dünyayı algılarken algılanan nesnenin yapısında toprak elementi varsa sadece toprak elementinin yapısına odaklanmak gerekir. Aksi takdirde sizi rahat hissettirenin minder olduğunu düşünmeye devam edersiniz. Toprak elementinin yumuşaklığı sadece minderde kendisini göstermez, yapısında toprak elementi olan her nesnede içsel olarak toprak elementini yumuşaklığı hissedilir.

Su elementi dediğimizde aynı şekilde ilk akla gelen su olmamalıdır. Akışkanlık ve koalisyon (bütünleşme) su elementinin kendine has özelliğidir. Su elementi bedeninizde olduğu için düşerken, otururken, dokunurken, yükselirken, otururken koalisyon ve akışkanlık deneyimlersiniz. Bunlar su elementinin kendine has özellikleridir. Bazen yüzünüzde ya da sırtınızda bir miktar akışkanlık hissedersiniz. Gözünüzü açıp baktığınızda hiçbir şey yoktur, çünkü akışkanlık harici değil içseldir.

Ateş elementi sıcak ve soğuk özelliğe sahiptir. Bazen ateşin üstünde oturuyormuş gibi, bazen de buz bloğunda oturuyor gibi hissedersiniz. “Oh, üşüyorum, üşüyorum. Üstümü örtmek için biraz kazak ya da battaniyeye ihtiyacım var, üşütebilirim” kelimeleri dökülür ağzınızdan. Soğukluk ateş elementiyle temas halinde olduğunuzun işaretidir. Soğukluk konusunda ne düşünürseniz düşünün ateş elementinin soğuk olma özelliği devam edecektir. O bir insan değildir. Ondan korunmak yerine içsel olarak hissettiklerinize göre kendinizi konumlandırmayı öğrenmek gerekir. Bu soğuk, üşüyebilir, hasta olabilirim yerine soğukluğu hissetme duyumu kapatmalıyım, kapatmak için de üzerime kazak alayım, diyebilirsiniz.

Zihin, sıcak ve soğuğun, ateş elementinin doğası olduğunu kabul etmedikçe hikayeler yaratmaya devam eder. Üşümeyi hastalığa sebep olan bir dış faktör olarak gösterir. Ateş elementinin doğasını kendinize hatırlattığınızda ise üşüme durumunu kişiselleştirmeyi bırakmak kolaylaşır. Yanlış anlamalara sebep olan kapılar da böylece kapanmış olur.

Hava elementinin kendine has özelliği harekettir. Hareketli, titreşimli, destekleyicidir. Otururken ayağa kalktığınızda hava elementini deneyimlersiniz. Burada oturma kalkma hareket silsilesinden başka bir şey değildir. Konsantrasyonunuz yeterince iyi olduğunda, oturduğunuzda, kalktığınızda devam etmekte olan birçok hareketin bir serisi olduğunu fark edersiniz. Birbirine bağlı devam eden bu seriyi göz ardı ederek serinin içindeki tek bir harekete göre hayatınızı şekillendirmeyi bırakırsınız.

Elementlerin kendine has özelliklerini anladıkça ve bu anladıklarınızı uygulamaya başladıkça bilincinizden gelen bilgileri daha rahat ayırt etmeye, geçmişte deneyimlerden ötürü edindiğiniz bilme halinin sizi nasıl yönettiğini fark edersiniz. Siz yoldan çıkaranların herhangi bir şeye bağlı olmadan kendiliğinden ortaya çıktığını anlarsınız. Böylece gerçekte var olmayan yel değirmenlerine karşı savaş açmayı bırakırsınız

Yazının devamı...

Sorumlu Kim?

4 Mart 2019

(İçerik ilginizi çektiyse bundan önceki iki yazımı da okuyabilirsiniz)

Hayatımız, çocukluktan öldüğümüz ana kadar olan düşüncelerimizle şekillense de, içgüdüsel olarak dünyayı “dışarıda bir şey” olarak deneyimleme eğilimine sahibiz. Bu eğilim bizi pek çok durumda olanlara karşı savunmasız yapar.

