Türkiye, iç ve dış gündemin yoğunluğuyla baş etmeye çalışıyor. Güney sınırlarımızda gelecek yılları etkileyecek önemli gelişmeler yaşanıyor. Irak ordusu, ABD ve İran desteğinde DAEŞ’i Musul’dan temizlediğini ilan etti. Şehir, 1 milyon 700 bin nüfusuyla bir harabe halinde “kurtarılabildi”. Şehir muharebeleri kazanıldı, fakat savaşın ne zaman kazanılacağı henüz belli değil.

Kurtarıcılar ile DAEŞ’in elinden “kurtulanlar” arasındaki duygusal bağın zayıflığı, güven yokluğu, bizi bir barışın mı yoksa farklı bir mücadelenin tanığı mı yapacak göreceğiz. Uzmanlar ağırlıklı olarak ikinci görüşü paylaşıyor. DAEŞ’in eylemlerini sürdüreceğini, Musul’da yaşanan sivil dramının, yönetimin mezhepçi yaklaşımının örgüte katılımları besleyebileceğini öngörüyor. Üstelik Irak’ta her geçen gün artan İran nüfuzunun da bunu etkileyeceğini söylüyorlar. 

Bölgede kaosun, Irak’ın zayıf olduğu bir anda, Barzani’nin Kürt bağımsızlığı için referanduma gitme hazırlıklarını sürdürmesi göz önünde bulundurulması gereken bir husus. Kararın hayata geçirilmesi bölgedeki gerilimi artırırken, dengeleri de değiştirecektir. 

DAEŞ ile savaşın doğal uzantısı Suriye cephesinde de tablo oldukça karışık. Hissesine Fırat’ın batısı düşen ABD, İran destekli, Şii militanları Suriye sınırından uzaklaştırmanın yollarını arıyor. Müttefiki Ürdün ve İsrail’in güvenliği için çatışmazlık bölgelerini hayata geçirmeye çalışıyor. Bu konuda Rusya ile ilişkilerini sıcak çatışmaya varmayan, ancak sıcak bir işbirliğine de imkân vermeyen bir modelde yürütüyor.

Türkiye açısından gelişmeleri anlamak için biraz daha yakından bakmak gerek. ABD’nin Ortadoğu’dan sorumlu Merkez Kuvvetler Komutanı J. Votel, 14 Temmuz günü, Tampa Bay Times’a verdiği röportajda Rakka operasyonun karakterine ilişkin ilginç açıklamalarda bulundu. Votel, Rakka operasyonunun Musul’dan farklı olduğunu ifade etti. DAEŞ’in hazırlıkları, Musul’da yenilmesi ve toprak kaybının neden olduğu baskılar yüzünden savaşın daha uzun ve sert yaşanabileceğini belirtti. Irak ordusuyla yaptığı karşılaştırmanın ardından da “yerel kuvvetlerle” çalışmanın kolaylığından söz etti. 

Votel, Türkiye’nin PKK’ya ilişkin meşru kaygılarının olduğundan söz ederken, Suriye’de yaptıkları hamlelerin yol açtığı ikincil üçüncül dalgaların karmaşık sorunlara tesir ettiğini ve iş yapmayı zorlaştırdığına dikkat çekiyor. Bunun üstesinden gelmek için de, Türk tarafının kaygılarını kabul ettiklerini söylemek, kendi amaçları konusunda şeffaf olmak ve çatışma ihtimalini azaltacak tedbirleri almaktan oluşan bir strateji izledikleri anlaşılıyor. 

Bu çerçevede ABD yönetiminin siyasi kararı, sahada PKK/PYD ile askeri işbirliğine devam ederken, Türk tarafına kaygıları konusunda “hak verdiğini” belirten konuşmaları sürdürmek. Buna paralel olarak, kendi operasyonlarını zora sokacak, Türkiye’nin PKK ile Suriye’deki olası askeri karşılaşmasını da izole etmek.

Tüm bu tartışma ve gelişmeler, bölgemizde yaşanmış tarihi bir tecrübeyi akla getiriyor. İkinci Dünya savaşı sırasında İngiliz ordusunda savaşan Filistinli Yahudiler, edindikleri askeri yeteneği daha sonra İsrail’in kuruluşu için kullandılar. Hedefte İngilizler ve Araplar vardı. Her ne kadar Amerikalılar Türkiye ile “teskin edici konuşmalar” yapmaya devam etseler de önümüzdeki yıllarda savaşmayı öğrenmiş PKK/PYD’nin benzer bir yol izlemeyeceğinin garantisi yok.