Nil Kural

Nil Kural

nil.kural@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

Yeni nesil Sherlock Holmes filmlerinin ikincisinde aksiyon ve şiddetin dozu artıyor

Modern Sherlock ile ikinci buluşma

Dedektiflerin en ünlüsü Sherlock Holmes, iki yıl önce İngiliz yönetmen Guy Ritchie tarafından bir kez daha beyazperdeye uyarlanmıştı. Holmes’u Robert Downey Jr., Doktor Watson’ı ise Jude Law’un canlandırdığı bu uyarlama; kirli, sisli bir Londra’yı arka plan olarak alıp işin içine bolca aksiyon, İngiliz mizahı ve hızlı bir kurgu katıyordu.
Aynı ekip ikinci kez “Sherlock Holmes: Gölge Oyunları” ile karşımızda. Bu kez Holmes, saygın bir profesör olarak görünen James Moriarty’nin Avrupa’da terör eylemleri, cinayetler planladığını ve büyük bir komplo içerisinde olduğunu düşünür. Ancak en yakın arkadaşı ve yardımcısı Doktor Watson evlenip yuva kurmak derdindedir ve bu işlere karışmak istememektedir. Holmes kendisi kadar zeki olan rakibi James Moriarty ile yüzleştiğinde Watson’ın olayın dışında kalamayacağı ve Holmes’un bu olayı çözmek için çok uyanık olması gerektiği anlaşılır.
Bu film ilki kadar “taze” değil
Ritchie ve ekibi bu kez aksiyonun da şiddetin de dozunu artırıyor. Ancak ilk filmde İngiliz mizahı üzerinden ince ince ilerleyen senaryonun esprileri bu kez daha çok fiziksel komediye dayanıyor. Bu da Holmes’e pek uyan bir seçim olmuyor. Ayrıca ilk filmde taze gözüken birçok fikir, ikinci filmde abartılarak kullanıldığı için karikatürleşmeye başlıyor. İlk filmin tazeliği kayboluyor. “Sherlock Holmes: Gölge Oyunları” uzayan pek çok serinin kaderini paylaşıyor ve seviye olarak ilkinden aşağıda kalan bir yapım olmaktan kurtulamıyor.

Haberin Devamı

“Sherlock Holmes: Gölge Oyunları / Sherlock Holmes: A Game Of Shadows”
Yön.: Guy Ritchie
Oyn.: Robert Downey Jr. (Sherlock Holmes), Jude Law
(Dr. John Watson), Noomi Rapace (Simza Heron), Rachel McAdams (Irene Adler), Jared Harris (Profesör James Moriarty), Stephen Fry (Mycroft Holmes)
Sen.: Michele Mulroney,
Kieran Mulroney
Gör.: Philippe Rousselot
Müz.: Hans Zimmer

“Acımasız Tanrı”

Modern Sherlock ile ikinci buluşma

Orta sınıfın değerleri çöküyor

Polonyalı usta yönetmen Roman Polanski’nin Eylül ayında Venedik Film Festivali’nde yarışan filmi “Acımasız Tanrı / Carnage”, Yasmina Reza’nın yazdığı tiyatro oyunu “God of Carnage”in uyarlaması.
İki çocuk bir parkta kavga etmiş; biri diğerine bir sopayla vurarak dişlerini kırmıştır. Açılış planında uzaktan izlediğimiz bu olayın ardından iki çocuğun orta sınıfa mensup aileleri ‘kurban’ çocuğun evinde bir dilekçe yazmak için bir araya gelirler. Kurbanın annesi Penelope (Jodie Foster) bir yazardır ve babası Michael (John C. Reilly) ticaretle uğraşmaktadır. Saldırgan çocuğun annesi Nancy (Kate Winslet) finans danışmanı, babası Alan (Christoph Waltz) ise avukattır.
New York’ta bir apartman dairesindeki bu buluşma özürlerle, kibarlıklarla, yani medeniyet çerçevesinde başlar. Zamanla gerilim yükselir ve her karakterin gerçek yüzü gözükmeye başlar.
Roman Polanski kariyerinin başındaki, “Sudaki Bıçak / Noz w wodzie”, “Tiksinti / Repulsion”, “Kiracı / The Tenant” gibi filmlerden de anlaşılabileceği gibi tek mekanda az karakterle gerilim yaratma konusunda usta bir yönetmen. Aynı zamanda Türkiye’de gösterime girmeyen bir önceki filmi “Ghost Writer”da mizaha olan meylini bir kez daha kanıtlamıştı. “Acımasız Tanrı”da yönetmenin bu ustalıklarının hepsi bir araya geliyor. Tek mekan, sürekli taraf değiştiren karakterler, tırmanan gerilim ve kavga eden çocuklarından daha da çocuklaşan ebeveynler...
Seyirci adına tüm gözlemleri yapan, tüm sözleri söyleyen bir film “Carnage”. Bu yüzden de Polanski filmografisinin başyapıtlarından biri olamıyor belki ama eğlenceli bir sosyal taşlama olarak başından sonuna işliyor. Jodie Foster’ın zaman zaman aşırı teatralleşen performansı filme zarar veriyor. Ama geri kalan üç oyuncunun performansları, özellikle de Quentin Tarantino’nun sinemaya armağanı Christoph Waltz’ınki dört dörtlük.