Bu sürece daha derinden bakacak olursak, deneyimlerin “içimizde” var olan zihinsel durumdan önemli ölçüde etkilendiğini fark ederiz. Tıpkı bir sporcunun bedenini eğitmesi gibi, zihin de eğitebilir. Zihin eğitildikçe davranış kalıplarının dışına çıkmak mümkün olur.

Son iki haftadır dışarıyı algılamada size yardımcı olan duyularınızın sahip olduğu bilinçten bahsederek konuyla ilgili uygulamaları "mutlulugusansabırakma" isimli instagram hesabımdan paylaştım. Bu uygulamaları yapabildiyseniz göz, tat, koku, tat, duyma, zihin duyularınızda var olan bilincin üzüntü, öfke, nefretle sonuçlanan zihinsel kirlenmelere sebep olduğunu fark etmiş olmalısınız. Uygulamaları yapamayanlar için kısa bir özet yapmak istiyorum.

5 duyunuza zihni de dahil edersek; düşünce ve duygularınızda var olan tema her neyse karşı karşıya geldiğiniz nesne o temaya uygun olarak şekillenir. Görme bozukluğunuz varsa görme bilincinden gelen bilgi olmayacağından duygular yükselmeyecek, zihinde rahatsız edici düşünceler belirmeyecektir. Bu da altı duyunun kapısını kapatabildiğimizde daha huzurlu ve mutlu bir hayatın bizi beklediğini gösterir.

Şimdi size bir soru; Bu altı kapıdan daha çok hangisi acıya sebep olur?

Bu sorunun yanıtı, zihindir. Zihin bilme halini temsil eder. Bilme halinin kaynağı deneyimlerdir. Bu altı kapının kapatılmasını sağlayacak en güçlü teknik meditasyondur.

Diyelim ki meditasyon yapmaya karar verdiniz, meditasyon için uygun pozisyonunuzu aldınız ve nefesinizi izlemeye başladınız. Nefes alıp verirken karnınız yükseldi falan filan. Odaklanma konusunda zihinsel çabanız azalmaya başladığında dikkatiniz azalır, zihin başka bir yere gider. Zihnin gittiği yer, keyifli ise bağlanma, arzu ortaya çıkar, keyifsiz ise itme, nefret gibi hoş olmayan hisler yükselir. Acılarınızdan kurtulmak için başladığınız meditasyonun acıları hatırlatmaktan başka bir işe yaramadığını düşünürsünüz. Aslında buradaki gerçek sorun, altı kapının kapatılmamasıdır.

Yazının devamı...

Ne Gördüğüne Ne Duyduğuna İnan

17 Şubat 2019

Geçmişte hissettiklerinizle, düşündüklerinizin dışarıdaki dünyayla uyumlu olmadığı bir sürü anınız olduğuna eminim. Bu deneyimi dünyanın neresinde olursa olsun her insan yaşar. Bu durumun nasıl oluştuğunuzu merak ediyorsanız bu yazı tam size göre olabilir.

Şimdi yakın zamanda çok öfkelendiğiniz bir anınıza hatırlayın. Öfkelendiğiniz kişinin o an size nasıl göründüğünü bakın...Büyük bir ihtimalle karşınızdaki kişi, hissettiğiniz öfkeye uygun bir görüntüye büründü. Âşık olduğunuzda da aynı şey olur. Sevgilinizin yaptığı, söylediği her şey ilişkinin ilk günlerinde hem kulağa hem de göze hitap eder. İlerleyen günlerde ise “sen çok değiştin, ilk başlarda böyle değildin” halleri başlar. Halbuki sevgiliniz tanıştığınız günkü aynı kişidir.

Gerçek şu ki ne duyarsanız, duyma bilinci, hangi kokuyu hissederseniz koklama bilinci, neyi tadıyorsanız tat alma bilinci, nasıl düşünüyorsanız zihninizde var olan bilincin temasına uygun olarak şekillenir. Duyularınız rahatsızlık varsa durum tamamen değişecektir. Örneğin görme bozukluğunuz varsa görme bilincinden gelen bilgi olmayacak. Buna bağlı olarak duygular yükselmeyecek, zihinde rahatsız edici düşünceler belirmeyecektir. Bu da, geçmişte tepki verdiğiniz tüm olaylarda kendi parmağınızın olduğunu gösterir. Hatta geçmişte tepki verdiğiniz durumlarda nasıl hareket ettiğinize bakarak zihninizde var olan bilincin içeriği hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz.

