ABD ile asıl kriz sohbaharda...

Eklenme Tarihi05.03.2018 - 1:30-Güncellenme Tarihi05.03.2018 - 11:45
Rex Tillerson, ABD Dışişleri Bakanı olmadan önce petrol devi ExxonMobil’in CEO’su kartvizitini taşıyordu.

İşte o ExxonMobil, sonbaharda, Kıbrıs Rum Kesimi’nin Blok 10 dediği alanda petrol ve doğalgaz arayacak.

Asıl kıyamet de işte o zaman kopacak!

ABD’li şirket, Türkiye’nin İtalyan şirketi Eni’nin Blok 3’teki sondajına engel olmasından sonra Rum Kesimi’ne telefon açıp destek beyan etmiş ve sonbaharda planlandığı gibi sondaja başlayacaklarını iletmiş.

Hatta tam sondaj yerini belirlemek üzere sualtı robotları olan iki gemiyi de şimdiden Ada’ya yollayacak-larını söylemişler.

Kathimerini gazetesi duyurdu bu gelişmeyi. Haberin sonundaki cümleye Tillerson’un eski görevini yazmayı da ihmal etmediler elbette.

O güne kadar Kıbrıs sorunu çözülmez ya da Türkiye’nin Ada’nın doğal kaynaklarının her iki tarafa da ait olduğu tezi kabul görmezse, Doğu Akdeniz’de Türk ve ABD savaş gemileri karşı karşıya gelebilir.

EKONOMİ SINIFINDA BİR BAŞKAN...

Yanına gittim, “Babam iki numaralı sandıkta oy kullanan bir Divan üyesi ve tahminen size oy vermedi, ben de Galatasaray’da lisanslı olarak yüzdüm ama Fenerbahçe taraftarıyım” diye başladım konuşmaya ve ardından “Şimdi yanınıza oturabilir miyim?” diye sordum.

Cuma akşamı Cenevre-İstanbul uçuşunda Galatasaray Başkanı Mustafa Cengiz ile toplam 5 dakikalık sohbetimiz işte böyle başladı.

Önce “Fenerbahçe Stadı’na, derbi maçını izlemeye gidecek misiniz?” diye sordum, “Elbette” diye yanıtladı.

Biraz daha konuştuk, bana geçen duygu, Cengiz mayıstan sonra da Başkan kalmak istiyor ve ona göre plan yapıyor.

Gözleri fıldır fıldır dönmeyen, yalan dolanı da pek beceremeyen bir adam izlenimi bıraktı bende.

Bir daha seçilir, seçilmez, bilmem ama hoşuma giden şeyi yazmam lazım:

Business Class’ta boş tek bir koltuk gördüm Başkan’ı ararken, Mustafa Cengiz eğer yanındaki diğer üç kişiyi yalnız bırakmamak adına ekonomi sınıfında uçtuysa, büyük bir alkışı hak ediyor demektir.

Bize lazım olan din adamları...

Türkiye’de yaklaşık 22 bin erişkin, 12 bin yeni doğan ve bin 500 çocuk olmak üzere toplam 35 bin yoğun bakım yatağı var. Yani her 10 bin kişiye 2.25 yoğun bakım yatağı düşüyor. Bu rakam, Fransa, Hollanda ve İspanya’da 0.9, Belçika’da 2.2, Almanya’da da 2.5. Ancak yoğun bakım yataklarının yüzde 35’ini ihtiyaç dışı kullanan tek ülke biziz.

Keşke “Yoğun bakımda hastalar çıplak, kadın-erkek bölümleri ayrı olmalı” diyen din adamları yerine;

- ”Ey Müslüman, ihtiyacı olmayan hastanızı yoğun bakımda tutmayın, yer bulamayan gerçek ihtiyaç sahiplerinin günahına girmeyin” diyecek din adamlarımız olsaydı.

Türkiye’de asansörler günde 55 milyon kişi taşıyor. Ruhsatsız, hiç bakımı yapılmayan, her an kaza riski olan binlerce asansör var. Keşke “Asansörde halvet olur mu?” sorusu üzerine konuşan din adamlarımız yerine;

-  ”Ey Müslüman, üç beş kuruş için asansörlerin bakımlarını ihmal etmeyin. Hem apartmanlara hem de inşaatlara sağlıklı asansör kurun, bakımını mutlaka yaptırın” diyecek din adamlarımız olsaydı...

SUYUN SON KULLANMA TARİHİ OLUR MU?

Cam şişedeki su için ilk kez son kullanma tarihi konulduğunu gördüm.

Üstelik sadece 2 haftalık ömür biçmişler! Araştırdım ama cam şişede bekleyen suyun zararlı olduğuna dair tek bir bilgi bulamadım.

Sonra, lüks bir otel kendi logosunu taşıyan şişelere neden böyle bir tarih yazma ihtiyacı duydu ki diye düşündüm.

Tahminim, Cenevre Gölü’nün sadece bir kolunu, biraz görebilen bir otel odasını, İstanbul Boğazı’nı 270 derece gören bir odadan daha pahalıya satmak için yapıyorlar bunu.

Doğrusunu isterseniz, başarıyorlar da...

 

 

 

 

 

Etiketler