Altın Aslan prestiji, tehlikeli maddeye karşı

Venedik’ten “Altın Aslan” kazanan, ABD’de ise sağ kanattan silahlı kahramanları anlama rehberi gibi okunabileceği söylenen “Joker”in yarattığı kafa karışıklığı yönetmen Todd Phillips’in politik olmama ısrarından kaynaklanıyor

Batman’in en güçlü düşmanı Joker, süper kahramanın tam tersi, yani gölgesi olduğu için de en sevilen çizgi roman kötülerinden olageldi. Batman; ciddi, zengin, düzen yanlısı, mantıklı, akıllı, siyahlara bürünmüş bir kahraman. Joker ise eğlenceli, alt sınıftan, kaos eğilimli, mantıksız, deli ve renkli. Bu yıl yarıştığı Venedik Film Festivali’nden Altın Aslan Ödülü’yle dönen ve önemli bir festivalde yarışıp büyük ödül alan ilk çizgi roman uyarlaması olan “Joker”de bu cazibeli karakteri, Batman’e karşı değil, sosyal ve psikolojik şartlarla savaşırken izliyoruz, yani süper kahramansız; bir kötünün köken hikâyesinde…

“The Hangover” serisiyle tanınan yönetmen Todd Phillips’in ana ilham kaynağı çizgi roman dünyasının sağlam entelektüeli Alan Moore’un Joker’i konu alan “The Killing Joke”u gibi gözüküyor. Joker olmadan önceki Arthur Fleck, “The Killing Joke”daki gibi başarısız bir komedyen. Filmden devam edersek, annesiyle yaşayan, psikolojik tedavi görmüş ve palyaçolukla para kazanmaya çalışan Arthur, tedavisinin kesilmesi, geçmişine dair sırları gibi tetikleyicilerle gitgide köşeye sıkışıyor.

Joaquin Phoenix’in filmi tek başına da sırtlayabilecek performansı, yönetmen Phillips’in “Taxi Driver”, “The King of Comedy” gibi Martin Scorsese filmleri, “Network” ve hatta Pablo Larrain’in “Tony Manero”su gibi yapımları akla getiren; etüt edilmiş, psikolojik gerilim türü kalıplarının müthiş uygulamasıyla süsleniyor.

Filmin Venedik’ten beri tartışılmasının bir nedeni 1970’lerin Vietnam travmalı Richard Nixon dönemine, iklimsel krizdeki sağın yükselişte olduğu şu anın ruh halinin uygun düşmesi olabilir. ABD’deki Joker’in sağ kanattan silahlı saldırganlara denk düştüğüne dair yorumlar, karakterin sosyal altyapısını düzene bağlayan, psikolojik açıklamalar da getiren filmi fazla basitleştirmek olabilir. Silahlanmayla yasalarla mücadele etmek yerine faturayı sinemaya, bazen de video oyunlarına, kesmek gibi…

Ancak bu eleştirilere meydan veren Phillips’in filmin politik olmadığındaki ısrarı. Halbuki Alan Moore, “The Killing Joke”de Joker’i “sosyal sistemin çöküşüyle aklını yitiren alt sınıfın istismar edilmiş bir bireyi” olarak çizmekten çekinmediği ve politikaya bulaşmaktan imtina etmediği için metnini istediği ideolojiye oturtabilmişti. “Joker”, Avrupa’da Altın Aslan prestijini yaşarken, ABD’de insanları silahlı saldırılara yöneltecek tehlikeli madde muamelesine maruz kaldı. “Joker”in seveceği bütün bu kaosta şu kesin: Film, Phoenix’in performansından güç alan, 1970’lerin politik arka planlı psikolojik gerilimlerine başarılı bir saygı duruşu, ancak politik zemine sağlam basamıyor. Huzursuzluktan, güvencesizlikten, zengin iş adamlarının başkan olmasından medet ummaktan (Filmde Thomas Wayne) bahsediyor ama sonunda psikolojik travmaya sığınıyor. Yeni bir “Taxi Driver” olmadığını açık ama çizgi roman uyarlamaları dünyasının tekdüzeliğinden silkinmesi ve Wayne’lerin mitini sarsması bile yeterince değerli.

Altın Aslan prestiji, tehlikeli maddeye karşı

Napoli’de suç dünyasında

“Piranalar / La paranza dei bambini”, bu yıl Berlin Film Festivali’nde yarışıp En İyi Senaryo Ödülü’nü kazandı. İtalya yapımı Claudio Giovannesi’nin yönettiği film, “Gomorrah”ın da yazarı Roberto Saviano’nun kitabının uyarlaması. “Gomorrah” gibi bir mafya hikayesini konu alan film, Napoli’de geçiyor ve  15 yaşında bir grup gencin suç dünyasına girmesi üzerine.

Altın Aslan prestiji, tehlikeli maddeye karşı