Büyük gözlerin esrarı

Tim Burton kitsch resimleriyle tanınan Margaret Keane’in hikayesini anlatırken, karakterlerini üç boyutlu hale getiremiyor

Kendi kendisinin karikatürüne dönüştüğü şüphe götürmeyen yönetmen Tim Burton, “Büyük Gözler / Big Eyes” ile son döneminin en derli toplu filmini sunuyor. Yine de bu durum, 1990’ların yaratıcı yönetmeninin eski güzel günlerine döndüğü anlamına gelmiyor.

“Büyük Gözler” gerçek bir popüler kültür tarihi hikayesinden yola çıkıyor. İri gözlü çocukların yer aldığı kitsch resimler çizen Margaret’ın kendisinin de ressam olduğunu iddia eden eşi Walter, onun resimlerini kendi eserleri olarak pazarlar. Ama ne pazarlama! Ciddi eleştirmenler bu resimlerin sanat değerini topa tutarken, halk kapış kapış bu resimlerin posterlerini, kartpostallarını almaktadır. Margaret gitgide paranoyaklaşan Walter’ı terk ettikten sonra resimlerin hakları için dava açar ve bilindiği üzere eserlerin sahibinin Margaret olduğunu mahkeme de onaylar.

Hakkı yenen bir kadın

Film, Margaret’ın resimlerindeki gözleri gündelik yaşamında gördüğü birkaç sahne dışında Burton’ın uçarı dünyasından uzakta ve nispeten daha ağırbaşlı. Bir kadının hakkının yenmesi ve sömürülmesi öyküsü olarak görülebilecek film, Margaret’ın yıllar süren sessizliğinin nedenleri üzerinde durmuyor. Dönemin tutucu toplumu mu Margaret’ı gerçekleri söylemekten alıkoyuyor, yoksa kocasına âşık mı, ona mecbur mu? Bu sorulara tatmin edici bir yanıt bulamıyoruz.

Tek boyutlu karakterler

Quentin Tarantino filmlerinin sinemaya armağanı Christoph Waltz’ın tam bir karikatür şeklinde resmettiği Walter da Margaret’tan daha derinleştirilmiş bir karakter değil, hatta daha da tek boyutlu. Onun da gitgide Margaret’a kötü davranmaya başlamasının gelişimi, motivasyonları filmde enine boyuna işlenmiş değil. Burton’ı bu filme çeken başlıca sebebin “Ed Wood” filminden bildiğimiz üzerine kitsch’e olan düşkünlüğü olduğunu tahmin etmek çok güç değil. Burton, bütün boşluklarına rağmen son döneminin en izlenebilir filmini çekse de iri gözlerin ressamı Margaret Keane’e 1994’te Ed Wood’a yaptığı gibi aşk mektubu armağan edememiş.

“Büyük Gözler / BIg Eyes”

Yön.: Tim Burton

Oyn.:Amy Adams (Margaret Keane), Christoph Waltz (Walter Keane), Krysten Ritter (DeeAnn), Jason Schwartzman (Ruben), Danny Huston (Dick Nolan)

Sen.:Scott Alexander, Larry Karaszewski

Gör.: Bruno Delbonnel

Müz.: Danny Elfman


Çekmecelerden baskı çıkıyor!

İlk filmleri“Zenne” ile dikkat çeken Mehmet Binay ve M. Caner Alper, yeni filmleri“Çekmeceler”de genç kadın Deniz’i (Ece Dizdar) çocukluk yıllarından 30’lu yaşlarına kadar takip ediyorlar. Tiyatrocu babası (Taner Birsel) tarafından küçük yaştan itibaren cinsel gelişimi baskı altına alınan Deniz, pasif bir rol üstlenen annesinden (Tilbe Saran) de destek göremez. Bu durum Deniz’in ileriki yaşlarında kendine zarar vermeye başlamasına yol açacaktır.

Yönetmenler “Zenne”deki gibi “Çekmeceler”de de iddialı bir görsel dünya ve parçalı bir hikaye anlatımına başvuruyorlar. Ancak bu güçlü görsellik, hikayedeki dramın etkisinin önüne geçiyor ve filmin zaman atlamalarının karmaşası içinde Deniz’le bağ kurmayı zor hale getiriyor.

Yapay zekadan korkmuyoruz

GüneyAfrikalı yönetmen Neill Blomkamp ismini tüm sinemaseverlere duyuran ilk filmi “Yasak Bölge 9” ve “Elysium: Yeni Cennet”in ardından yeni filmi “Chappie”yle bilimkurgu türüne bağlılığını kanıtlıyor. Johannesburg’da geçen filmde, şehre robot bir polis gücü üreten mühendis Deon (Dev Patel), aynı insan gibi zamanla öğrenen bir yapay zeka yaratıyor. Üç soyguncu tarafından kaçırılan Deon, hurdaya çıkmış bir robota bu yapay zekayı yüklüyor ve robotun adı “Chappie” oluyor. Chappie bir çocuk gibi büyürken, filmin Hugh Jackman tarafından canlandırılan kötü adamı işleri karıştırıyor.

Film çoğu muhafazakar alt metinli bilimkurgunun tersine kahramanlarını soyguncular ve Chappie olarak seçiyor, filmin senaryosu da bilimden korkmak yerine bilime alan açmayı yüceltiyor. Ancak film, metninin bu beklenmedik güzel sürprizlerine rağmen dallanıp budaklanan hikaye örgüsünü bir odakta toplamakta zorlanıyor, zaman zaman bazı kahramanları unuttuğu bile oluyor.

Diğerleri

-Fransız yönetmen Laurent Cantet “Havana’ya Dönüş / Retour a Ithaque”de 16 yıllık bir ayrılıktan sonra Havana’da çatı katında buluşan beş arkadaş arasındaki dinamikler üzerinden ilerliyor. Bol diyaloglu, arkadaşlar arasındaki tartışmaların heyecanı ayakta tuttuğu film, Küba üzerinden solun ideolojik tartışmalarını sürükleyici bir tempoda masaya yatırıyor.

-Geçen yıl Cannes’da yarışan Arjantin yapımı “Asabiyim Ben / Wild Tales”, 87’nci Akademi Ödülleri’nde Yabancı Dilde Film dalında adaydı. Damian Szifron’un yönettiği film, altı intikam öyküsünü acımasız bir mizahla anlatan ve izleyicisini eğlendirmesi garantili bir yapım.

-Christian Ditter’ın yönettiği romantik komedi “Love, Rosie”, çocukluktan beri tanışan bir kadın ve erkeğin birbirlerinin hayatının aşkı olup olmadığı üzerine. Lily Collins ve Sam Claflin başrollerde.

-İlksen Başarır’ın yönettiği “Bir Varmış Bir Yokmuş”rock şarkıcısı Ozan (Mert Fırat) ve anaokulu öğretmeni Nehir’in (Melisa Sözen) aşkları, bir masal gibi sürecek mi sorusu üzerinde duruyor.

- Caner Erzincan’ın yönettiği “Yeni Dünya”da başrolleri Erkan Petekkaya, Şükran Ovalı ve Soner Erzincan paylaşıyor. Film İstanbul’a down sendromlu çocuklarıyla göç eden bir ailenin hikayesi.

-Korku-gerilim türündeki “Lazarus Etkisi / The Lazarus Effect”, bir grup tıp öğrencisinin ölüleri diriltmesinden yola çıkıyor.