Haberin Devamı

"Bisikletli Çocuk”

Haberin Devamı

Cannes’dan Büyük Jüri ödüllü

Dünyanın en prestijli film festivali Cannes’da aldıkları iki Altın Palmiye başta olmak üzere pek çok ödül kazanan Belçikalı Dardenne kardeşlerin yeni yapıtı “Bisikletli Çocuk / Le Gamin au
Vèlo” da bu yıl Cannes’dan eli
boş dönmemişti. Film Jüri Büyük Ödülü’nü Nuri Bilge Ceylan’ın
“Bir Zamanlar Anadolu’da”sıyla paylaşmıştı.
Film bir büyüme öyküsü anlatıyor. Babası tarafından yetimhaneye bırakılan ve babasının onu hayatından çıkardığını bir türlü kabullenemeyen Cyril Catoul (Thomas Doret) ana karakterimiz. Israrla babasını arayan Cyril, tesadüfen tanıştığı, kuaför dükkanı işleten şefkatli Samantha’dan (Cècile De France) hafta sonları bakıcı ailesi olmasını istiyor. Samantha bu zor durumdaki çocuğun teklifini düşünmeden kabul ediyor.
Sorunlu bir çocuğun büyüme öyküsünü gerçekçi bir sinema diliyle anlatan Dardenne kardeşler, diğer filmleri gibi zarif, sosyal arka planı sağlam bir filme imza atıyorlar.

“Acı Tatlı Tesadüfler”

Sınıfsal ayrılıklar

Uzun süredir çalıştığı fabrika kapanan France (Karin Viard) önce umutsuzluğa düşer, sonra Paris’te finans dünyasının zenginlerinden Steve’in (Gilles Lellouche) yanında hizmetçi olarak iş bulur. Ancak Steve’in oğlu Alban bir aylığına yanına gelince, France çocuk bakıcısı olarak da çalışmaya başlar.
“Acı Tatlı Tesadüfler / My Piece Of The Pie”ın yönetmeni, “İspanyol Pansiyonu / L’auberge Espagnole” ve “Paris”ten hatırlayabileceğimiz Cedric Klapisch. Yönetmenin sıcak, iyi karakterler sunma konusunda yeteneği var. “Acı Tatlı Tesadüfler” üstüne gittiği sınıfsal konuları işlerken zayıf kalsa da, sevimli ana karakteri France sayesinde eğlenceli olabilen bir film.


“Aşk ve Devrim”

1990’ların öğrenci olayları

“Sonbahar” filminin yapımcısı Serkan Acar’ın ilk filmi “Aşk ve Devrim”, 1990’lı yıllarda öğrenci olayları sırasında geçiyor. Solcu öğrenci Kemal, Leyla adlı bir kıza âşıktır. Kemal aşkıyla uğraşırken devrimci ev arkadaşının başına gelenler Kemal’i sarsar. Bu yıl Adana Film Festivali’nde Altın Koza için yarışan filmde Gün Koper, Deniz Denker
ve Ayberk Pekcan rol alıyorlar.

“Sümela’nın Şifresi: Temel”

Hazine peşinde

Televizyon dizileri yöneten Adem Kılıç’ın ilk sinema filmi “Sümela’nın Şifresi: Temel”de rol alan isimler arasında Alper Kul,
Aslıhan Güner, Ruhi Sarı ile Salih Kalyon da var.
Filmde sevdiği zengin kızla fakir olduğu için evlenemeyen Temel’in yolu Sümela Manastırı’na düşer. Burada bir hazine olduğunu keşfeder ve bu hazineyi bulmaya çalışır.

“Mikrofon”

İskenderiye’nin müzisyenleri

Ahmad Abdalla’nın yönettiği “Mikrofon / Microphone”, ABD’den
Mısır İskenderiye’ye gelen ve İskenderiye’nin cazdan rock’a uzanan değişik türlerdeki müzik dünyasını keşfeden Khaled’i (Khaled Abol Naga) takip eden bir film. Film,
bu yılki İstanbul Film Festivali’nin uluslararası yarışmasından Altın Lale kazandı.

“Alvin ve Sincaplar 3: Eğlence Adası”

Sincaplarla ıssız adada
“Alvin ve Sincaplar” serisinin üçüncü filmi “Alvin ve Sincaplar 3: Eğlence Adası / Alvin and the Chipmunks: Chip-Wrecked” çocuklara hitap eden bir yapım. Bu tür filmlerde uzman bir isim olan Mike Mitchell’ın yönettiği filmde, Alvin ve sincaplar çıktıkları yolculukta kendilerini ıssız bir adada buluyorlar.