Bir asırdır aynı yaşta

Blake Lively’nin başrolde olduğu “Ölümsüz Aşk” 20’nci yüzyıl başında geçirdiği bir kazayla 29 yaşında takılıp kalan 107 yaşında bir kadının hikayesini anlatıyor

Hollywood’un kadın oyuncularını zorladığı hep genç görünme uğraşı, “Ölümsüz Aşk/ The Age of Adaline”ın ana karakteri Adaline’ı ideal kadın yapabilirdi. Çünkü 1930’larda 29 yaşındayken geçirdiği bir kaza Adaline’ı hep 29 yaşında bırakıyor, zamanı onun için donduruyor. İkileme bakın ki oyuncularını genç görünme uğraşına sokan Hollywood, “Ölümsüz Aşk”ta zamanın olağan akışına alkış tutuyor. Tabii uygun bir eş bulduğunuz takdirde.

Lively parıltı gösteremiyor

Günümüze geldiğimizde iyi bir vintage gardıroba sahip 100’lü yaşlarındaki Adaline, hayatını geçirebilecek kadar etkilendiği bir adamla, Ellis’le tanışıyor. Ama ondan da hayatındaki diğer erkekler gibi kaçma eğiliminde. Bir tür “kaçak gelin”. Çünkü zaman ilk durduğunda FBI tarafından inceleme altına alınmaya çalışılmış ve bu yüzden 10 yılda bir isim ve şehir değiştirmeye karar vermiş. Artık yaşlı bir kadın olan kızı Flemming, buna karşı çıkıyor ve genç annesine kaçmamasını öğütlüyor.

Blake Lively’nin Adaline’da 100 yılın ağırlığını ve tecrübesini yansıtması beklenen performansı, tane tane bir İngilizceyi serinkanlı bir tavırla konuşmaktan ibaret.
Dolayısıyla oyuncu ilk ciddi başrol sınavında parıltı gösteremiyor. Dünyanın tartışarak bitmeyecek derecede önemli bir yüzyılının şahidi bir kadını, çok dil bilmek, arşive ve kitaplara meraklı olmakla çizmekle yetinen senaryoyu da Blake Lively’nin performansından daha derin bulmak mümkün değil.

Eş bulma mevzusu merkezde

Senaryonun merkezinde eş bulma mevzusunun olması elbette bir Hollywood klişesi. Filmin ilginç yönleri, Hollywood’un zamanı durdurma konusundaki ikiyüzlü tavrı ve oynadıkları sahneleri izlenir kılan Harrison Ford ve Ellen Burstyn’in performansları.

“Ölümsüz Aşk / The Age of AdalIne”

Yön.:Lee Toland Krieger Oyn.:Blake Lively (Adaline Bowman), Michiel Huisman (Ellis Jones), Harrison Ford (William Jones), Ellen Burstyn (Flemming) Sen.:J. Mills Goodloe, Salvador Paskowitz, J. Mills Goodloe Gör.:David Lanzenberg Müz.:Rob Simonsen

Ruhlar Bölgesi Bölüm 3

Eski usul korku filmi sevenlere

James Wan’ın yarattığı korku serisi “Ruhlar Bölgesi”, üçüncü film “Ruhlar Bölgesi Bölüm 3”ile yoluna devam ediyor. Leigh Whannell’in yönettiği film, ilk iki filmden önceki olayları merkeze alıyor ve serinin medyumu Elise’in (Lin Shaye) üstlendiği paranormal bir vaka üzerine ilerliyor. Olayın ilk iki filmin ailesi Lambert’larla bir ilgisi yok. Annesinin yasını tutan Quinn’e musallat olan bir kötücül ruh söz konusu. Eski usul korku filmi sevenleri memnun eden seri “Ruhlar Bölgesi”nin en zayıf halkasıyla karşı karşıya olsak da ana akım korkuların çoğundan düzgün bir film olduğu söylenebilir.

Marnie Oradayken

-Miyazaki’nin efsane stüdyosu Ghibli’nin yeni animasyonu “Marnie Oradayken / Omoide no Mani”, yalnız bir kız çocuğunun gizemli Marnie ile arkadaş olması üzerine. Hiromasa Yonebayashi’nin yönettiği animasyon, bir Ghibli filminden beklenen sıcaklığa sahip.

-Amerikan yapımı animasyon “Hayat Kitabı / The Book of Life”, genç bir adamın fantastik diyarlara yaptığı yolculukları anlatıyor.

- Haftanın dört yerli filminden biri Murat Toktamışoğlu’nun yönettiği korku “Şeytan-ı Racim 2: İfrit”, diğeri Tolga Baş’ın imzasını taşıyan komedi “Olur İnşallah”. Evren Erdem’in yönettiği “Yola Çıkmak”ise Konya’da bir otelde yolları kesişen karakterleri işliyor. “Beni de Götür”isimli dram ise sevdiği adamla bir araya gelemeyen bir kadın üzerine. Yönetmeni Avni Kütükoğlu.

İkinci kez Saint Laurent

Ünlü modacı Yves Saint Laurent’ı konu eden ve kısa bir arayla ortaya çıkan iki film bulunuyor. Bunların ikincisi “Saint Laurent”bu hafta gösterimde. Modacının hayat arkadaşı ve iş ortağı Pierre Berge onaylı “Yves Saint Laurent”a karşı avantajı ise onun Berge onaylı olmayışı. Bu da ikinci filmin modacının sivriliklerine, saflığı ve dehasına daha özgür yaklaştığı anlamına geliyor.

Geçen yıl Cannes’da yarışan Bertrand Bonello imzalı filmde, Laurent’ı Gaspard Ulliel canlandırıyor. Film, Laurent’ın kariyerinin doruğunda olduğu 1967-1976 yıllarına odaklanıyor. Hâlâ onun hayatının hakkını tam anlamıyla veren bir film çıkmasa da iki film arasında “Saint Laurent” tercih edilebilir.

DVD

HAFTANIN YENİSİ

KUZULAR FİRARDA / SHAUN THE SHEEP

İngiliz animasyon stüdyosu Aardman’ın
yeni sevimli filmini vizyonda kaçıranlar, DVD’de yakalayabilir.