Silahlar yok, bürokrasi var

Amerikalı olmayı sorgulamayı seven Coen biraderler ile Amerikalı olmakla romantik bir ilişki kuran Steven Spielberg’ün işbirliği siyasi ara tonlara sahip ağırbaşlı bir casus filmini ortaya çıkarıyor

Hayal gücünün damga vurduğu “Üçüncü Türden Yakınlaşmalar”, “E.T.” ve “Jurassic Park” gibi filmlerin yönetmeni Steven Spielberg, gitgide daha sık ayakları yere sağlam basan filmler çekmeye başladı. “Münih”, “Lincoln” ve şimdi de Soğuk Savaş döneminde geçen, John le Carre izlerini taşıyan ağırkanlı casus filmi “Casuslar Köprüsü”.

Gerçek olaylardan yola çıkan senaryosunda Coen biraderlerin de imzası bulunan film, yaşını başını almış Abel adlı bir Rus ajanının New York’ta yakalanmasıyla başlıyor. Ülkesi için sadakatin ta kendisi olan bu adam, Le Carre’nin “Köstebek”i veya “Smiley’in Dönüşü”nden fırlamışa benziyor.

Filmin en güçlü damarı

Abel, ABD için pazarlık yapmayan, sırları satmayan onurlu bir “düşman”. Abel’in mahkemede savunulması için görevlendirilen sigorta avukatı Donovan ise Hollywood’un altın döneminden Clark Gable veya James Stewart’ın canlandırabileceği gibi bir Amerikan kahramanı. İşini ciddiye alıyor, Abel’e saygı duyuyor ve ABD’nin Soğuk Savaş’taki en büyük kozunun Amerikan değerleri olduğunu düşünüyor. Yani onlara yakışan Abel’i sandalyeye göndermek değil, yurttaşlarıyla aynı haklarla yargılamak... Donovan bu yüzden nefret edilen birine dönüşse de yargılarında haklı olduğu ortaya çıkıyor. Rusya’da düşürülen Amerikan casus uçağının pilotu ile Abel’i takas etme ihtimali doğuyor.

“Casuslar Köprüsü”, Bond veya Bourne serileri gibi aksiyonun, hızın, silahların, suikastların değil; gri renkli takım elbiselerin, bürokrasinin, siyasetin, politik pazarlıkların öne çıktığı olgun bir casus filmi. Amerikalı olmayı sorgulamayı seven Coen’ler ile Amerikalı olmakla romantik bir ilişkisi bulunan Spielberg’ün işbirliği siyasi ara tonları olan bir film yaratıyor. Hanks, Abel’in deyişiyle dik duran Amerikan kahramanına her zamanki gibi yakışırken, Abel’i canlandıran İngiliz karakter oyuncusu Mark Rylance, Spielberg’ün oyuncu bulma gücünü yitirmediğini kanıtlıyor ve büyülüyor. Abel ve Donovan’ın ilişkisi, iki aktörün oyunlarının doruğa çıkmasının da etkisiyle filmin en güçlü damarı. “Casuslar Köprüsü”, Spielberg sinemasının zirvesi değil. Ancak Spielberg’ün yakın dönem siyasetle ilgilenen filmlerini sevenler ve casus filmlerinde nefes kesici sahneler değil, dünya düzeniyle ilgili bir şeyler arayanların filmi.

“Casuslar Köprüsü / BrIdge of SpIes”

Yön.:Steven Spielberg
Oyn.:Tom Hanks (James B. Donovan), Mark Rylance (Rudolf Abel), Amy Ryan (Mary McKenna Donovan), Alan Alda (Thomas Watters), Austin Stowell (Francis Gary Powers)
Sen.:Matt Charman, Ethan Coen, Joel Coen Gör.:Janusz Kaminski Müz.:Thomas Newman

Silahlar yok, bürokrasi var

Türkan Şoray’ın yönetmen koltuğuna dönüşü

“Dönüş”ve “Yılanı Öldürseler”in aralarında olduğu filmlerin yönetmenliğini üstlenen Türkan Şoray, uzun yılların ardından “Uzaklarda Arama”ile bir kez daha kameranın arkasında... Film, şehirden Uzaklar adlı bir kasabaya taşınan bir pavyonun hikayesini anlatıyor. Muhafazakar kasaba halkı pavyonda çalışan kadınlara önce kötü davranıyor ama zamanla önyargılar yıkılıyor.

Oyuncu kadrosunda Sevda Evginci, Yağmur Ünal, Mustafa Uğurlu, Fırat Tanış, Ekin Türkmen ve Kaan Urgancıoğlu’nun yer aldığı filmin senaryosu Onur Ünlü’ye ait. Film, dönem filmi atmosferini taşıyamaması, oyuncu performansları arasındaki dengesizlik ve aralarda dağılan hikaye nedeniyle teklese de bunları unutturan bazı hoş anları da içinde barındırıyor.

Silahlar yok, bürokrasi var

Zıtların yol arkadaşlığı

John Maclean ilk uzun metrajlı filmi “Sakin Batı / Slow West”te şair John Keats benzeri romantik Britanyalı Jay Cavendish (Kodi Smit-PcPhee) ile Vahşi Batı’nın kanun kaçaklarından Silas’ı (Michael Fassbender) yol arkadaşı yapıyor. Hedefleri ise Cavendish’in aşkı Rose’u bulmak.
The Beta Band grubundan hatırlanabilecek John Maclean, ilk filminde sinemada ümit veriyor. “Sakin Batı”, adında da bahsettiği gibi yavaş yavaş açılan, coğrafyanın güzelliğine yer veren ve şiddeti es geçmeyen stil sahibi bir ilk film.

Silahlar yok, bürokrasi var

Haftanın diğerleri

MÜJDAT GEZEN YÖNETMEN
Müjdat Gezen’in 1989 tarihli “Kobay”dan beri yönettiği ilk film olan “Diktatör Adolf Hitler’in Hayatının Esrarengiz Yönleri” bir komedi. Başrollerinde Gezen’in yanı sıra Aysun Ergin ve Cengiz Gezgin’in bulunduğu film, Adolf Hitler’le ilgili bir film çekmeye çalışan yeteneksiz bir sinemacıyı konu ediniyor.

KORKU KOMEDİSİ ARAYANLARA
R.L. Stine’ın aynı adlı çocuk kitapları serisinden sinemaya uyarlanan “Goosebumps: Canavarlar Firarda / Goosebumps”ın başrollerinde Jack Black, Dylan Minnette ve Odeya Rush var. Rob Letterman’ın yönettiği film, hayali bir yerde serbest kalan canavarlarla mücadele eden ergenleri ele alıyor. Film, ABD gişesinde ilgi gördü.

DVD

HAFTANIN YENİSİ

“VICTORIA”
Alman sinemasının geçen sezonki yıldız filmi bir Berlin gecesinde geçiyor ve nefes nefese bir tempoya sahip.