Dileyen önümüzdeki hafta boyunca her gün 5 dakika duyduğu, kokladığı, gördüğü, tattığı, dokunduğu, düşündüğü her objeye dikkatini vererek yazdıklarımın doğruluğunu test edebilir. Hatta bu uygulamayı “Dikkatli Olma Anı” olarak tanımlayabilir ve kendinize “Dikkatli olma” anları yaratabilirsiniz. Mesela günde onar dakikadan 3 kere toplam yarım saat. Sabah işinize giderken, öğlen yemeğinizi yerken, akşam eve dönerken. Bir nesne, insanla temasta olduğunuzda zihninizde belirlenen her düşünceyi not edin. Bu şekilde zamanla düşünce ve duygularınızın yükselişinin kendi bilinciniz ya da nesnenin kendi doğası kaynaklı olup olmadığını ayırt edebilirsiniz.

Bu uygulamayı sadece bir hafta değil, sürekli yaparsanız kirlenmiş zihne itibar ederek hayatınızı nasıl şekillendirdiğinizi açık ve net olarak fark edebilirsiniz. (Bu konuyla ilgili uygulamayı ilerleyen tarihlerde Mutluluğu sansa bırakma Instagram. Hesabımdan takip edebilirsiniz)

Gerçeği Arıyorsan;

Her ne görüyorsan, olduğu gibi görmeye dikkat et,

Yazının devamı...

Başkalarıyla Olan İlişkiniz

9 Şubat 2019

Başkalarıyla nasıl bir ilişki içinde olduğumuz çok önemli bir konudur. Vaktiniz varsa hayatınızdan birkaç örnekle bu durumu analiz edelim.

Şimdi geçtiğimiz ay içinde mutsuz olduğunuz bir anı hatırlayın. Bu mutsuzluk anının hayatınızda var olan bir kişiyle ilgili olup olmadığına bakın.

Şimdi de mutlu hissettiğiniz bir ana gidin. Hissettiğiniz mutluluğun bir insan ya da yaşayan başka bir varlıkla ilgili olup olmadığını bakın.

Sonuç nasıl çıktı bilmiyorum ama yaşadığımız güçlük ve mutlulukların çoğu çevremizdeki insanlar ya da yaşayan diğer canlılarla ilgilidir. İşte bu yüzden de diğerleriyle olan ilişkimizi düzene sokmak çok önemli. Bu sürecin kapsamına sadece aranızın çok iyi olduğu değil, aranızın kötü olduğu insanları da dahil etmelisiniz. İlişkilerinizi düzenlerken kötü olanları kapsam dışı bıraktığınızda, bir daha tekrar hayatınıza girme olasılıklarına karşı duyduğunuz endişe, korkuyu getirecektir. Korku da, yaşamınızdaki kötü insanların sayısının artmasına sebep olacaktır. Zamanla yalnızlığı tercih edeceksiniz. Yalnızlık, daha çaresiz ve sevgisiz yapacaktır.

İlişkileri düzenleme süreci, sadece insanlarla kısıtlı olmamalı, dış dünya, doğa ve diğer canlılar da dahil edilmelidir. Soluduğumuz hava, beslenme, yaşamak için dahi başkalarına ihtiyacımız var. Biyolog Jonas Salk’ın aşağıdaki sözü bu durumu çok iyi anlatmaktadır.

"Tüm böcek türleri dünyadan yok olduğunda elli yıl için dünyadaki yaşam sona erer. Tüm insan türü dünyadan yok olduğunda dünyadaki yaşam daha canlanacak ve çiçek açacaktır.

If all the insects were to disappear from the earth, within 50 years all life on earth would end. If all human beings disappeared from the earth, within 50 years all forms of life would flourish.”

Özetle bu dünyada herkes, her şey birbiriyle bağlantılıdır. Diğerleriyle olan ilişkilerimizde, saygılı, affedici, şükran dolu, sadık, nazik dürüst, cömert, olduğumuzda mutluluk hiçbir zaman yakamızı bırakmayacaktır. Yazdıklarım aklınıza yattı ise önümüzdeki hafta boyunca “

Yazının devamı...